AJANS-46

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

GÖRÜŞ: Tutuklu paşa koğuşlarında Kore halleri..

Dün gazetelerin pek çoğunda 28 Şubat'ın ünlü generali Çevik Bir Paşa ile ilgili haberler vardı.
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 19.02.2013 12:10 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.
    Prof.Dr. Osman Özsoy
    Prof.Dr. Osman Özsoy Tüm Yazıları

    Dün gazetelerin pek çoğunda 28 Şubat'ın ünlü generali Çevik Bir Paşa ile ilgili haberler vardı.

    Haberi okuduğumda, Kore Harbi'nde esir düşen Türk askerlerinin halleri geldi aklıma.

    Habere göre, emekli Orgeneral Çevik Bir'in astı olan koğuş arkadaşı emekli Tuğgeneral Ünal Akbulut'a sürekli olarak ‘Çay demle de içelim' talimatı verdiği, bu durumun tuğgeneralde aşırı rahatsızlık yaratması üzerine, verdiği 6 dilekçenin ardından deyim yerindeyse Çevik Bir'in koğuşundan kaçıp kurtulduğu anlatılıyordu.

    Ordudaki ast - üst yapılanması sadece bir hiyerarşiyi değil, aynı zamanda emirlere uyulmaması durumunda karşılaşılaşılabilecek müeyyideler itibariyle içinde bir korkuyu da barındırır.

    İnsanların kişilikleri mesleklerini nasıl icra ettiklerine, meslekleri de zamanla kişiliklerine etki eder. Bu etkileşimin her meslekte olması kaçınılmazdır.

    Askerlik mesleğindeki ast - üst hiyerarşisi de böyledir.

    Hatta subay eşleri kendi aralarında sohbet için bir araya geldiklerinde, kocalarının rütbesine kendi aralarında oturup kalkma ve ikramda bile bir önceleme durumu olduğu herkesin malumudur.

    Hele bu ilişki birbirine yakın rütbedekiler arasında değil de, aralarında epey fark olan ast üst ilişkisi olan insanlar arasında ise, muamelenin niteliği tamamen değişmekte ve rütbeli durumundakinin insanlık kalitesine göre çok farklı şekillerde de tezahür etmektedir.

    Geçtiğimiz aylarda basına, şu an tutuklu bulunan orgenerallerden birinin astı durumundaki subaylara 'Sizler benim köpeklerimsiniz' dediği iddiası yanmıştı.

    Paşa'nın böyle bir laf ettiği doğru mudur bilinmez ama, askerlik yapan herkesin bu tür bir zihniyetin örneklerinden birine illa ki denk geldiği de herkesin malumudur.

    Hatta bir paşanın Silivride kameralar önünde, koruması durumundaki bir askere çamurlu ayakkabılarını sildirdiği görülmüştü. Ayakkabıyı silen açısından bu tür bir yaklaşım sevmeye dayalı bir saygıdan değil de, korkunun eseri bir zorakilikten kaynaklanıyorduysa, bunun adı zulümdür.

    Çaylaaaarrrrr....

    Gelelim Çevik Bir Paşa'nın koğuş arkadaşı tuğgenerali Çaycı Hüseyin gibi kullandığı ve birkaç saatte bir “çaylaaar” diye taze çay kokusu duymak istediği iddialarına...

    Bu ülkenin kültürel kodları içinde doğup büyüyüpte, rütbece kendisinden daha büyük biri ile aynı koğuşa düşüldüğünde, Tuğgeneral Ünal Akbulut'un bizar olduğu durumdan farklı bir tutum sergilemek adeta imkansız gibidir.

    İnsan ilkokul öğretmeni ile bile aynı koğuşa düşse, Tuğgeneral Ünal Akbulut'un kaçıp kurtulmak istediği durumdan farklı bir tutum sergilemesi hemen hemen imkansızdır.

    Ama bu hürmetin, saygıdan kaynaklanan nedenlerle “başım üstünde yerin var” anlayışı ile ona hizmetten bıkmama şeklinde olması durumunda ayrıdır, karşı tarafın bu hizmeti beklemesi ve karşı tarafın bunu ömür billah yapmaya mecbur olduğu gibi bir düşünce ile beklenti haline getirmesi durumu ayrıdır.

    Kabul etmek gerekir ki, bu ülkenin pek çok emekli generali, sadece astı durumundaki askeri personelin değil, tüm milletin onlara ömür billah hizmet etmek zorunda oldukları gibi bir anlayış içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.

    Hatta denilebilir ki, muvazzaf generalleri darbelere en çok kışkırtan da emekli generallerdir. Darbe olsa da valilik, belediye başkanlığı, üst düzey bürokratlık kapsak sevdası ile hareket eden çok sayıda subaya denk gelmek mümkündür. Emekli askeri personelin birbirine yakın noktalarda ikamet etmesinin bu tür sosyal sakıncaları da mevcuttur.

    Kore'de ne oldu?

    Okuyucularımız, konunun, yazı başında sözünü ettiğimiz Kore Savaşı ile bağlantısını merak etmişlerdir.

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin web sayfasında da uzun uzun anlatıldığı gibi, Kore Savaşı'nın çıkma nedeni herkesin malumudur...

    İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler Birliği'nin Japonya'ya savaş ilanı üzerine, ABD Savunma Bakanlığının "38 nci paralelin kuzeyindeki Japon kuvvetlerinin Sovyetlere, güneyindekilerin de Amerikan Komutanlığına teslim olmaları" önerisi üzerine, Sovyet kuvvetleri 12 Ağustos 1945'te Kuzey Kore'yi, Amerikan kuvvetleri de 8 Eylül 1945'te Güney Kore'yi işgal etti. Kore, güney ve kuzey olmak üzere resmen ikiye bölündü.

    Fakat Kuzey Kore çok geçmeden Güney Kore'ye saldırdı ve Seul'ü ele geçirdi. Bu durum karşısında ABD'nin isteğiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 25 Haziran 1950'de toplantıya çağrıldı.

    27 Haziran 1950'de Birleşmiş Milletler, üyelerini Güney Kore Cumhuriyeti'ne yapılan saldırıyı karşılama ve bu bölgedeki milletlerarası barış ve güvenliği geri getirecek yardımlarda bulunmaya çağırdı. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu on altı ülke bu çağrıya cevap verdi.

    Birleşmiş Milletler'in yaptığı çağrı, TBMM'nin 30 Haziran 1950 tarihli oturumunda gündeme getirilerek kabul edildi ve Türk askeri çok geçmeden Kore'ye hareket etti. Hatta Türk Tugayı savaşın sona ermesinden sonra da Kore'de kalmaya devam etti.

    Kore'deki muharebelerde Türk askerlerinden 37 subay, 26 astsubay, 658 er olmak üzere toplam 721 şehit, 2147 yaralı, 346 hasta, 234 esir ve 175 kayıp verildi.

    Esir kamplarındaki olumsuz her türlü şartlara en iyi dayanan Türkler oldu. Amerikalı esirlerin yüzde 50'si kamplarda ölürken, esir kamplarında ölen Türk askeri olmadı. Türk askerleri esir kamplarında da dirençlerini kaybetmediler.

    Diğer ülkelerin esir askerleri rütbeleri sökülünce kamplarda kafalarına göre takılırken, Türk askerlerin emir ve komuta zincirini hiçbir zaman bozmadan, askeri disiplini her zaman muhafaza etmeleri diğer ülkelerin askerlerini oldukça şaşırttı.

    Esir kamplarında tüm askerlere tek tip kıyafet giydirilmesine rağmen, sadece Türk askerleri, adeta esir değillermiş gibi norma zamandaki rütbelerine göre ast-üst ilişkisine dayalı bir şekilde kendi aralarındaki iletişim sağladılar ve hiyerarşik düzeni korudular.

    Bu nedenle, şu an Ankara veya Silivri'de tutuklu bulunan emekli ya da muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının kendi aralarında hala hiyerarşik düzenle iletişim kurmalarına ve ast - üst ilişkisi içinde hayatlarını idame ettirmeye çalışmalarına çok da şaşırmamalı.

    Aradaki tek fark, zihniyetten kaynaklanmaktadır.

    Görevde oldukları dönemde astlarını askerlik mesleğinin dışında özel işlerinde de kullananlar, tutukluluk halleri sırasında da aynı alışkanlıklarını sürdürme eğilimindeler. Bence sıkıntı büyük ölçüde buradan kaynaklanmaktadır.

    Pek çoğunun eline fırsat geçse, tüm milleti böyle kullanmak isteyeceğinden yana kuşku da yoktur. Zaten darbe dediğimiz illetin temel saiki de budur.

    Prof. Dr. Osman Özsoy
    Haber 7 - 18.02.2013

    yazaramesaj@gmail.com

    121030  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.