Sevgili hemşerilerim, internette dolaşırken yolum
Edebiyat Kulübüne düştü.
Güzel pek çok eseri, yazarları, şairleri dolaşırken karşıma
Mevlana'nın “Mektubat” adlı eserinden
alınmış bir bölüm geçti.
Okuyunca, bu kısacık yazıda bütün hayatın özetlendiğini gördüm.
Kendi adıma gereken dersleri almaya çalışıyorum.
Umarım Sizlerde kendi payınıza düşeni alırsınız.
* * * * *
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar... olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin, güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra,
sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece, bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
(MEVLANA)
* * * * * * * * * * * * * * * * *
TEBRİK VE İKİ KELAM ...!
Kahramanmaraşımızın yetiştirdiği güzide evlatlarından; Çok kıymetli arkadaşım Dr.Gökhan GÖKŞEN beyefendinin, 12 Şubat Kurtuluş Bayramımızın Milli bayram olması için ortaya koyduğu fikri çok beğendim.
Bundan sonrası iş Sayın Milletvekillerine ve onları bu uğurda teşvik edecek İl ve ilçe başkanı arkadaşlarımıza düşüyor.
Bu kanun teklifine tüm hemşerilerimizde sahip çıkmalıdır. Ama lütfen elimizi çabuk tutalım. Yoksa Maazallah Antepli iş bitirici kardeşlerimiz kalkar bu işide elimizden alıp Antep'in kurtuluş gününü milli bayram olarak kutlatabilirler.
Tek madalyalı şehir olma ünvanımızı daha dün kaptırdığımız gibi, bu konuyuda kaptırmayalım.
Benden söylemesi vebali elinde etkisi yetkisi olanların boynuna.
Erkan ŞERBETÇİ
Email: eserbetci@hotmail.com
KANAL46.TV
29.01.2010 11:26 Tarihinde Eklendi. Kategori : Yazarlar.