PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA

Hangi kabir kabul edecek sizi?

Aytaç Durak’ı şu memlekette en çok eleştiren gazetecilerdenim... Belki de başta geleniyim... Bu eleştirilerimi Durak “güçlü iken”
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 15.02.2012 17:33 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Yazarlar.
    Süleyman Canbolat
    Süleyman Canbolat Tüm Yazıları
    Hangi kabir kabul edecek sizi?
    ADANA B. ŞEHİR BLD. BŞK. AYTAÇ DURAK

    Aytaç Durak’ı şu memlekette en çok eleştiren gazetecilerdenim...

    Belki de başta geleniyim...

    Bu eleştirilerimi Durak “güçlü iken” yaptım... Nedenlerini, niçinlerini belirttim...

    Kıvırmadım, bildiğim doğruları “mertçe” sıraladım...

    Yolumu “doğru yol” bildim, düstursuz gittim...

    Yılmadım...

    Yalakalaşmadım...

    Yılgınlaşmadım...

    Tırsmadım...

    Kaşınmadım...

    Kaçmadım...

    İçimizdeki yalakalar, her devrin dönekleri o dönemlerde Aytaç Durak’a “imparator” derken, ben ve benim gibi düşünen “azınlık” kralın (!) “çıplak” olduğunu haykırdık...

    Bizler bunu yaparken, karşımızdakiler tam tersini savunuyor, kralın allarla pullarla bezeli elbiseler içinde krallık idame ettirdiğinden dem vuruyordu...

    Zaman geçti...

    Çok şeyler yaşadık...

    Çok şeyler izledik...

    Çok şeyler gördük...

    Çok şeylerle tanıştık...

    Daha doğrusu tanıştırıldık...

    Köprünün altından çok sular aktı...

    Ve fakat akıp giden sular “duru” değil, “deli” aktı hep.

    Hal böyle iken bile, çokbilmiş (!) taifesi utanmadan, sıkılmadan, ar - hayâ nedir bilmeden şunları yazabiliyordu,

    - Aytaç Durak, Adana’ya gelmiş geçmiş en büyük, en iş bilen, en becerikli, en doğru, en dobra, en donalımlı, en hakkaniyetli başkanlığını yaptı... Durak, yeter diyene kadar bu memleketin belediye başkanlığını kazanır... Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olmak o kadar kolay bir şey midir? Adam, bu büyük makamı bile layıkıyla dolduruyor, “olamaz, gerçekleşemez” denen birçok güzelliği ortaya koyuyor... Adam, denge adamı... Adam “adam gibi adam...” Adana, böylesi başarılı bir başkan ile yönetildiği için çok şanslı... Aytaç Durak çok büyük, hatta büyükten de büyük.

    Güçlünün yanında olan, güçsüzden Almanya kadar uzaklaşan yüzsüzler, Durak’a işte bu yalakalıklarla yaklaşıyor, O’nu pohpohluyorlardı...

    Durak, böylesi işleri sevdiği için de düzen (!) böyle başladı, böyle devam etti...

    “Yazın... Daha çok yazıııııııın” sesleri işitiyorduk Durak cephesinden.

    Kıçları yırtılırcasına bağırıyordu birileri...

    Aytaç Durak, yaşamının beklide en büyük hatalarından birisini yapıyor, bu yalakaların dümen suyuna kapılıyor, kendisini bulunmaz Hint Kumaşı sanıyor, “yenilmem, yıkılmam” diyordu...

    Oysa gerçek böyle değildi...

    Düzgündü her bir şey...

    Düzeyliydi...

    Düzmeceleri yoktu...

    Başı çeken, düzembazlar değildi...

    Başkalıkların yerini laçkalıklar almamıştı henüz...

    Farklı ortamlara muhatap edildik...

    Şeffaflıklar “gani” idi...

    Öndeydi...

    Önderdi...

    Önemliydi...

    Öne çekilecek, özümsenecek yanlar o kadar çoktu ki...

    Velhasıl-ı kelam, bir türlü tahmin edilemedi tahmin edilmesi gereken kamyon dolusu gerçekler.

     

    ***

    Hal böyle seyrederken...

    Halsizlikler diz boyunu aşmış iken...

    Meydan, hallilere değil, halsizlere kalıyordu ne yazık ki...

    Bizim hesabımız, demode kalmışlar, demode olmuşlarlaydı...

    Bunun için yırtınıyorduk...

    Etrafı çınlatıyorduk...

    Yıkmak istiyorduk tabuları...

    Aşmak istiyorduk önümüzdeki tüm bentleri...

    Kamuoyunu aydınlatma adına yapıyorduk bunları...

    Bizler, bu durumdayken, “bildiğim bildik çaldığım düdük” oyununa dalmıştı her devrin dönekleri...

    Bu döneklere kol - kanat geriyor, maddi - manevi destekler veriyordu birisi...

    Devran döndü...

    Dönen ‘O’ devran, ışıksız ortamları sonlandırdı... Ortaya çıkması gereken gerçeklerin ışığı oldu... Adam olmamakta direnen deyyuslar bir bok yaptıklarını sandılar... Boklu çukurun içine düştüler, debelendikçe de battılar...

    Onları tüm Adana gördü... Ama maalesef asıl görmesi gereken görmedi, göremedi, görmemekte direndi...

    Bu kişinin adı; Aytaç, soyadı: Durak idi...

     

    ***

    Bugün gibi hatırlıyorum...

    Yazılarımda ve televizyondaki yorumlarımda Durak’a şöyle seslendim,

    “Gör bunları başkan... Bu zottirikler bugün yanındaymış gibi görülseler de asla ve katta yanında değiller, olamazlar... Bunların gerçek yüzlerini göremedikçe, onların ne amaçladıklarını bilemedikçe seni çok kötü günlerin beklediğini kabul etmelisin... Seni devamlı olarak pohpohlayandan korkacaksın... Yaptığın yanlışları suratına söylemeyenlerden imtina edeceksin... Yol yakınken hatalarından kurtul, gözündeki pembe gözlükleri at, gerçeklere öyle bak...”

    Dönüyordu devran...

    Geçiyordu zaman...

    Her şey değişiyordu... Değişmeyen sadece ama sadece Durak idi.

     

    ***

    Ve gün geldi, düştü...

    Daha doğrusu ipi çekildi...

    Sahipsiz kaldı...

    Çok şeyler çekti, çok ezalar gördü...

    Yetinilmedi, hapse atıldı...

    Kader mahkûmu oldu, orayı da tanıdı...

    Tam 44 gün yattı “mahpus damı” diye bildiğimiz yerde Aytaç Durak...

    ‘O’ kodese gitti, ilişkiler bitti...

    “Her devrin dönekleri” birer birer uzaklaştı yanından, çil yavrusu gibi kaçıştılar, çil yavrusu gibi dağıldılar...

    Nerelere kaçtıklarını, nerelerde saklandıklarını kimse bilemedi...

    “Tıp oyunu” oynar hallere bürünmüş kavatlar, “BABA” dedikleri adama sırtına hançeri saplarken, kendilerine yapılan kamyonlar dolusu iyilikleri unutmuşlardı...

    Çünkü günü kotarma peşindeydiler...

    Nankördüler çünkü...

    Ve çünkü “Bürütüs” deniyordu kendilerine.

     

    ***

    Durak, mahpus damından çıktı ve sıcağı sıcağına bir daha aday olmayacağını açıkladı...

    Doğruyu yaptı bence, söylemesi gerekeni söyledi...

    ‘O’ bunu söyledi diye sakın ola şu düşünülmesin, “Bak gördün mü başkan, PES ettiği için bunu söyleme gereği duydu... Bir daha kazanacağına kendisi de inanmıyordu zaten... Mahpus damına girmek her babayiğidin harcı değildir... Yer adamı, bitirir orası... Orada olan, oralı olduğunu hiçbir zaman unutmaz, u-nu-ta-maz... Askerlik hatıraları bir, mahpus damında geçen anılar iki...”

    Geçiyorum bunları, söylemem gereken asıl konuyu seslendirmek istiyorum...

    Aytaç Durak, yakında başkanlığa dönebilir... 7- 8 aylığına olsa da bu şansı elde edebilir... Böyle bir şans yakalar ise, yıkılana kadar ona “BABA” diyen şahsiyetsizler ne olacak? Nereye kaçacak? Nasıl kaçacak, kaça kaçacak? Nasıl bakacaklar yüzüne? Hangi sığlıklara sığınacaklar? Ne söyleyecekler? Hangi yalanları uyduracaklar? Hangi taklaları atacaklar? Nasıl kıvırtacaklar, hangi raksı yapacaklar? Hangi kabir kabul edecek onları?

    Tüm bu gerçekler ışığında başkan Durak’ın tek doğrusu var...

    O doğru da, “Bir daha başkan olmayacağım” açıklamasıdır.

    Sözün özü; Allah kimseyi RAY gibi ayaklar altında çiğnetmesin.

     

    SÜLEYMAN CANBOLAT

    sucanbolat@gmail.com

     

    Etiketler : Edecek, Kabul, Kabir, Hangi,
    64790  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.