AJANS-46

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA

Sessiz güzellerden ses var...

Kahramanmaraş dağlarının sessiz güzellerinden ses var… Hikâyenin Yazılış Öyküsü Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin düzenleyip Kahramanmaraş sevdalılarını da davet bu
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 25.03.2010 12:40 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Yazarlar.
    İnci Okumuş
    İnci Okumuş Tüm Yazıları

    Kahramanmaraş dağlarının sessiz güzellerinden ses var…

    Hikâyenin Yazılış Öyküsü

    Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin düzenleyip Kahramanmaraş sevdalılarını da davet buyurduğu bir güzel yemek akşamıydı. “Ahır Dağı’nın Sessiz Güzelleri”nin konuşulduğu o toplantının bir yerinde, yan yana oturduğumuz, KSÜ’ den Yard. Doç. Dr. Ahmet İlçim Bey’e dönüp: “Şöyle her şeyiyle Maraş’lı olan ama dünyada başka yerde olmayan bir çiçek yok mu?” deyiverince, o an üç sessiz güzelin müjdesini de alıvermiştim. Meğer bu soruyu tam da, o güzelleri bizzat o koca dağda keşfeden ve bilime kazandıran üstadına sormuşum.

    Tevafuğun böylesi… Bu müjdeden büyük bir heyecan duymuştum. Çiçekleri tanımak, hakkında bilgiler almak istiyordum.

    Yorgun günün içinde gerçekleşen dost ziyaretinin hakkı ödeşilir mi? Hafta evveli aldığım söz üzere, Ahmet İlçim Beyefendi ofisimi şereflendirdiğinde, Ahır Dağı’nın sessiz güzellerinden başlayan derin sohbetin seyrinde, değil Ahır Dağı’nın çiçeklerinin sesini, Binboğa Dağlarının güzellerinin de sesini duyabileceğimi bilemezdim.

    Sohbetin içinde çiçekler kadar, çiçeksiz kalan yanımız, çiçeklerinden habersiz yaşayan yanımız ve bu toprağın içinde tabiattan yoksun büyüyen öksüz ve yetim halimiz de vardı.

    Biri cins diğeri tür adı olmak üzere, iki kelime ile isimlendirilen çiçeklerin Latince olanının yanına, memleketimden isimler verilmişti. Bizler gibi bu toprakta doğup büyüyen bu narin çiçekleri kardeşim addedip isimlerini hafızama almaya başladığımda, bir yandan da çiçeklerin isimlendirilme öykülerine kulak kesilmiştim. Ahmet İlçim Hocamız, nezaket buyurmuş, üç sessiz güzelin birer çerçeveli fotoğrafı ile fakiri de anmıştı.

    Salviya marashica, Germanium kalenderianum, Stachys marashica...

    Üç sessiz güzel artık hep karşımdaydılar.

    Kulağımı bu sessiz güzellerin kalbine koymuş ve beklemeye başlamıştım ki, hafta geçtiğinde aralarından birinin fısıltılarını duyar gibi oldum.

    Kalemin beklemeye tahammülü olmaz. Aldım elime kalemi. Yazdım çiçeğin başına geleni.

    Binboğa Dağı’nın kalbinde, sessizce keşfedileceği günü bekleyen bu çiçeğin adını, bu dağda gerçekleştirdikleri haftalar süren özverili çalışmalarıyla Ahmet İlçim Bey kulağına üflemişti…

    Geranium kalenderianum…

    İşte bu hikâye içinde geçenler, Geranium kalenderianum’un, bir Kalender Çocuk olarak bana söylediklerinden başka bir şey değil… Bu hikâye ve yazarı, bundan böyle okurlarının kulağı, çiçeklerin kalbinden kalkmadığında kendini bahtiyar sayar.

    Derler ki; ne aradığını bilmeyen ne bulduğunu anlayamaz. Binboğa Dağı’na değilse de, Ahır Dağlarına defalarca çıkmışlığımız ve onca yürümüşlüğümüz vardır da, çiçeklerinin nadideliğinden haberdar olmuşluğumuz neden yoktur? Diye düşünmeye başladım…

    Elbette her şeyin bir ilmi var. Doğaya, bilime ve tabiatıyla insanlığa
    adanmış gayretleri ile; toprağına, havasına ve suyuna dek bizden daha çok Maraş’lı olan bu üç güzeli bilim dünyasına ve bizlere kazandıran lütufkar insanlardan, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Biyoloji Bölümü Hocalarından, Yard. Doç. Dr. Ahmet İlçim Bey’e bu vesile ile teşekkürlerimizi borç biliriz.

    KALENDER ÇİÇEĞİN HİKÂYESİ

    Kartal kanatları altında saklanan dağın adı; Binboğa’ dır. Koca bir dağ nasıl olur da kartal kanatları altına saklanır diyene, bir hikâye içinde de olsa, ne desem beyhude… Görmeden olmaz. Ama bildiğim o ki; Binboğa Dağı, mahzunların dağıdır. O yüzdendir ki, bu dağın dumanlı başında öbek öbek açan hemen her çiçeğin yayıldığı yer, bir mahzunun kırık gönlünü avuttuğu döşek olmuştur.

    Kalender çocuk bu dağın eteklerinde dünyaya gözlerini açtığında, rengârenk çiçeklerle bezeli o tertemiz entarili dağın kendisine hem analık hem babalık edeceğini bilemezdi.

    Ona daha aklı yettiğinden beri, “annen şu dağlarda çiçek oldu” demişlerdi de hep bu dağlara çıkışı ondandı Kalender’in… Kalender, sahiden de ismi gibi kalender tabiatlı bir çocuktu. Alçak gönüllü ve bulduğuyla yetinen…

    O, yolu gözlenen bir çocuk olarak doğup büyümese de, kendinin yolunu gözleyen bir dağın hislerini bilir ve her fırsatta Binboğa Dağı’nın zirvesine koşarak çıkardı. Nasılsa biraz anasının kokusu vardı bu dağda.

    Kalender çocuk, öksüz ve yetim başını gâh Binboğa Dağı’nın dimdik duran başına, gâh şefkat kokulu göğsüne yaslar bir süre oracıkta uyurdu. Bu dağın nice kuşa, kuzuya ev sahipliğini herkes bilirdi de bu koca dağın şu küçük çocuğa yaptığı analığı ve babalığı kimsecikler bilmezdi.

    Bir çocuk, bütün oyunlarını bir dağ ile oynayabilir miydi? Başı yüce ama gönlü engin Binboğa Dağı, O, bağrına bastığı öksüz ve yetim Kalender çocuğu nasıl kırabilirdi ki?

    Ne vakit oyun başlasa, ilkin Kalender çocuğun sesi çıkardı dağa: “ Ey Binboğa, gör ki; yok’um”

    Binboğa o vakte dek kimselerin duymadığı sesiyle yankı yankı bağırırdı: “ Ey çocuk, bak ki; varlığımı gör”

    Kalender çocuk, bu cevabı alır almaz, sarılmak için koşardı Binboğa’nın kollarına. Ancak böyle seslendiğinde, içindeki öksüzlük ve yetimlik hissini atar, kuşlar gibi hafiflerdi.

    Günlerden bir gün, yine öyle yaptı Kalender çocuk, bütün nefesini topladı ve heyecanla seslendi dağa: “ Ey Binboğa, gör ki; yok’um”

    Bu defa nedense dağın, yankısız, cılız ve başkaca bir şey söyleyen sesi vardı. Koskoca dağ: “Artık yaşlandım, seninle oynayamam” dedi fısıltıyla.

    O an, dağların kalbinden eriyip akan buz gibi sular, sanki Kalender çocuğun yüreciğinden kaynar kaynar akmıştı. Koca Binboğa’yı kanadının altında saklayan kartal, hiç düşünmeden dağı bir köşede bırakıp, sarılıverdi Kalender çocuğa.

    Kalender çocuk, o güne dek başını yasladığı dağın kayalıklarına, ilk kez öksüz ve yetim büyüyen avuçlarını dayamıştı. O vakte dek, Onun öksüz ve yetim avuçlarından bu dağa yarenlik eden, nice alamecekler ve kulaklı toygalar, nice yırtıcı kuşlar yemlenmişti de, kaskatı bir kaya ilk kez onun avuçlarından acımsı bir su gibi çaresizliği içmişti.

    Dağın mahzunluğu Kalender çocuğun mahzunluğuna yaslanmıştı bu kez. Kalender çocuk, üzüntüden kan çanağına dönen gözlerini sakladı hem dağdan hem de kartaldan…

    İşte ne olduysa o an oldu. Kalender çocuğun parmakları arasından, kayalıkları delercesine çıkan bir çiçek doğuverdi. Çiçeğin teni Kalender çocuğun teninin rengine bürünmüşçesine kireç gibi bembeyaz kesilmişti. Taç yapraklarında, çakmak çakmak bakan bir duruş, damar damar kanlanmış hüzünlü bir bakış vardı. Kalender çocuk, çiçekle göz göze geldikten sonra, büyük bir huzurla gözlerini kapadı ve orada birdenbire sır oluverdi.

    O oldu… Nereye gitti bilinmez, Kalender çocuğu bir daha gören olmadı dağlarda...

    Binboğa Dağı derin bir iç geçirdi ve onun öksüz avuçlarını yasladığı yerde çıkan çiçeği, vazifeye hazır bir er gibi bekleyen kartala göstererek : “ Şu kalender çocuğu alıp bütün bağrıma dağıt. Dağıt ki, yüreğim hafiflesin” deyiverdi. Koskoca dağın dili sürçmüş, Kalender çiçek diyecek yerde, kalender çocuk deyivermişti…

    Öyleydi. Dünyada ne çok öksüz ve yetim, ne çok gönlü mahzun vardı da onların mahzun gönüllerine sarılıp teskin eden tek çiçek, dünyanın yalnızca bu dağında vardı.

    O günden sonra Kahramanmaraş’ın Binboğa Dağına gelen herkes, bu gözleri kan çanağına dönmüş kalender çiçeğin onlara bir şeyler fısıldadığını duydular.

    Şu yalan dünyada yüreği burulmamış insan var mıydı ki? İşte Binboğa’nın nefesini nefesine yoldaş eden her mahzun, Kalender çiçeği bulana dek yürüdüğü bu dağda, bilimsel adına Geranium kalenderianum denen bu çiçeğin kaskatı kayalıklar arasındaki güçlü ve duygulu duruşuna tanık oldular. Bu dağa çıktıkları her vakit bütün yeislerini Binboğa’da bırakmış ve ruhen güçlenmiş olarak indiler.

    Bu hikâye hikâyelerin de hikâyesi olduğu halde, dağın göğsünde açan bu çiçeğin, Kalender çocuğun annesi olduğunu, Kalender çocuktan ve dağdan başka bilen olmamıştı…

    Görebilen, duyabilen ve hissedebilen bahtiyar olsun vesselam.

    İnci OKUMUŞ
    Şair-Yazar
    (e-mail: inciokumus@yahoo.com)

















    Etiketler : Güzellerden, Sessiz,
    16888  kez okundu.

    Bakmadan Geçme


    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.