PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

Danıştay saldırısına dair kişisel tutanak..

YAZILIP çizilenlerin hepsini okudum... Verilen her ifadeye baktım... Dava dosyasına girdim... Sanık ve tanık ifadelerine göz attım... Birleştirme tutanaklarını inceledim... Ve b
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 29.04.2010 09:47 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.
    Ahmet Hakan
    Ahmet Hakan Tüm Yazıları

    YAZILIP çizilenlerin hepsini okudum... Verilen her ifadeye baktım... Dava dosyasına girdim... Sanık ve tanık ifadelerine göz attım... Birleştirme tutanaklarını inceledim...

    Ve bir kanaat oluşturdum.

    Fikrim hür, vicdanım hürdür...

    Tarihe “Danıştay saldırısı” diye geçen olayla ilgili “kişisel” tutanağımı açıklıyorum...

    * * *

    - Memlekette ortalığı karıştırmak ve sivil hükümetin aleyhinde kamuoyu oluşturmak isteyen bazı güçler, Cumhuriyet Gazetesi’ni bombalamaya çalıştılar. Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması için birkaç kez girişimde bulundular, ancak girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

    - Tam bu sırada Danıştay’dan “türban” ile ilgili hayli tartışmalı ve hayli zorlama bir karar çıktı. Çıkan karar, hükümetin tepkisini çekti. Provokatörlüğü ile tanınan bir gazete ise, “İşte kararı veren üyeler” diye manşet atıp Danıştay üyelerinin resimlerini manşetten yayınladı. Danıştay üyeleri, “Hedef gösteriliyoruz” açıklamaları yaptılar. Yani provokasyona çok açık bir ortam doğdu.

    - Cumhuriyet Gazetesi’ni bombalatmaya çalışan karanlık güçler, bir durum değerlendirmesi yaparak, çok daha şahane bir hedefin oluştuğuna kanaat getirdiler. Yeni hedef Danıştay’dı...

    - Planları şuydu: Danıştay’a silahlı bir baskın yapılacak, yargıçlara ateş açılacaktı... Türban hakkında olumsuz karar veren yargıçlar, dinci bir militanın silahından çıkan kurşunlarla katledilmiş olacaktı. Bu gelişme, hükümetin alaşağı edilmesine yol açacak olayları tetikleyecekti. Zaten hedef de buydu.

    Bu iş için çok uygun bir “tetikçi” bulundu... “Biraz ülkücü, biraz İslamcı, biraz psikopat, biraz ulusalcı, biraz karanlık, biraz milliyetçi” bir avukat... Adı: Alparslan Arslan... Avukat Alparslan Arslan, bin türlü vaatlerle eyleme gönderildi. Her şey planlandığı gibi gitti... Güvenlik zaafları had safhadaydı... Ve “avukat” kimliğinden yararlanan saldırgan elini kolunu sallayarak Danıştay’a girdi... Yargıçlara ateş açtı... Ancak bir aksilik oldu: Kahraman bir polis, Alparslan Arslan’ı olay yerinden kaçarken yakalamayı başardı.

    Ama failin yakalanması, ilk etapta sonucu değiştirmedi... İlk etapta provokasyon tuttu, beklenen sonuç alındı... “Katil hükümet” sesleri yükseldi, olay “Bir dinci militan, türban kararı yüzünden yargıç kurşunladı” şeklinde yorumlandı.
    Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, muhalefet partilerinin sözcüleri, merkez medyadaki kalemler, laik kesim ayağa kalktı. Karar verilmişti: “Hükümet azmettirdi, dinci katil kurşun saçtı.” Saldırıda hayatını kaybeden yargıcın cenaze töreni, hükümet karşıtı protestolara döndü, bazı bakanlar törende saldırıya uğradı.

    - Ve çok sonra şunlar anlaşıldı: Ergenekon diye bir örgüt varmış... Bu işi bu örgüt planlamış... “Katil” dinci değilmiş... Veli Küçük ve tayfası ile ilintiliymiş... Cumhuriyet’i de bu ekip bombalatmış... Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet’e atılan bombalar arasında bir ilişki varmış... Ve hepimizin ama hepimizin çok uyanık olması gerekiyormuş...

    Pervarili vahşilere çocuk denir mi?

    SİİRT ’in Pervari ilçesinde meydana gelen “bebeklere tecavüz edip öldürme” olayının failleri için “çocuk” diyor, geçiyoruz.

    Acaba geçmeli miyiz?

    Bence geçmemeliyiz...

    * * *

    Kadim inanışlarda ve anlayışlarda “çocuk”, henüz akıl baliğ olmamışlara denir.Yani “aklın ermesi” ve “ilk cinsel uyanışın başlaması” ile birlikte “çocukluk” biter.

    “18 yaşın altındaki herkes çocuktur” anlayışı ise, modern döneme özgü bir anlayıştır.

    Bu çerçeveden bakarsak...

    Plan yapacak ve tehdit edecek denli şuuru yerinde, cinsel arzusu hem de en vahşi şekilde uyanmış, yaptığı kan donduran kötülüğün gayet farkında olan Pervarili vahşilere “aklı ermeyen çocuk” muamelesi mi yapacağız?

    Bazıları “İğrenç suçun faili de çocuk, kurban da çocuk” diyor ya...

    Ben bunu diyemiyorum.

    Hazır eliniz değmişken

    BUGÜNLERDE moda “27 Nisan’da asker muhtıra yayınlarken kim ne dedi?” sorusuna yanıt aramak.

    Kritik bir günde kimin nerede durduğunu göstermesi açısından çok faydalı, takdire şayan bir çalışma...

    Ama eksik.

    Bu haberleri yapan arkadaşlarımızın, hazır elleri değmişken “28 Şubat’ta asker, sivil hükümeti alaşağı etmeye çalıştığında kim ne yapıyordu?” konulu bir haber daha hazırlamaları gerekiyor.

    Haberlerinde belki şu soruların yanıtlarını bulabiliriz:

    - 28 Şubat’ta askerler sivil hükümeti sıkıştırırken hangi parti “Ne darbe ne şeriat” diyerek aslında hiçbir şey demiyordu?

    - Bugün “paşaların korkulu rüyası” olarak şöhret yapan hangi aslan parçası gazeteci, 28 Şubat’ta o günün “asker partisi”ne kapağı atmak için yanıp tutuşuyordu?

    - 28 Şubat’ta sivil hükümet, aydın desteği diye yanıp yıkılırken hangi adaylar, “Hadi oradan camici... Biz kışla ile cami arasında taraf olmayız...” diye posta koyuyorlardı?

    - Bugün gelmiş geçmiş en demokrat gazeteci havası atan hangi zat, 28 Şubat’ta “Türk medyasının onbaşısı” gibi davranıyordu?

    Ben Cüneyt’ten yanayım

    MADEM “Twitter” adı verilen ortam ile aramda sarsılmaz bir bağ oluştu, o halde orada başlayıp tüm yurda yayılan bir “tartışma” konusuna girmem gerek...

    Olay şu:

    Mazhar Alanson, Twitter’da Siirt’teki tecavüz olaylarıyla ilgili sözde mizahi yorumlar yaptı... Cüneyt Özdemir de buna şiddetle itiraz eden yorumlar yazdı.

    Ve en sonunda Mazhar Alanson “Ben kara mizah yapmıştım... Ne var ki bunda... Olayı Cüneyt Özdemir büyüttü” falan diyerek işin içinden sıyrılmaya kalkıştı.

    * * *

    Racon kesiyorum:

    Bence Mahzar Alanson, bu konuda sonuna kadar haksızdır.

    Eğer işin içinde bizi fena halde sarsan, insanlığımızdan utanmamıza yol açan, kanımızı donduran olaylar varsa...

    Orada kara ya da beyaz mizahın, dalganın, alayın, ironin, kafa bulmanın, espri yapmanın, takılmanın yeri yoktur.

    Bu tür durumlarda “insanlık ölçütü” şu olabilir:

    Kendimizi hunharca öldürülen bebeğin en yakınının yerine koyacağız ve ondan sonra konuşup yazacağız.

    Anlaştık mı?


    Ahmet HAKAN
    ahmethakan@hurriyet.com.tr


    5019  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.