AJANS-46

Bizi Takip Edin!

12 ŞUBAT BELEDİYESİ

Devlet eliyle tiyatro...

Devlet eliyle tiyatro yapılmazmış. Böyle diyorlar. * * *Devlet eliyle...- Yeni nesiller yetiştirmeye kalkışıyorlar.- D
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 03.05.2012 12:54 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.
    Ahmet Hakan
    Ahmet Hakan Tüm Yazıları

    Devlet eliyle tiyatro yapılmazmış.

    Böyle diyorlar.

    * * *
    Devlet eliyle...
    - Yeni nesiller yetiştirmeye kalkışıyorlar.
    - Din işlerini düzenliyorlar.
    - Gazete alıyor, televizyon satıyorlar.
    - Sanal âlemi düzenlemeye kalkışıyorlar.
    - Alevilere nasıl inanmaları gerektiğini öğretiyorlar.
    - Kömür, buzdolabı dağıtıyorlar.
    - Her türden ihale ayarlamaları yapıyorlar.
    - Zerre yadırgamadan televizyon yayıncılığı yapıyorlar.
    - Bin türlü korkuyu toplumun her kesimine itinayla salıyorlar.
    - Şikeyi meşrulaştırıyorlar.
    - Dizi komiserliği yapıyorlar.
    - Yeni zenginler yaratıyorlar.
    Ama iş tiyatroya gelince...
    “Devlet eliyle tiyatro mu olurmuş” diyorlar.
    * * *
    İyi, tamam, devlet eliyle tiyatro yapılmasın.
    Ama bir şartla!
    Devlet elini tiyatrodan çektikten sonra...
    Hiçbir tiyatroya para vermesin.
    Ya da...
    Her tiyatroya adil bir şekilde yardım etsin.
    Var mısınız?
    * * *
    Bu teklife ne diyecekleri baştan belli...
    Ne diyordu Başbakan Erdoğan dünkü konuşmasında?
    Şöyle diyordu:
    “Tiyatroları özelleştiririz, istediğimiz oyunlara sponsor oluruz”.
    Bu ne demektir?
    Şu demektir:
    “Devlet bazı tiyatrolara para verir, bazılarına zırnık koklatmaz” demektir.
    Yani?
    Devlet eliyle tiyatro olmayacak ama devletin cömert eli, sadece devleti yönetenlerin kafalarına uyan tiyatrolara değecek.
    Bu yaklaşımın, “devletin tiyatrosu mu olurmuş” tarzı liberal yaklaşımla bir akrabalığı yok. Bu yaklaşım, liberal tezi kullanarak ve basamak yaparak devlet eliyle bir “yandaş tiyatro” olgusu yaratma girişiminden başka bir şey değil.
    * * *
    Sonuç?
    “Devlet eliyle tiyatro olmaz” diyorlar ama kendi kendilerini tekzip ediyorlar:
    Şu yaptıklarına devlet eliyle tiyatro çevirmek denmez de ne denir?

    Hiçbiri benim suçum değil

    - İktidarı sanki dün İsmet Paşa’dan devralmış gibi davrandılar, hiç sempati duymadığım İsmet Paşa’ya bile acımaya başladım.
    - Menderes’e evliya muamelesi yaptılar, asılma öyküsünü gözyaşlarıyla okuduğum Menderes’in günahlarını dile getirmeye başladım.
    - Her konuyu “Tek parti dönemi günahları” konusuna getirmeye çalıştılar, “o kadar da değil” demek durumunda kaldım.
    - Tiyatrocuyu düşman ilan ettiler, “tiyatro ölü bir sanattır” tezimi yeniden gözden geçirmek zorunda kaldım.
    - Sadece kendi yaşam tarzları üzerinde titizlendikçe titizlendiler, ben de başkalarının yaşam tarzı üzerine titizlenmeye başladım.
    - Her muhalif çıkış yapana “vay darbeci vay” diye mukabele ettiler, neredeyse “peki ya sivil darbe” deme noktasına geldim.

    Bugün Taksim’deyim

    GEÇEN yıl 1 Mayıs’ta grupsuz, bağlantısız, örgütsüz serazat dolaşmıştım Taksim Meydanı’nı...
    Her grubun içine girip çıkmış, en sonunda kendimi meydana bakan bir otobüsün üstünde bulmuştum.
    Bu sefer böyle olmayacak.
    Bu sefer Fatih’ten Taksim’e doğru yürüyüşe geçen Emek ve Adalet Platformu’nun kortejinin içinde olacağım.
    İlk kez Taksim’e çıkacak olan “Devrimci İslamcılar”ın arasında...
    Sloganlarına dikkat kesileceğim, heyecanlarına ortak olacağım, başlattıkları vicdan hareketine küçük de olsa katkıda bulunacağım.
    Hadi bakalım, hayırlısı...

    Bizde neden seri katil yok

    BİR: Planlamadan ziyade spontaneye yatkın olduğumuz için...
    İKİ: Organizasyon yeteneğimiz pek gelişmediği için...
    ÜÇ: Kopya etmeye değecek türde bir “tasarlanmış cinayetler tarihi”ne sahip olmadığımız için...
    DÖRT: Ancak ani parlamalar ve bir anlık öfke nöbetleriyle harekete geçebildiğimiz için...
    BEŞ: Sabırsız olduğumuz için...
    ALTI: Hiçbir şeyi içimize atmadığımız, dışavurumcu bir toplumda yaşadığımız için...
    YEDİ: Romandan ziyade şiire yatkın olduğumuz için...

    Türk futbol dünyasının kafasındaki deli sorular

    FUTBOLA uzaktan bakan biri olarak Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in açıklamalarından benim anladığım şunlar:
    - Futbolumuz temizdir.
    - Sahaya yansımış şike yok.
    - Şikenin teşebbüsüne bile rastlanmamıştır.
    - Bahse ilişkin hiçbir unsur yok.
    * * *
    Bu açıklamaların ardından “deli sorular”ımız var:
    - Madem sonuçta buraya gelecektiniz neden bizi şunca zamandır yordunuz?
    - Madem sonuçta bunlar söylenecekti, Mehmet Ali Aydınlar’ın suçu neydi de hayatı kendisine zindan ettik?
    - Sahaya yansımamış şike suç olmuyorsa, yapılmamış darbe nasıl suç oluyor?
    - Sahaya yansımamış şikeden hiçbir takımın burnu bile kanamayacaksa, aylarca tutuklu bulunan Aziz Yıldırım’a yapılanlara ne denilecek?
    - Madem sahaya yansımış bir şey yok neden Fenerbahçe’sinden Galatasaray’ına 16 takım disipline sevk ediliyor?

    Bir yazarlık raconu

    DİYELİM ki köşe yazarısınız.
    Ve diyelim ki eşinizden ayrıldınız.
    Eğer oturup da bir tam köşe yazınızı... “Bir kere bile saçım okşanmadı benim... Evliliğimden anlamadım bir şey... Babam da sevmemişti beni...” gibi arabesk tınısı yüksek cümlelere ayırıyorsanız, en azından okurlarınıza “vah yavrum vah” deme hakkı tanımış olursunuz.
    Yarın öbür gün...
    “Ne karışıyorsunuz bana... Bu benim hayatım... Kesin sesinizi... Sizin hiç işiniz mi yok?” türü çıkışmalarda bulunamazsınız.
    “Bir kere bile saçım okşanmadı benim” diye kamu önünde ağlaşan köşe yazarı, kamunun bütün unsurlarıyla hayatına karışmasına zımni olarak icazet vermiş sayılır.
    Üzgünüm Ayşe...

    İçkiyi savunmak

    NE zaman içki yasaklarından yakınılsa muhafazakâr kesimde inceden bir aba altından sopa gösterme hareketi başlıyor.
    “Ne yani? Yoksa sen içkiyi mi savunuyorsun?” türü çıkışmalar.
    Oysa mesele içki meselesi değil.
    * * *
    Toplumsal sözleşme şudur:
    Ne içki içen içmeyene, ne de içki içmeyen içene müdahale eder.
    Bu sözleşme bir “içki sözleşmesi” falan değildir.
    Bu bir özgürlük sözleşmesidir.
    Bu sözleşmeye imza atmak için ille de içki içmek gerekmez.
    Bu sözleşmeye imza atmak demek, içki içme propagandası yapmak da değildir.
    Tıpkı başörtüsü özgürlüğünü savunmak için ille de başörtüsü takılmasına gerek olmadığı gibi...
    Tıpkı ibadet özgürlüğünü savunmak için ille de bir dine inanılmasının gerekmediği gibi...

     

    Ahmet Hakan

    ahmethakan@hurriyet.com.tr

    CNN TÜRK Tarafsız Bölge Programı Yapımcısı

    Etiketler : Devlet, Eliyle, Tiyatro,
    29118  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.