PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

Hz. Ali'nin atının ayak izlerinde'

Her insanın, yaşadığı hatta gezip gördüğü kentlere dair bir takım hayalleri vardır elbette.Hayallerinin peşine düştü mü insan, nice kapılardan geçer, nice dağlardan uçar farkında o
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 21.12.2010 10:28 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Yazarlar.
    İnci Okumuş
    İnci Okumuş Tüm Yazıları
    Hz. Ali'nin atının ayak izlerinde'

    Her insanın, yaşadığı hatta gezip gördüğü kentlere dair bir takım hayalleri vardır elbette.Hayallerinin peşine düştü mü insan, nice kapılardan geçer, nice dağlardan uçar farkında olmadan…

    Kahraman Kentimde çocuk hayallerimi süsleyen bir kayada, Hz Ali’nin atının ayak izlerine dair söylenceler kulağıma değdiğinden beri bu hayale ulaşıp onu gerçek kılmanın peşine düşmüşlüğüm varsa da, bir insana nasipten öte yol olmadığını da bilenlerdendim.

    Ne zamanki bir vesile ile Kahramanmaraş’tan Kayseri yoluna koyulduğum vakit, Ali Kayası’nın önünden geçsem, içinde bulunduğum otobüsün camlarını aşarcasına, bir hayal peşinde kayalıklara konan ruhumla, adeta o izlere ulaşmışlığım olurdu.

    Gün geldi Menzelet Baraj Gölü yapıldı. Canımı sıkan ilk haber de gelmiş oldu:” Ali Kayası’ndan geçen yol değişti, Ali Kayası baraj gölü içinde kaldı.” O yıllarda bu haberi duyduğumda ben de kendime: “bir hayal işte böyle suya düşermiş” deyivermiştim…

    Sonraları baraj gölünü bilvesile tekne ile gezmek kısmet olmuşsa da, yine Ali Kayası’na varmak bir türlü nasip olmamıştı da hep uzağından el edip geçmiştim. Bazı nasipleri yaşamak için belki de kırk yıl beklemenin de gerekli olduğunu henüz öğrendim.

    Bugün Ali Kayası’ndaki bu nadide izleri görmek üzere yola düştüğümde içimde tarifsiz bir güzellik vardı.Bir hayalin peşine düşmek,hem de kırk yıl sonra bunu gerçekleştirmek de varmış diye geçirdim içimden…Kısa adı KADAK olan bir grup dağcı arkadaşla yollara düşmüştük…

    Tırmandığı dağlardan gücüne güç katan dağcı Sait Kılıçsallayan Bey’in rehberliğinde yol alıyorduk.

    Kahramanmaraş’ın Kayseri yolu asfaltı üzerinde sağ kolumuzun üstüne ayrılıp Bulutoğlu Köyü’ne doğru ilerlemeye başladık. Bir süre sonra; “burası Gavhırt mevkii” diyen liderimizin sesini işittiğimde, ben yoldaki manzaraların içine kendimi koymakla meşguldüm. Mevsim guyâ kıştı ama bahar mevsimi yanımızda eskiden birgün unutmuş gibiydi. Mevsim kış, manzara sonbahar, hava sıcacık bir ilkbahardı…

    Mevsim seyahatleri yapanlar bilirler ki; hazan’ın o sere serpe güzelliği en güzel çınar yapraklarında izlenir. Bizler de bu sonbahar manzarasını doyasıya izleyerek yolculuğumuza devam ediyorduk. Yol boyu; “Doğayı anlamak gerek” diyordum kendi kendime. İşte, yol yolak bilenlerle yapılan geziler bunun en güzel fırsatıydı. Yapraklar nasıl düşermiş toprağa, nazlı yeşil öylece sararıp solup, bir başka bahara dek nasıl veda edermiş sevdiğine, bizlere onu göstererek hatta yaşatarak ilerledi aracımız…

    Köye geldiğimizde bizi karşılayan bir çoban köpeğiyle oynayıp, yürüyüş yapacağımız yolun inceliklerine uygun donanımlarımızı da yanımıza alarak başladık yürümeye… Hayallerimin peşinde iki saat süren bir yürüyüş yapacağımı önceden bilemezdim…Ali Kayası’nın dokusunu anlatan o yalçın ama yumuşak duruşlu kayalar, gözlerimizi adeta o büyük buluşmaya hazırlıyor gibiydi. Ruhumu da hazırlamaya başlamıştım. Nasılsa, iz’lerde iz sürmeye gidiyordum. Hz Ali’nin; “Hikmet; akıllıların bahçesi ermişlerin mesîre ve gezinti yeridir” diyen sözünü hatırlayarak bu gezinin hikmetine de biraz kafa yormaya çalışmışlığım bundandı.

    Gezideki yol arkadaşlarımız, arada yalçın kayalıklara doğru ses verip yankısını hediye ediyorlardı bize.Gönlümüzün köşesinde bir dağ, gah Menzelet’in mavi sularına düşüyor, gah kayalıklara tırmanıyordu. Ali Kayası’nda, söylenildiği gibi Hz Ali’nin atının ayak izleri bizleri bekliyor muydu bilmiyorum ama şunu biliyordum;Ali Kayası’nı seviyordum. Bu kayalıklar, yankılarla bıraktığı seste bile duymak isteyene birşeyler söylüyordu.Burası yüce bir kayalıktı. Dağ gibi yüce…Çılgındı. Duruşu heybetliydi. Gri yüzü ve siyah gözleri vardı.Yüzünde; adeta ağlayan bir çift gözün pınarlarından süzülen yaşların beyaz izleri vardı.

    Göz göz açılmış yara gibi bağrında bir hüzün taşısa da, hüznü bağrında yeşerten analığı vardı.Kimi kaya kovuklarında sarkan yeşil saçlı güzeller bu sözlerimi doğruluyor gibiydi.
    Bir kaya, nasıl toprak ana gibi davranabilirdi? Bir bilen ve onu duyabilen her kim varsa, bunu o kayalıklara sormalıydı.

    Yorulduğumuz yokuşları vardı bu yolun.Menzelet Baraj Gölü’nün arada çamlar arasından gözlerimize parlayan mavi yeşil suları, canlı bir güzellik sunuyor, nefeslendiğimiz yerde yorgunluğumuzu alıyordu. Toprağın kokusu ise tarife gelmeyecek kadar hoş kokularla doluydu.Bunu o yola koyulan bilebilirdi ancak…Kaç tepe inip çıktık, saymadım.

    Lakin kaç kez kalbim çarpa çarpa tırmandım o dik yokuşlara, daha çok onu hatırlıyorum…Anladım ki Ali Kayası’nın sevgisi, gücünde ve duruşunda saklı…Duruşunda, bir türlü çözemediğim bir muamma var nedense insanı yüreğine çeken... Kayalıkların hangi tarafına değse bakışlarımız, o tarafından insanı yakalayan bir bakışı var ki,tarife gelmez…

    Ali Kayası’nı anlamak için, insanın kendi gönül dağından âlî bir kayayı yuvarlaması ve sonra karşı yamaca geçip sesini duyması gerek ki bu kaç kişiye nasip olabilir?

    Nice göresimiz varmış meğer bu yolları. Onca yürüyüş, onca tırmanış bir sevdayı da birlikte götürdü yanımızda. Ne çoban sürüsüne rastlamışlığım oldu bu yolculukta ne de dağ keçilerine…Bir dolu gönüllü sürülmüştük kayalıkların eteklerine.Çiğdemler açmıştı yer yer.

    Bastığımız topraklar, zaman zaman üzerinden atlayıverdiğimiz küçük kayalıklarla sert yüreğini de gösteriyordu.Şu an yazdığım bu kelimelerin bir çoğunu o yolculukta yürürken ki geçen zamanda yazmıştım gönül defterimin sahifelerine.

    Bir efsanenin peşinde yürürken “ey yolcu burası son durağındır” dercesine bizlere seslenen büyücek bir kayanın bağrına seriliverdik…Etraf, heybetli bakışlarıyla bizi süzen kayalıklarla doluydu. Bu bakışlar, herzamanki söylemek istediklerinin aksine, bizim onu hangi gözle süzdüğümüzü anlamaya çalışır gibiydi. Kayalılara giden bu yolların bugüne dek çok yolcusu olmamıştı belli ki.Zaman zaman rüzgârlarla dalgalanan Menzelet Baraj Gölü sularının bağrını dövdüğü anda bile sükunetini ve vakarını koruyan bir hali vardı bu kayalıkların...

    Menzelet’in mutedil sularına kuş bakışı baktığımız yerde, ince ve süzgün bir göz gibi duran ”yolcu mağarası”na el edip sessizce oradan ayrılıyorduk. Geldiğimiz yolları dönerken, bunca yol antremanından sonra Ali Kayası’nın üzerindeki izleri görmeyi hak ettiğimizi düşünüyorduk.İki saatlik yürüyüş işte böyle geçivermişti.

    Köyün kalbinde olmak güzeldi.Bahçede kurulu kocaman tahta çardak, cömert bir ev sahibi gibiydi. Bizden önce bu çardağa ulaşan yol arkadaşlarımızdan; göçünü çözen, yükünü yığan, bohçasını açan, bir yorgunluk atma molası vermişti bile...Kolay değildi, efsanedeki atın uçarak gittiği yerlere bizler tırmanarak çıkacaktık…Çok iyi dinlenmeliydik…Mola verdik.

    Mola yerinde, varını paylaşan bahtiyar olmuş hesabı,sofralarımızı paylaşmış ve izlerin peşinde iz sürme vaktine gelmiştik. Artık, bu izleri görmeye istekli ve cesaret sahibi bir dolu insanla, kayalıklardaki heybetin tam kalbine konmaya niyet etmiştik.Tırmanacağımız kayalıklar hemen karşıda bizleri süzüyordu.

    Kış ortasında yaşadığımız bahara rağmen burada, başkaca dağlar taşlar gibi, ne rüzgarın kokusunu getireceği bir dal çiçek vardı ne de bir kelebeğin konacağı tek bir yaprak…Kayaydı işte.Mükemmel bir heykeltraş elinden çıkmışçasına sıradışı, büyük ve muhteşem bir sanat eseri gibi duran, üst üste konmuş dev bir kaya…

    Ondan(c.c) başka kimin gücü yetebilirdi kibu kayaları üst üste koymaya…? Düşünmeli insan.

    Kimi yuvarlak kimi oval şeklindeki bu dev kütleli kayaların üzerine bazı yol arkadaşlarımız bizden evvel tırmanmıştı.Onların uzaktan bu kayalar üzerinde bir nokta gibi görünen varlığına bakılırsa, buranın hiç te kolay bir tırmanış olmadığı anlaşılabilirdi. Olsun, ucunda bir hayali gerçekleştirmek vardı. Ucunda, bir efsanenin içinde yer almak ve onu yaşamak vardı. Hz. Ali’nin İbn Abbas için dediği o cümle çınlayıverdi kulaklarımda:

    "Sanki bir perdenin arkasını görüp konuşuyormuş gibi..." Şimdi öyle olmalıydık. Dağ, taş bir perdeydi belki ama o perde ardını anlamak için bile belki yürekten perdeleri kaldırmak gerekebilirdi.

    Hz Ali’nin atı Düldül’ün ayak izleri efsanesine göre; İslam halifelerinden Hazreti Ali, atı Düldül’ün üzerinde dağdan dağa uçarak sefer yapmaktaydı. Bu seferlerin birinde Kahramanmaraş’a gelen Hz. Ali atıyla birlikte işte bu dağda konaklamak için sertçe yere basınca, buradaki bir kaya üzerinde atının ayaklarının izi kalıvermişti. Efsane bu…

    Eğrisi doğrusu aranmaz.
    İzi aranmış bulunmuşsa, bize de bu izlere ulaşmak düşer elbet.

    Hani Hz Ali oğlu Hasan’a nasihatlerinde: ”iyi insanların izini takip et ey oğul” diyordu ya, bu rükünle takipte olmak bile güzeldi. İzlere daha yolumuz vardı... “Hele şu tırmanışı da bir geçelim.” Diyordum kendi kendime. Dediğim şey anlattığım kadar kolay değildi elbette.

    Dimdik bir kayaya, düz duvara tırmanır gibi çıkmayı denediniz mi hiç? Bunu denemek için yanınızda iyi bir dağcı olmalı ki, bu yolu göze alabilesiniz.Göze almıştım bir kere.

    Dik tırmanışta kayalara tutunmak vardı ama,ayaklarınızın kayması an meselesiydi. “Zulüm; ayakların kaymasına ni'metin yok olmasına milletlerin helâkine sebep olur” diyen Hz Ali’yi bu vesile ile bir kez daha yâd ederek tırmanıyordum.Onun tarihte okuduğum cesaret ve kahramanlığının, bir dağ başında yaşadığım küçücük bir tırmanış olayında bana da cesaret vereceğini aklıma getiremezdim. “Kibir kalbin afeti” diyordu bir sözünde…

    Buradan hareketle; kalbin afetini öldürmek için işte böylesi bir dağa taşa çıkmalı diyordum kendime.

    Tırmanışı göze almış gönüllülerle kayalıkların ortasındaki mağaraya dek tırmandık. Atın ayak izleri, dağın kalbine inci bir kolye dizmişçesine sıralanmıştı.Bu izsilsilesi, o kadar nizami dizilmişti ki, evet ancak uçan bir atın ayak izlerine yorumlanabilirdi doğrusu. Zirveye tırmanan bu iz, kayalıkların pehlivan duruşunu oval bir kuşak gibi sarıp sarmalamıştı.

    Mağaraya oturdum.Tırmandığım yerleri süzmeye başladım.Kulağımda Hz Ali’nin oğlu Hasan’a olan nasihatinden sözler çınlayıp durdu: “Ey Oğul, kalbinin bütün kötülüklerden durulduğunu, fikirlerinin toplandığını ve tek arzunun hakikat olduğunu görünce sana söylediğim hususları düşünmeye başla Şayet bunlara sahip olduğuna emin değilsen, karışık mevzulara girme Aksi halde önünü göremeyen adam gibi olursun ki, her an içinden kurtulması zor olan çukurlara, uçurumlara düşersin ”

    Evet, aşağısı tam bir uçurumdu. Fakat tırmanan güzel insanların tek arzusunun hakikat olduğunu da varsayarsak, buralar bir uçurum değil, güzel duyguların bir kelebek gibi uçuştuğu boşluklardı.

    İzlerin üstüne kimi ellerini koyuyordu kimi ayaklarını…Atın toynaklarının açtığı varsayılan o çukurlara yüreğimin hokkasını banıyor, Hz Ali’nin hatırımda kalan aziz ve temiz sözlerini birkez daha ruhuma yazmaya fırsat tanıyordum.

    Dağcılar yüreklerindeki dağ gibi cesaretle tırmandıkları kayalıkların zirvesinden sarkıttıkları iple aşağı iniyorlardı.Bense, ayakkabımı ve çorabımı bir başka ele emanet etmiş halde yalın ayak, çıktığım dimdik kayadan kaymadan inmeye çalışıyordum. Değmişti doğrusu…İzlerin kalbinde bir iz’dik artık biz de…

    Bu gezi sonrası gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim:

    “Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste” diyen Hz Ali’nin bu sözüne istinaden, görmeyi çok arzuladığım o izleri başkalarının da görmesini arzu eder ve dilerim.

    Velev ki insan olanın ruhunda herzaman; ”daha iyi bir yerde konaklamak isteyen kervan ruhu” hep vardır.

    Bu kez yolumuz buradaydı. Başka sefere, doğup büyüdüğümüz bu kentin içinde hangi hayalimizin peşinde olacağımızı kim bilebilir…? Ya nasip.

    Not: Ali Kayası'na yaptığımız muhteşem gezinin öncülüğünü yapan, yaptıkları güzel organizasyonla gezinin akıcılığını sağlayan KADAK Kahramanmaraş Dağcılık Arama Ve Kurtarma Ekibine, Başkan Sait Kılıçsallayan Bey'e ve Onun şahsında bütün emeğe geçenlere en kalbî teşekkürlerimi sunarım.

    İnci Okumuş
    e-mail: inciokumus@gmail.com


    Etiketler : Izlerinde, Atının,
    31292  kez okundu.

    BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

    20.08.2012 00:10
    AYAĞINIZA SAĞLIK EDELER
    SLM ÖNCELİKLE ALİ KAYASINA ÇIKIP BENİMDE OLDUKCA İÇİMDEKİ MERAKIMI GİDEREN ARKADAŞLARA SONSUZ TEŞEKKÜR EDİYORUM SİZLERİN ALİ KAYASINA TIRMANIP HEDEFİNİZE VE MERAKINIZI YENDİĞİNİZ GİBİ BENDE OKURKEN SONUNAKADAR HEYCANLANDIM TIPKI SİZİN GİBİ ÇOK GÜZELDİ TEŞEKKÜRLER..
    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.