AJANS-46

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

GÖRÜŞ: Omelas şakşakçıları...

Herkesin Merkez Efendi kadar zeki olmasını beklemek için; insanın, zekasını "ütopyaların bir gün gerçeğe dönüşebileceğine inananlardan"daha öte boyutlarda seyahat ettirmesi
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 07.04.2011 16:34 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.

    Herkesin Merkez Efendi kadar zeki olmasını beklemek için; insanın, zekasını "ütopyaların bir gün gerçeğe dönüşebileceğine inananlardan"daha öte boyutlarda seyahat ettirmesi gerekiyor...

    Ancak bırakın öyle uçsuz bucaksız hayali seyahatleri, insanların ezici çoğunluğu bugün daha tek kitaplık macera içinde adam gibi seyahat edebilmekten acizken, her nasılsa ortalık kendisini Merkez Efendi'den daha zeki sanan insan kaynıyor!

    Geçtiğimiz günlerde Merkez Efendi camiinden son yolculuğuna uğurladığımız Zühtü Bayar, ömrünün büyük bölümünü öteki boyutlar ve ütopyalarda seyahat ederek geçirmişti ve her ütopyanın faşist bir reçete olduğunun farkındaydı. Belki de bu yüzden konuşurken örneklemelerini ütopyalardan çok anti ütopyalardan seçerdi... (Hemen belirteyim ki eğer Türkiye'de bilimkurgu tarihinin Abdülhak Hamit Tarhan'a kadar uzanabildiğini ömrünün son demlerinde değil de daha öncesinde fark edebilmiş olsaydı, sağ kesimle teması "Mavi Sakal Yazılarından" ibaret kalmazdı!)
    Ara Nağme:Hoş, Prof. Dr. İnci Enginün'ün kıymetini kaç sağcının bildiği de ayrı mesele. Sorsan, herkes elini öpecek kadar sever!


    Ütopyalarda cicili bicili, anti ütopyalarda alabildiğine çirkin ve gaddar yüzüyle karşımıza çıkan "faşizmin" sürekli bir sistemin ürünü gibi sunulması beni hep rahatsız etmiştir. Çünkü sistemler zaten faşizm ürünüdürler ve "faşizmi" değil, sadece "faşizmin türevlerini" üretirler...

    "Faşizm" sanıldığının aksine bireysel kavramdır ve bireylerin "kooperatifleşmesiyle" sistemleşir, devletleşir... Derin felsefi konudur, detaylarına girmeye gerek yok...

    Rahmetli Bayar (hastane ziyaretim sırasında gözleriyle verdiği mesajlardan okuyabildiklerimden doğan ümitle kullanıyorum bu sıfatı) faşizmle mücadele etmenin yollarını arayan anti ütopyacı kalemlerden Ursula K. LeGuin'e hayrandı. K. LeGuin her ne kadar hayranlarının ve kendisini ilk tanıyanların gönlünü "Mülksüzler" ile çelmeyi başarmışsa da ben sizlere bugün onun çok farklı bir "ütopyasından" söz edeceğim... Aslında her ne kadar söz edeceğim eser onunsa da "ütopyanın" "mülkiyeti" kendisinden çok daha ünlü bir yazara ait...

    Ara Nağme:"Mülkiyet" sözcüğünü sinir bozucu şekilde özellikle kullanıyorum, çünkü "telif" söz konusu olunca yayıncıları Ursula K. LeGuin'den daha mülkiyetçi!

    Karadağlar dizisini hayran hayran seyreden izleyici kitlesinden kaç tanesi merak edip dizinin uyarlandığı asıl eseri karıştırmaya gerek gördü bilmem ama birazdan sizlere sunacağım ilginç "ütopyanın" asıl fikir babası o.

    Hayır, "Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’ini okumadım" diyorsanız da çok üzülmeyin.

    Zaten Ursula K. LeGuin de olayın öyküsünü William James’in “Ahlak Felsefesi ve Ahlaki Yaşam" adlı eserinden ürettikten sonra fark etmiş fikrin "mülkiyetinin" aslında Dostoyevski’ye ait olduğunu.

    Gelelim Ursula K. LeGuin'in size söz edeceğim "Ütopyası" Omelas'a....

    Omelas; üzerinde yaşayan tüm insanların mutlu olduğu bir "ülke"... Yani insanın tasavvur edebileceği en büyük "dünya cenneti". Tüm bireyleri her konuda tatmin oluyor ve kendini yok edici kılmaya zorlayan hırslardan arınmış insanlar olarak yaşıyorlar...
    Normal dünyalarda olduğu gibi zalimleri, mazlumları yok... İnsanların dertleri, tasaları, zulümleri sıfırlanmış... Yani herkesin "Aman ne güzel, neredeymiş biz de gidelim orada yaşayalım" diye iştahını kabartacak cinsten bir "dünya cenneti"...

    Ancak herşeyin bedeli olduğu gibi Omelas'ın genelini saran mutluluğunun da bir bedeli var. Tek ve "küçük" bir bedel bu...

    O küçük bedel; Omelas’ın binalarından birisinin bodrumunda, kapısı kilitli, penceresiz, her yanını örümcek ağları sarmış küçücük delikten başta ışık girmesi mümkün olmayan, tozlu, yerleri pislik içinde, üç adım boyunda, iki adım eninde karanlık bir odada zincirlere bağlı yaşıyor... Sadece belirli saatlerde kapısı açılıyor...

    Sefaletin vehametini daha iyi kavratmak için bizzat Ursula ablanın cümlelerini kullanmakta yarar var:

    "Kapı hep kilitli; hiç kimse gelmiyor, sadece zaman zaman -çocuğun zaman ve süre kavramı yok- kapı gıcırdayarak açılıyor ve birisi ya da birkaç kişi görünüyor. İçlerinden biri gelip çocuğu tekmeleyerek kaldırıyor. Ötekiler yaklaşmıyorlar hiç, yalnızca korku ve tiksintiyle süzüyorlar onu. Yiyecek kabı ve su çanağı çabucak dolduruluyor, kapı kilitleniyor, gözler kayboluyor. Kapıdaki insanlar hiçbir şey söylemiyor, ama bu odada doğmamış olan, gün ışığını ve annesinin sesini hatırlayabilen bu çocuk arada bir konuşuyor. “İyi olacağım” diyor. “Lütfen bırakın beni. İyi olacağım!” Hiç cevap vermiyorlar. Çocuk, eskiden geceler boyu yardım ister ve bol bol ağlardı, ama artık inliyor yalnızca “ah-haa, ehhaa” ve gitgide daha az konuşuyor. O kadar zayıf ki bacakları çöp gibi, midesi kemiklerine yapışmış, günde yarım tas mısır ve lapa ile yaşıyor. Çıplak. Sürekli dışkısı üzerinde oturduğundan kalçaları ve baldırları pişik ve yanık izleriyle dolu."

    Peki niye? Dedik ya bedel o. O orada ömür boyu acı çekecek...

    Ursula abladan dinlemeyi sürdürelim:

    "Hepsi, Omelas’ın tüm insanları onun orada olduğunu biliyor. Bazıları görmeye geliyor, diğerleri orada olduğunu bilmekle yetiniyor. Orada olması gerektiğini biliyor hepsi. Bazıları nedenini anlıyor, bazıları anlamıyor; ama hepsi de farkındalar ki mutlulukları, kentlerinin güzelliği, dostluklarının sıcaklığı, çocuklarının sağlığı, alimlerinin bilgeliği, zanaatkarlarının ustalığı, hatta hasatlarının bolluğu ve göklerinin berraklığı tümüyle bu çocuğun dayanılmaz sefaletine bağlı.

    Çocuklara, sekiz ile on iki yaşları arasında anlayabilecek duruma geldiklerinde anlatılır ve bu çocuğu görmeye gelenler çoğunlukla gençlerdir. Ama sık sık yetişkinlerden biri de çocuğu görmeye ya da bir kez daha görmeye gelir. Mesele onlara ne kadar iyi anlatılırsa anlatılsın, bu genç seyirciler gördüklerinden şaşkına döner, sersemleşirler. Aşmış olduklarını sandıkları tiksinti duygusuna kapılırlar. Tüm açıklamalara rağmen öfke, kızgınlık, çaresizlik hissederler. Çocuk için bir şeyler yapmak isterler. Ama ellerinden gelen hiçbir şey yoktur. Eğer çocuk, o iğrenç yerden gün ışığına çıkarılırsa, temizlenir, beslenir ve rahat ettirilirse bu iyi bir şey olacaktır, doğru; fakat bu yapılırsa eğer, o gün ve o saatte ‘Omelas’ın tüm refahı, güzelliği ve hazzı yok olacak, yıkılacaktır. Koşullar bunlardır. Omelas’taki her bir yaşantının iyiliğini ve güzelliğini tek, küçük bir düzelme uğruna feda etmek; tek bir insanın mutluluğu uğruna binlerin mutluluğunu fırlatıp atmak: Suçluluk duygusunu içeri almak olacaktır bu..."

    ***

    Kim böyle bir dünyada yaşamak ister?

    Kim, "İçinde yaşadığımız dünya bir sürü adaletsizlik, pislik ve zulümle dolu, binlerce insan "günahsız yere" zulüm altında yaşıyor, ölüyor" diye tek bir çocuğun ama kim olduğu belli olmayan rast gele seçilecek bir çocuğun ömür boyu zulüm görmesi karşılığında herkesin mutlu olmasını kabul edebilir?

    Hiç kimse demeyin... Kaç kişi vicdanı ile çatışarak böyle bir durumda Omelas'a veda eder emin değilim ama ben şu günlerde "işi merkezine oturtmak" yerine "Omelas şakşakçısı" olmayı tercih eden binlerce insan tanıyorum...

    Üstelik onlara "Omelas şakşakçısı" demek bile aslında taltiftir... Çünkü onlara göre değil birey, kitleler bile Omelas halkının mutluluğu için ezilebilir hükmündedir...

    Beni rahatlatan tek gerçek şu: İstese de, istemese de herkes bir gün kendi dahil olduğu Omelas'ı bırakıp gitmeye mecbur kalacak...



    Yaşar İliksiz
    Haber 7

    yasar.iliksiz@haber7.com


    (*) Ursula K. Le Guin, "Gülün Günlüğü" (Omelas'ı Bırakıp Gidenler...)
    (**) Grafik Çizim: Starving Child" (Oturan çocuk) 2010, Anthony Peter Iannini...


    Etiketler : şakşakçıları, Omelas,
    9179  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.