PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

Takıntılı bir müfteriyle nasıl mücadele edilir..

SABAH gazetesinin bir köşesinde uzun süredir hakkımda sistemli, planlı, ısrarlı bir iftiraya yer verildi. Önce pek ciddiye almadım.Ama ben
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 06.10.2011 13:50 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.
    Ahmet Hakan
    Ahmet Hakan Tüm Yazıları

    SABAH gazetesinin bir köşesinde uzun süredir hakkımda sistemli, planlı, ısrarlı bir iftiraya yer verildi.

    Önce pek ciddiye almadım.

    Ama ben ciddiye almadıkça “müfteri” durmadı.
    Ağır hakaretler eşliğinde planlı, sistemli ve ısrarlı bir şekilde kara çalmaya devam etti.
    Söylediği şuydu: “Ahmet Hakan askere gitmemek için kumpas çevirdi”.
     
    “İddia” karşısında önce şunu yaptım:
    Genelkurmay’ı, Milli Savunma Bakanlığı’nı, savcıları göreve çağırdım.
    Dedim ki: “Beni töhmet altında bırakan böyle bir iddia var ortada, gereğini yapın. İddia doğru mudur, yalan mıdır? Araştırın. Bir sonuca varın”.
    Bu çağrıma Genelkurmay’dan yazılı bir açıklama geldi.
    Dendi ki: “Araştırdık, sizin askerlikle ilgili bir sorununuz yok”.
    Bununla yetinmedim, “Müfteri”yi mahkemeye verdim.
    Mahkeme süreci şöyle işledi:
    -  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli Basın Savcısı İsmail Onaran söz konusu şahıs hakkında “Kovuşturmaya gerek yoktur” kararı verdi.
    -  Bu karara karşı Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundum.
    -  Ağır Ceza Mahkemesi, savcının verdiği “Kovuşturmaya gerek yoktur” kararını kaldırdı.
    -  Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iddia sahibi şahıs hakkında kamu davası açtı.
    -  Açılan dava sonucu iddia sahibi şahıs yargılandı.
    -  Mahkeme, şahsı 2 ay 27 gün hapis cezasına çarptırdı.
    -  Hapis cezası ertelendi, şahıs hakkında “bir yıllık denetim süresine tabi tutulması” kararı alındı ve bazı haklardan da mahrum bırakıldı.
    -  Karar tamamlandı, dosya şimdi Yargıtay’da.
    Müfteriliği mahkeme kararıyla tescilli bu şahıs, mahkeme kararlarına rağmen durmadı, iftirasını bulduğu / bulmadığı her fırsatta dile getirdi.
    Baktım, dün yine “iftiraya devam” niteliğinde bir yazı yazmış.
    Bilgi kirliliği yaratarak, eline geçirdiği malzemeleri istismar ederek, aldığı hapis cezasını gizleyerek yine aynı teraneyi okumaya devam etmiş.
     
    Bir fikir mücadelesi nasıl verilir, biliyorum.
    Polemik falan, tamam...
    Sonuna kadar tartışma, sonuna kadar hesaplaşma, hepsine varım.
    Ama ben “Takıntılı bir müfteri ile nasıl mücadele edilir?” konusunda hiç iyi değilim.
    -  Bazıları “Sus, cevap verme, muhatap alma” diyorlar. Susuyorum. Ama susarak “müfteri” şahsın hızını kesmek mümkün olmuyor.
    -  Ayrıca sustukça “mücrim” gibi algılanma tehlikesi mevcut.
    -  Susmuyorum, bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama bu durum “müfteri” açısından konuyu yeniden gündeme getirmenin bir gerekçesi haline getiriliyor.
    -  “Müfteri”, mahkeme kararını dinlemiyor, denetim falan umurunda bile değil.
    Kısacası ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.
    Fena halde akla ihtiyacım var.
    Sevgili okurlarım!
    Lütfen “Takıntılı bir müfteri ile nasıl mücadele edilir” konusunda bir şeyler yazıp yol gösterir misiniz?

    Trabzon’a ayıp ediliyor

    BİR spor muhabiri, Fenerbahçe’nin tribün liderlerinden biriyle bir röportaj yapmış. Röportaj, Hürriyet’in internet sitesinde yayınlanmış, sonra da kaldırılmış.
    Röportajda Fenerbahçe’nin tribün lideri tüm Trabzonspor taraftarlarına açıkça hakaret ediyor. Ne dediğini yazmak bile istemiyorum. Benim asıl takıldığım konu şu: Konu Trabzon olunca...
    Haksızlık yapmak, hakaret etmek, bel altı vurmak bu kadar kolay mı olacak?
    Hadi fanatik bir tribün lideri, bir hakaret etti.
    Peki bu hakareti, coşkuyla röportaja almak da ne oluyor?
    Hadi diyelim ki röportajı yapan, cümleyi coşkuyla röportajına koydu. Peki bu cümleleri yayınlamak da ne oluyor?
    Söyler misiniz?
    Trabzonspor’un bir tribün lideri Fenerbahçe hakkında böyle bir cümle sarf etse, bu cümle bu kadar denetimsiz bir şekilde yayınlanır mı?
    Bir kez daha soruyorum:
    Konu Trabzon olunca neden bu kadar pervasız olunuyor?

    Şerefliysen açıkla

    KEMAL Kılıçdaroğlu bir âlem oldu.
    Tuhaflaştı.
    Tutarlılık arayışını falan bir tarafa bıraktı.
     
    Şu olaya bir bakalım:
    Kemal Kılıçdaroğlu, bir yandan Başbakan Erdoğan’a Alman Vakıfları ile ilgili iddiası nedeniyle “İddiayı ortaya atıp bırakma... Şerefliysen bildiğini açıkla” diye meydan okuyor...
    Ama bir yandan da kendisi “iddiayı ortada bırakan” türde açıklamalar yapıyor.
    -  Mesela “Bir Bakan, Deniz Feneri konusunda köstebeklik yaptı” diyor.
    -  Mesela “Deniz Feneri’nden AK Parti’ye yardım gitti, bunun belgesi var” diyor. Soruluyor kendisine, “O bakan kim?” diye... Cevap yok.
    Soruluyor kendisine, “Nerede belge?” diye... Yine cevap yok.
    Yani...
    Başkasına “Şerefliysen açıkla” diyor ama kendisi o şerefe nail olma çabası göstermiyor.
    Oysa “Şerefliysen açıkla” diyen birinin, “Şerefliysen açıkla” çağrısına muhatap olmayacak türde davranması gerekir.

    Aydın Boysan’a nasıl yenildim

    GEÇENLERDE bir akşam Twitter’da bir nostalji rüzgârı estirmiştim.
    Eskilerden dem vurmuş, ardından da hava atmıştım:
    “Nostalji konusunda üstüme yoktur. Bu konuda Aydın Boysan’ı bile sollarım”.
    Tempo dergisinden Eyüp Erdoğan aradı:
    “Madem böyle hava atıyorsunuz, Tempo’nun kasım sayısı için Aydın Boysan’la bir araya gelir misiniz?”
    Kabul ettim.
    Çukurcuma’da bir antikacı dükkânında “Kim daha iyi nostalji rüzgarı estirir?” konulu bir buluşma gerçekleştirdik.
     
    Bir araya geldiğimiz ilk anda Aydın Boysan’ın ilk sözü şu oldu:
    “Ben 90 yaşındayım. Dünyaya geldiğimde Vahdettin padişah idi”.
    Resmen “dakika bir, gol bir” durumu ortaya çıktı yani.
    O anda “pes” ettim.
    Aydın Boysan’ın gevrek kahkahaları eşliğinde teslim bayrağını çektim. Ama işin en sonunda...
    Harika bir sohbet, muhteşem fotoğraflar ve sağlam bir dostluk çıktı.
    Tempo’nun kasım sayısını bekleyin ve bir bakın derim.

    Dağdakiler Şehirdekiler

    NİHAİ hedef şuydu: Adamları dağlardan şehirlere indirecektik.
    Fakat KCK tutuklamalarıyla, biz tuttuk, şehirdekileri hapse tıkmaya başladık.
    Üstelik tutuklanan isimlerin hepsi BDP’de siyaset yapıyorlar. Üstelik tutuklananlara yönelik suçlamalarda “bomba atma / silah sıkma / adam öldürme” yok.
    Benim merak ettiğim soru şu: Şehirdekileri hapse tıkarsak, dağdakileri nasıl şehre indireceğiz? Yoksa...
    “Dağdakiler dağda kalsın, düz ova falan hikâye” noktasına mı geldik?
     
    Ahmet Hakan
    ahmethakan@hurriyet.com.tr

    CNN TÜRK Tarafsız Bölge Programı Yapımcısı
    39780  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.