PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

12 ŞUBAT BELEDİYESİ
12 ŞUBAT BELEDİYESİ

28 Şubat mağduru Merve Kavakçı neler anlattı?

TBMM Darbe ve Muhtıraların Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan 28 Şubat alt Komisyonu, Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen ancak başörtüsü nedeniyle yemin edemeyen Merve Kavakçı’yı dinledi.
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 20.10.2012 00:20 Tarihinde Eklendi.  Kategori : POLİTİKA.

    TBMM Darbe ve Muhtıraların Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan 28 Şubat alt Komisyonu, Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen ancak başörtüsü nedeniyle yemin edemeyen Merve Kavakçı’yı dinledi.

    Kavakçı, "O gün yaşananlar Silahlı Kuvvetler gölgesinde DSP güçlerinin Meclis çatısı altında üstlendiği bir darbedir” dedi.

    Kavakçı, 13 yıl sonra ilk kez TBMM’ye geldi. 1 saat 30 dakika sunum yapan Kavakçı, üzerinde ‘Merve Kavakçı Olayı’ yazan bir CD’yi de basın mensuplarına ve komisyon üyelerine dağıttı. Halen George Washington Üniversitesinde Siyaset Bilimi eğitimi verdiğini belirten Kavakçı, normal bir vatandaş gibi hissetmek ve normal bir vatandaş muamelesi görmenin kendisi için uzun zamandır hissetmediği bir duygu olduğunu belirterek, “Benim için bir ilk yaşanıyor. Onun için çok teşekkür ediyorum” dedi.

    28 Şubat'ın "Kavakçı olayı" olarak tanımlanan bölümünde iki sorunu olduğunu belirten Kavakçı, bunlardan birinin hukuki, birinin de ahlaki olduğunu söyledi. Kavakçı, “Bu iki durumu tam olarak karşılayacak bir kavram bulamadığımı için ikisini de birer ayıp olarak nitelendiriyorum. Hukuki ayıp, seçilmiş bir milletvekilinin ant içerek görev yapmasının bir dizi zorlama ve istisnai uygulamayı gündeme sokarak adeta bir nefret suçunu legalize etmek gayesine odaklanarak engellenmesiyle alakalı. Ahlaki ayıp ise Meclis kürsüsünün yemin günü işgal edildiği andan başlayarak bugüne dek bana reva görülen defakto uygulamalardır” dedi.

    “O GÜN GENEL KURUL’DA YAŞANANLAR ADI KONULMAMIŞ BİR DARBEDİR”

    Öncelikli hukuki anlamda şahsı ve kendisini seçen İstanbul halkıyla ilgili bu ayıbın giderilmesini talep ettiğini ifade eden Kavakçı, şunları kaydetti:

    “2 Mayıs 1999 tarihinde Meclis’te yaşanan olaylar sonucunda sadece benim görev yapmam engellenmedi, aynı zamanda bana oy vermiş olan seçmenin temsil hakkı da gasp edildi. O gün Genel Kurul’da yaşananlar adı konulmamış bir darbedir; Silahlı Kuvvetler gölgesinde DSP güçlerinin Meclis çatısı altında üstlendiği bir darbedir. 2 Mayıs 99 günü milli irade kısmen yok sayılmıştır, seçme ve seçilme hakkı yok sayılmıştır, din ve ifade hürriyeti engellenmiştir. Kadınların üçte ikisinin başlarının örtülü olduğu bir ülkede temsil merkezinde kadın ayrımcılığı yapılmıştır. Fazilet Partisi’nden sadece bana karşı yapılmıştır bu; aynı siyasi görüşü diğer milletvekilleri ile de paylaşıyor olmama rağmen aynı partiden. Meclis’in itibarı zedelenmiştir. Bu ayıp Meclisimizin üzerinde kalmıştır; Meclis bu ayıbı ortadan kaldırması ve vatandaşımızın gözünde yara alan kendi itibarını onarmalıdır.”

    “28 ŞUBAT DEVAM EDİYOR”

    Darbecilerin etkisi altında devletin kendisini ve ailesini hedef gösterdiğini belirten Kavakçı, şöyle devam etti:

    “Bana ve yanımda durma cesareti gösteren Nazlı Ilıcak gibi kişilere haddini bildirmeye kalkıştı. Şahsiyetimi, milletimizin nezdindeki itibarımı zedelemek için uğraştı. Başörtü kadınlar olarak açıkça ifade edeyim; bizim 28 Şubatımız hala devam ediyor. Dönemin iktidarı yok oldu. O gün benimle aynı sıraları paylaşan bazı siyaset arkadaşlarım iktidar oldu; bizlerin 28 Şubat’ı devam ediyor. Benim için etkileri kökleşerek devam ediyor. Ben bu yola yalnız çıkmadım. Ben partimin kararıyla aday adayı oldum ancak kısa zamanda da anladım ki bu yola yalnız devam edeceğim. Bu güne kadar olan mücadelemi maddi ve manevi anlamda kendi ailemin desteğiyle bir başıma sürdürdüm.”

    Burada hem şahsı adına hem de temsil hakkından mahrum bırakılan seçmeni adına bulunduğunu belirten Kavakçı, “Bugün burada vereceğim ifadeden anlaşılacağı üzere şimdi Merve Kavakçı olayı olarak anılar siyasi ve akademik çerçevede üzerinde geçen 12 senede kitap, doktora, master tezleri yazılar olaylar Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin bir parçası haline geldi. 99 senesinden bugüne kadar süre içinde olayın uluslar arası boyuttaki tanınırlığı beni de hayrete düşürdü. Genel manada son 10 yıllar içinde ülkemizdeki başörtüsü yasağı ile ilgili yürütülen uluslar arası edebiyat büyüdü. Doğal olarak da Merve Kavakçı olayının incelenmesini de beraberinde getirdi” diye konuştu.

    “KAVAKÇI OLAYINI ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULSUN”

    Kavakçı, TBMM’nin gasp edilen haklarının iadesi ile ilgili bir Meclis kararı çıkartmasını ve Meclis’te ‘Kavakçı olayı çerçevesinde yapılan usulsüzlüklerin belge tahrifatlarının, güçler ayrımı ihlalini ortaya çıkartılması, bu tür olayların bir daha tekrarlanmaması için’, Susurluk Komisyonu benzeri bir araştırma komisyonunun oluşturulmasını talep ettiğini söyledi. Kavakçı, konuyla ilgili olarak ‘dönemin Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı arasındaki yazışmalar, sözlü görüşmeler, Cumhurbaşkanlığındaki gizli yazılar, telefon kayıtları, Genelkurmay Başkanlığı’nın kozmik odasında konuya ilgili dokümanlar, dönemin MGK kayıtları, dönemin devletlerarası yazışma ve görüşmeleri, ABD ve Türkiye arasındaki, ilgili telefon kayıtları, ilgili istihbarat kayıtları. MİT, CIA, MOSSAD arasındaki sözlü ve yazılı kayıtlar, dönemin YSK kayıtları ve medyanın tacizlerine örnek teşkil edebilecek. Uğur Dündar ve ekibinin dayın Orhan Güngen ile yaptıkları telefon görüşmelerinin kayıtlarının ortaya çıkartılmasını talep ettiğini’ de söyledi.

    “YAYINLAR KARAKTER CİNAYETİYDİ”

    Kavakçı, TBMM Genel Kurulu’nda yemin günü olan 2 Mayıs 1999 günü öncesine dair atmosferi anlattı. YSK’nın başörtülü fotoğrafı bulunan başvurusunu kabul ettiğini belirten Kavakçı, medyanın ise son derce kaba ve nezaket dışı davranışlar içine girdiğini söyledi. Bunlara aldırış etmeden kampanyasını yürüttüğünü belirten Kavakçı, “Verdiğim demeçlerin basına yansımasında dikkatimi çeken, her ne kadar Türkiye’nin çözüm bekleyen problemleri ile ilgili bir kadın olarak, bir genç olarak neler yapmak istediğimi ifade etmeye çalışsam da, yapılan yayınların sistematik olarak kişiliğim üzerinden sürdürülen bir karakter cinayeti olduğunu görmekte, seçmenin gözünde beni küçük düşürecek haberler yapılıyordu. Adaylığımın açıklandığı ilk günden itibaren bu yönde hem kamuoyunda genel olarak olumsuz bir şekilde tanıtım başladı, hem de dindar kesimin gözünde bir itibarsızlaştırma söz konusuydu” diye konuştu.

    Kavakçı 18 Nisan’da milletvekili seçildiğini mazbatasını aldığını belirterek, Meclis’e gelerek kaydını yaptırdığını, rozetini taktığını, fotoğrafını çektirdiğini, çalışmak istediği komisyonları belirlediğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Ant içip görevimi yapmaya hazırdım. O arada Ecevit’ten, Hüsamettin Özkan vasıtasıyla partinin ileri gelenlerine ki bu konuda Abdullah Gül’ün bilgisine başvurulabilir, Genel Kurul’a girmemem istendi. Bana Meclis’te gelip gideceğim bir oda verilecekmiş, bu teklifi kabul etmedim. Seçilmiy bir vekil olarak görevim beni seçenleri komisyon ve Genel Kurul’da çalışarak temsil etmekti. Yemin töreni ile alakalı olarak farklı bazı görüşler oluşmuş. Bunların çoğuna sonradan vakıf oldum. Parti içinde Anayasa ve İçtüzük başörtülü bir vekilin hakları konusunda herhangi bir kısıtlama getirmezken, bariz bir baskı atmosferi parti üzerinde etkisini göstermiş o dönemde. Ben çalışmalarımla meşgul olduğum için bunlara sonradan vakıf oldum. Bana açıkça yemin gününe dair plan olduğuna dair ulaşan tek bilgi, 1 Mayıs 99 günü, yani yemin töreninden bir gün önce Sayın Abdullah Gül, Salih Kapusuz ve Lütfü Esengün beylerin evimize yaptıkları kısa ziyarette, ‘Yarın sabah gidip Meclis Başkanı Septiğlu’nun elini öpeceksin, eğer müsaade ederse yemin edeceksin, etmezse yemin etmeyeceksin’ talebi oldu. Sayın Gül’e bunun makul bir teklif olmadığını söyledim. Bu kararı ne zaman aldıklarını sordum. O gün toplanan Başkanlık Divanı toplantısında bu karar aldıklarını söyledi. Ben de ‘keşke beni de çağırsaydınız’ dedim. Sayın Gül, ‘ama sen Başkanlık Divanı üyesi değilsin ki’ cevabını verdi bana. Aynı akşam, şahsi gayretlerim sonucunda uzun süredir genel başkanımız Recai Kutan bey’le görüşmek istiyordum. Milletvekillerine ASKİ sosyal tesislerinde bir yemek vermişti, bu yemeğin ardından bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Recai Kutan Bey’in dışında Cemil Çiçek Bey, Temel Karamollaoğlu Bey, Zeki Ünal ve Salih Kapusuz beyler de benimle beraber hazır bulundular. Dönemin Karaman Milletvekili Zeki Ünal, ‘Merve Hanım Genel Kurul’a gelmeli’ teklifinde bulunduğunda, Cemil Çiçek bey karşı çıktı ve ‘Bilmediğiniz şeyler var’ cevabını verdi. Daha sonra edineceğim bir bilgi, Sayın Çiçek’in bu sözlerine ışık tutar nitelikteydi. Turhan Alçelik ve rahmetli Bahri Zengin Bey’le karşılaştım ve bana şu bilgiyi verdiler; “askeriyeden Cumhurbaşkanı Demirel aracılığı ile parti başkanlığına ‘Kavakçı yemin ederse müdahale ederiz’ uyarısı yapıldı. Onun için arkanızda duramadı”.

    2 Mayıs günü diğer milletvekilleri gibi adım okunduğu zaman yemin etmek için Genel Kurul’a girdim. DSP’nin protestosu ile karşılaştım. O gece ikinci kez yemin etmek üzere Genel Kurul’a ineceğim zaman Recai Kutan Bey, benimle odasına çağırdı ve ‘yemin etmeyeceksin, parti böyle bir karar verdi’ dedi.”

    Genel Kurul’da önce sıra kapaklarına vuran DSP’lilerin protestosunun başladığını, Bülent Ecevit’in de konuşmasında kendisini devlete meydan okumakla itham ettiğini ve ‘Bu kadına haddini bildirin’ emriyle siyasi bir linç kampanyasının startını verdiğini söyledi. Kavakçı, Demirel’in de kendisini fitne çıkarmakla suçladığını ve ‘ajan provokatör’ dediğini belirterek, bunun iftira olduğunu söyledi.

    Ecevit’in ‘Bu kadına haddini bildirin’ sözlerinin gerçekleşmesi görevinin de o günün medyasına bırakıldığını belirten Kavakçı, “Bir şekilde hem had bildirilmesi gerekiyor, hem de ajan provokatör çerçevesinin içinin doldurulması gerekiyordu; basın bunu yaptı” dedi.

    “ÇİÇEK, ARAŞTIRMA KOMİSYONU ÖNERİMİ REDDETTİ”

    Özlük hakları ile ilgili de konuşan Kavakçı, dönemin Meclis Başkanı Yıldırım Akbulut’un mazbatasını aldığı günden itibaren özlük haklarını vermediğini, sadece ilk maaşını aldığını söyledi. Milletvekilliği 14 Mart 2001 tarihinden itibaren düşmüş gibi gösterilse de ne bu tarihten önce ne de sonra bir milletvekiline tanınan hakların kendisine tanınmadığını söyleyen Kavakçı, “Kimi zaman ki Nuh Mete Yüksel’in evime yaptığı baskın sırasında olduğu gibi dokunulmazlığım varmış, dolayısıyla milletvekili gibi onun dışında da milletvekilliği haklarından istifade etmedim. İlk maaşım üzerinde önemli duruyorum çünkü birçok şeyi açıklayıcı ve o dönem yapılan yanlışlıklara, bilgi tahrifatı ve belge tahrifatına örnek teşkil ediyor. Yemin törenin hemen akabinde Sayın Abdullah Gül’ün uyarması sonucunda ilk maaşımı aldım. O basında yapılan siyasi linç ortamında o maaşı neden almam gerektiğini anlamamıştım. Devlet tarafından vekilliğimin tanınması anlamına gelecekti o maaşın alınması. Akabinde maaşımı almama onay veren Meclis Personel Başkanı Bekir Sıtkı Yalçın’ın görevine son verildi” diye konuştu.

    Kavakçı, 17 Ağustos 2012’de Meclis Başkanı Cemil Çiçek ile yaptığı bir görüşmede, Çiçek’in Ziraat Bankası kayıtlarını incelediğini ve hiçbir zaman milletvekili maaşı almadığını ifade ettiğini söyledi. Kavakçı, “Oysa ben ilk maaşımı almıştım. Ortada maddi bir bilgi hatası vardı. Bunun üzerine toplantıda hazır bulunan TBMM Hukuk Hizmetleri Başkanvekili Yıldız Bezginli Hanım araya girerek kayıtlarda paranın çekildiği ve sonra iade edildiğini söyleyerek Sayın Çiçek’in sözlerini düzeltti. Sayın Çiçek bu yoruma sessiz kaldı. Her iki halde de bir belge tahrifatı, bilgi yanlışlığı söz konusuydu. Sayın Çiçek’ten bu konu başta olmak üzere Kavakçı olayında yaşanan bu ve benzeri usulsüzlüklerin araştırılması için bir Araştırma Komisyonu kurulması konusunda öncülük etmesi talebinde bulundum. Talebimi, ‘Bu siyasi bir iş, bunun size ne faydası olacak ki’ diyerek reddetti” şeklinde konuştu.

    "MEDYA AİLEMİ TACİZ ETTİ”

    Medyanın linç kampanyasının iki kanaldan yürüdüğünü belirten Kavakçı, “Birincisi yaptıkları bu yalan ve çarpıtılmış haberler kanalıyla. İkinci de fiziksel anlamda beni, o günlerde 7 ve 8 yaşlarındaki kızlarımı, beraber yaşadığım anneannem başta olmak üzere akrabalarımı taciz etmek, rahatsız etmek, hakaret etmek üzerine yürütüldü” dedi.

    “Devlet medya aracılığıyla benden kötü bir örneklik çıkarmaya çalışıyordu; ki bir daha asla böyle bir şeye kalkışmasın, başörtülüler haddini bilsin diye düşünülüyor, bir taraftan da beni sindirmek için psikolojik baskı uygulanıyordu” diyen Kavakçı, can güvenliği olmadığı için İstanbul Moda’da kuzenin evinde saklanmak zorunda kaldığını anlattı. Özellikle kızlarının ve kendisinin yaşadığı tacizler sonrasında ABD’ye yerleşmek zorunda kaldığını söyledi.

    Devletin daha sonra bu olayları unutmak ve unutturmak siyasetini de uygulamaya koyduğunu belirten kavakçı, Meclis kayıtlarında halen adının geçmediğini söyledi. ‘Açıldığı Günden bugüne Meclis Albümü’ hazırlandığını ve bu albüme ‘lütfedilerek’ özgeçmişinin konulduğunu belirten Kavakçı, “Özgeçmişimi koymuşlar ama resmim yok. Sayın Cemil Çiçek’e resminin olmadığını dile getirdim, Çiçek duyarsız kaldı. Genel sekreter İrfan Neziroğlu da, ‘Sayın Kavakçı, biz koyarız bizden sora gelen kaldırır’ cevabını vererek sebebini kendince izah etti” diye konuştu.

    BASKIN VE KIŞLALI’NIN ÖLDÜRÜLMESİ

    Savcı Nuh Mete Yüksel’in gece yarısı evini bastığını anlatan Kavakçı, baskından önce basının canlı yayın araçlarıyla evinin önüne geldiğini söyledi. Kavakçı, daha sonra Nuh Mete Yüksel’in eve geldiğini ve kapıyı yumrukladığını, 'aç kapıyı biliyorum içerdesin’ diye bağırdığını söyledi. Bu baskının kamuoyunda büyük tepki çektiğini belirten Kavakçı, o günün hemen akabinde yaşanan acı bir hadisenin de dikkate değer olduğunu söyledi. Kavakçı, şunları söyledi:

    “Bugün için elimizde olan kamuyla paylaşılan bilgiler çerçevesinde düşünüldüğünde bu işin organize bir iş olduğuna da işaret ettiği düşüncesindeyim. 21 Ekim günü Ahmet Taner Kışlalı cinayeti işlendi. Bu cinayet dindar kesimin üzerine atıldı. Basında ‘Kavakçı’nın tutuklanma girişimine karşı bir hesaplaşma’ olarak lanse edildiği göz önüne alınırsa ve Kışlalı’nın cenazesinin bir laiklik gösterisine dönüştüğü göz önünde bulundurulursa bu iki olay belki de organize işler kapsamında ışık tutulması gereken olaylardır diye düşünüyorum” dedi.

    2007 yılında bir konferans için Türkiye’ye geldiğini ve kaldığı otelde gece 03.00’te polisler tarafından Emniyete götürülmek istendiğini anlatan Kavakçı, Beşir Atalay’ın araya girmesiyle bu girişimin engellendiğini söyledi. Kavakçı, Atalay’ın bu konuda basına konuşmaması yönünde telkinde bulunduğunu de söyledi.

    Kamuoyunda bir bilgi kirliliği olduğunu ve insanların özlük haklarını aldığı için kendisini tebrik ettiğini belirten Kavakçı, “Oysa bu konuda bir gelişme kaydedilmedi. Basın bunun maaş tarafıyla ilgilendi. Ama dert maaş değil, özlük hakları da değil. Dert başörtülü kadınların vatandaşlık haklarından istifade edebilmesi ve başörtüsünün bir faktör olmaktan çıkarılması meselesidir. Benim hadisem sadece bir örnek. Başörtüsü yasağı benimle başlamadı, benimle bitmedi. Ama kamuoyu gözü önünde olduğundan ilgi topladı. Yoksa benden çok fazla mağdur edilen kadınlar oldu, var. Başını hala örtüp mağdur edilen kadınlar adına ifadelerimin kayıtlara geçmesini rica ediyorum” diye konuştu.

    Merve Kavakçı, yemin edememesi için Genel Başkan’ın odasında tutulduğu şeklindeki bir soruya ‘evet’ cevabını verdi. Genel Kurul’a inmeden önce Genel Başkan Recai Kutan’ın odasına gelmesi için bir telefon geldiğini söyleyen Merve Kavakçı, yanında da Nazlı Ilıcak olduğunu ve kendisine, “Korkuyorum sana yemin ettirmeyecekler” dediğini belirtti. Odaya girdikten sonra da Genel Başkan’ın kendisine kararını söylediğini ve kendisinin de ona şiddetli bir ses tonuyla fikrini beyan ettiğini söyledi.

    Merve Kavakçı, asıl sorgulanması gerekenin 28 Şubat sürecini ortaya koyan ve bunu Türkiye insanına reva gören zihniyet olduğunu belirterek, kendi partisinin de bu durumdan nasibini aldığını ve bedelini de kendisinin ödediğini belirtti.

    Merve Kavakçı, komisyon üyelerinin “Bir yalnızlaştırılmanın içine düştünüz mü?” sorusu üzerine ise, “Elbetteki yalnızlaştırıldım, yalnız kaldım ve yalnız kalmaya da devam ediyorum. O gün Meclis’te adı konulmamış bir darbe yaşandı. Ve sadece medya değil, 28 Şubat medyası değil, her kesimden ama içimden çıktığım, dindar mı diyelim, İslamcı mı diyelim, Muhafazakar mı diyelim; o kesim tarafından yalnızlaştırıldım, yalnız kaldım, yalnızım” cevabını verdi.

    “ADI KONULMAMIŞ BİR DARBEDİR”

    Merve Kavakçı, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in o dönemde kendisini engellemesiyle ilgili olarak, Gazeteci Hüseyin Gülerce’nin ‘Eğer Ecevit engellemeseydi darbe olurdu” şeklindeki değerlendirmeleri hakkında da yorumlarda bulundu. Kavakçı, “Seçilmiş bir vekilin and içip görevini yapmasının fiziksel anlamda engellenmesi adı konulmamış bir darbedir. Adı geçen şahsın, ‘Ecevit’in bunu yapması gerekliydi, darbeyi önledi’ ifadesini ben, içinde bulunduğu toplumun iç sıkıntısı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. O dönemde de o duruşlarını muhafaza ettiler, şimdi de onu legalize etmek adına böyle bir ifade kullanıyorlar. Darbenin aslı kendi, benim seçilmiş bir vekil olarak engellenmem oldu Meclis’te” diye konuştu. Bu sorunun aslında kendisi için Meclis’te ‘Dışarı’ şeklinde bağıran DSP’lilere sormak gerektiğini ifade eden Kavakçı, “Benim için uhrevi olarak en yüce mahkemeye konu intikal etmiştir” dedi.

    “ULUSLAR ARASI BİR EVLİLİĞİ YÜRÜTMEYE ÇALIŞIYORUM”

    Merve Kavakçı, bir komisyon üyesinin “Niye ihtiyaç duydunuz da seçimden 40 gün önce ABD vatandaşlığına geçtiniz” şeklindeki bir sorusu üzerine, ABD’ye eğitim almak için gittiğini, daha sonra Türkiye’ye döndüğünü ve bu süre içinde de ABD vatandaşlığına hak kazandığını belirterek, “Benim ABD vatandaşlığı prosedürüm 1998 yılının Ekim ayında son kısımları, son resmi çalışmalarının bitme aşaması başlatıldı. Hatırlayacaksınız, 18 Nisan seçimleri erken genel seçimlerdi” dedi.

    “Benim vatandaşlık prosedürlerim başladığı dönemde sadece o sondaki resmi formalite gereği vatandaşlık yemininin yapılması günleri sizin kastettiğiniz o seçim dönemine rastlamakta” diyen Kavakçı, “Düşünüyorum da, beni sadece Türk vatandaşlığından attırmayan, ABD vatandaşlığından bile attırmaya çalışan zihniyet ki, onu beceremedi, Allah’tan elimde bir ülkenin vatandaşlığı hiç değilse varmış. Çünkü arkasından yapılanların sonucunda da yine ülkemden ayrılarak başka bir yerde yaşama mecburiyetinde kaldım. Buna da şuanda eşimden ayrı kalmak bedelini ödemek pahasına bile olsa katlanıyorum. Her ay gidip gelmek gibi uluslar arası bir evliliği yürütmeye çalışıyorum” şeklinde konuştu.

    Meclis’te çifte vatandaşlığı olan tek milletvekilinin kendisi olmadığını kaydeden Kavakçı, şunları kaydetti:

    “28 Şubat medyasına baktığınız zaman Amerikalı imajı ve son dakikada Amerika’dan ortalığı karıştırmak için getirilen ajan-provokatör imajı çizilmeye çalışılıyor. Halbuki ben 7 sene bu ülkede Refah Partisi’nde ve Fazilet Partisi’nde aktif görev yapıp, bir yerde klişe olacak ama; tırnaklarıyla o siyasi merdiveni, kadınları bir yerlere getirmeyen siyaset dünyasını tırmanarak, partimizin de teveccühüyle bu adaylığa soyundum. Bunu da her zaman bir onur olarak bildim.

    Yemin konusunda Amerika’ya bağlılık yemini ettiğim yönünde tutanaklarınızda bile bulacaksınız, haberler, yayınlar yapıldı. Halbuki orada bir ifade var; ‘dininize, örf ve adetinize aykırı olmadığı sürece’ istisnasını ekleyebiliyorsunuz Amerikan vatandaşlığı yemininde. Bunu da eklemiştik ama tabi kimse bunu dikkate almadı.” İHA

     

    23159  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.