PRESTİJ STONE 728x90

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA

Yeni bir ittihat ve terakki dönemi mi?

Siyaset, ekonomi, terör ve hükümetin dış icraatlarıyla ilgili yazı yazmanın bir anlamı kalmadığına çünkü akılları her şeye yetiyor- kanaat getirdiğim için, bir süredir yazı yazm
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 23.08.2012 15:21 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Serbest Kürsü.
    Mehmet Ali Bulut
    Mehmet Ali Bulut Tüm Yazıları

    Siyaset, ekonomi, terör ve hükümetin dış icraatlarıyla ilgili yazı yazmanın bir anlamı kalmadığına çünkü akılları her şeye yetiyor- kanaat getirdiğim için, bir süredir yazı yazmak, yanlış giden şeylere kendimce dikkat çekmek gelmiyor içimden. Esasında herhangi bir yazının ve tedbirin artık gidişatı değiştireceği de kalmadı.

    Türkiye birçok konuda sözün bittiği yerde duruyor.

    Mamafih, milletlerin tarihinde, öyle zamanlar vardır. Öyle ki, millet bizzat kendisi, ayağa kalkmadıkça veya müdahil olmadıkça netice alınamaz. İşte Türk milleti, maalesef yine böyle bir sürecin içinde…

    Meclisi, Meclis-i Mebusan’a dönmüş. Milletin,  vekil olarak o çatı altına soktuğu insanlar, hainler ve teröristlerle iş birliği yapıyor. Ve devlet, bu küstahlığı sadece seyrediyor. Millet ordudan küstürülmüş. Ordu başka sevdaların peşine düşmüş. Siyasetçiler, “Padişah’ın kızını kapmak”  (dileyen bu kavramı dilediği anlayabilir) peşinde. Gazeteciler gayba taş atıyor. Vatandaş ise “Nerde bu devlet, nerde bu millet” teranesinde! Bir ülkeyi yıkılışa götüren tüm zahiri şartlar mevcut yani.

    Ve Türk milleti ortalıkta yok. Niyazi Mısrî’nin “Günde bir taş-ı bina-yı ömrümün düştü yere / Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber” dediği gibi, her gün vatan sarayının bir parçası kopuyor yahut yara alıyor ama Türk milleti habersiz. Hâlbuki öyle bir dönem ki bu dönem, eğer Türk Milleti -hakikaten hâlâ varsa- bizzat yeniden ayağa kalkıp (tıpkı İstiklal Savaşı’nda olduğu gibi) topraklarına sahip çıkmazsa, Selçuklu kardeşlerin, 900’lü yılların sonlarına doğru Gazneli Mahmud’un topraklarına girmesiyle başlayan ‘batıya akan nehir’in akışı, son bulacak. Bütün iyi niyet ve çabalarına rağmen, mevcut iktidar, korkarım ki ‘TC’nin İttihat Ve Terakkisi’ olma durumuna düşecek! (Allah muhafaza!)

    Amanoslarda Cirit Atan Törüristler

    Bir haftadır Gaziantep bölgesindeyim. Bu yedi gün içinde, üç il, beş ilçe, on on beş köy dolaştım. Herkes tedirgin ama hiç kimse elini taşın altına koymuyor. Herkes birilerinin çıkıp bu üç beş teröristin hakkından geleceğini düşünüyor ama kimse o konuda kendisinin de bir şey yapması gerektiğini düşünmüyor.

    Benzetmede hata olmasın, bölgeyi dolaştıktan sonra içimde kalan intiba çok acı oldu. Hiç ilgisi yok diyebilirsiniz, ama o PKK teröristlerinin pervasızlığı bana Osman Bey’in adamlarının Bizans karşısındaki cesaret dolu tavırlarını hatırlattı.

    Düşünebiliyor musunuz? 15 kişi geliyor (ve sanırım ikisi de kadın) ellerinde silahlar. Amanosların en işlek yerinde koca Huzurlu Yaylası’nın yolunu kapatıyorlar, bir saat propaganda yapıyor, herkes de kuzu kuzu dinliyor. Diyorlar ki sizler de Kürtsünüz, neden isyan etmiyorsunuz? (Sizler de Kürtsünüz demesi, o bölgede üç belde ve beş on Kürt köyü var onları kast ediyorlar. Oysa Amanoslar Türkmen ve Yörük dağıdır. Onu hesaba bile katmıyorlar. Zaten hesaba katılacak gibi de görünmüyorlar!

    Ve gariptir, yaşananlar, bire bin katılarak dağ eteğindeki köylerde efsaneleştiriliyor. Kimsenin de aklına gelmiyor ki bu meydan okuyuş bizedir! Demiyorlar ki bunlar beş on kişi, toplanıp gidelim şunların haddini bildirelim. Bekliyorlar, jandarma gitsin, asker gitsin halletsin, istiyorlar.

    Amenna!

    Devlet kurmuş her millet, bu tür sergerdeliklerin te’dibini, asker, jandarma ve polis gibi kurumsal güçlere havale eder. Kurumsal güçler, de kanun ve kural çerçevesinde hareket ederler. Fakat teröristin hiçbir kuralı ve kanunu yok.

    O dağlarda asker yok. Jandarma ara sıra çıkıyor yukarılara ama kısa bir süreliğine. Ondan sonra koca dağ, üç beş teröristin cevelangahı oluyor… Çobanları tehdit ediyorlar, yaylacıları korkutuyorlar, ta ki onlar da gelip korku ile anlatsınlar.

    Kürdistan’ın Sınırları Belli; Bir tek Biz bilmiyoruz

    Bir süre önce bir sohbette biri, “İskenderun’dan Iğdır’a kadar olan kısım Kürtlere verilecek. Karar tamam ve sınırlar hazır! Bir tek problem kalmış; Gaziantep! O da halledildi mi (zaten yarı nüfusu Kürt(!)) burada plebisit istenir ve iş biter”, demişti. Yani “Türkiye’de Suriye benzeri bir büyük prodüksiyona ihtiyaç yokmuş. Demokratik yönden çözülecekmiş her şey ama terör ile de o demokratik ortamın sağlanması(!)” düşünülüyormuş.

    Bu tür bilgiç konuşmalara bölgedeki birçok kahvehanede tanık olabilirsiniz; yani kâle alınmaz diyebilirsiniz. Ancak insanlar bu tür söylentileri öyle benimsemişler ki, iş olmuş bitmiş. Kimse, buna fırsat verilmez demiyor. Herkes kabullenmiş. Yani o topraklar nerede ise yarı yarıya elden çıkmış. Gelişmelere baktığımızda bu söylentilerin yabana atılmayacağı da görülüyor maalesef.

    Bir iki hafta kadar önce, Londra’da Ortadoğu araştırmaları yapan bir vakıf başkanı, durup dururken ‘Sykes Picot Antlaşması’ndan ve sınırların yeniden çizilmesinden söz etti. Fakat asıl vurgusu, Suriye Kürtlerinin mağduriyeti idi! Ve onanla eşit zamanlı olarak İsrail’de bir gazeteci aynı konuya temas etti. Kürtlerin, bir bağımsızlığı hak ettiklerini söyledi. Bütün bunlar gösteriyordu ki, birilerinin bölge ile ilgili planları bizim düşündüğümüzden çok farklı!(*)[i]

    Maalesef kader planında da işler tam arzu ettikleri gibi devam ediyor. Çünkü bu ülke sahipsiz! Size birkaç olay anlatacağım.

    Türkiye’de Türk Var mı?

    İslâhiye’de zırhlı tugay komutanlığı var (Şimdi Alay seviyesinde.) Üç beş terörist (ki Amanoslardaki terörist sayısı iki ay önceye kadar 15 ti, son zamanlarda altmışa çıkmış deniliyor) gelip zırhlı tugay komutanlığının üstündeki Koççağaz köyünde iş makinelerini yakmışlar. Dumanları alaydan bile izlenebiliyormuş. Herkes sadece izlemiş.  Sonra olay fısıltı halinde devleştirilip aktarılmış… Onlar yapıyorlar berikiler askerin gelmesini bekliyorlar. Sanki ülke sadece askerin! O da vaktinde gelmiyor. Gelince de zaten gittikleri için yapılacak bir şey kalmıyor. Tabii ki bu durum teröristleri cesaretlendiriyor.

    Düne kadar karnından konuşanlar artık niyetlerini gizlemeye gerek görmüyor. Evet, azınlıktalar ama yürekleri yetiyor meydan okumaya! O kadar kendilerinden eminler ki, ‘birlikten yana olan Kürtler’ (ki hala yüzde 80’dir) sessiz kalmayı yeğliyor. Devletin sahibi olduğu söylenen Türk milletinden ses çıkmadığına göre o niye sesini yükseltsin ki!

    Kardeş Kavgası Olmasın!

    Evet ortada Türk milleti yok. Eğer şu hergün birkaç evladı kalleşçe katledilen insanları Türk zannediyor ve memleketin onlar sayesinde kurtarılacağını sanıyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz! Ortada Türk mürk yok onların hükümeti de yok!

    Evet, ortada güya bir hükümet var, güya bir asker var, güya terörle mücadele var ama üç beş çapulcu dediğimiz şu teröristler, 30 yıl içinde dayat dayata ta Hakkari’den kalkıp Akdeniz’e dayandılar. Eylem ve vahşetlerine her gün yenilerini katıyorlar ama başta, güya terörü çözmekle görevlendirilmiş bakanımız ve yetkililer olmak üzere, bize sadece “aman karşılık vermeyelim, kardeş kavgası çıkmasın!” diyorlar.

    Kardeşim, benim öyle bir derdim yok. Bu ülkenin her yerinde Kürt de var Türk de var. Kürtler, Araplar, Gürcüler, Çerkezler, Arnavutlar… Hangisi Türklerin kullandığı haktan mahrum edilmiş? Şu andaki kabineye bakın. İçinde köken itibarıyla Oğuz/Türkmen diyebileceğimiz kaç insan var?

    Ama herkes biliyor ki, eşkıyanın derdi hak hukuk değil. Hak hukuk olsaydı çoktan çözülürdü. Onlar, sadece maşa! Kim Türkiye’ye bir şeyi dayatmak istiyorsa bu insan canilerini kullanıyor taşeron olarak. Ama ipleri nihayette İsrail’in elinde...

    İşin şahsen canımı acıtan tarafı, bu canilerin, bir kısım Kürtler tarafından ‘savaşçı’ diye nitelenip alkışlanması. En acısı bu! Biz ‘kardeşiz, birliği beraberliği bozmayalım’ diye titizlendikçe, eşkıya gelip insafsızca canıma, ırzıma, izzetime saldırıyor. Beri tarafta kardeş bildiğim de onu sahipleniyor. Bu kardeşlik daha nereye kadar muhafaza edebilir bilmiyorum! Birlikten ve beraberlikten yana olan ve hala yüzde seksenleri teşkil eden (MI6’nın raporlarına göre 12 milyon Kürt var. BDP’ye oy verenler ki çoğu korku belasıdır,  2,5 milyon) Kürtlerin de kendilerini göstermesi lazım!

    Şehirler Savunma Örgütleri Oluşturmalı

    Ama maalesef ortada, kendi toprakları için risk üstlenecek bir halk yok. Belki var ama örgütlenemedikleri için kimsenin sesi çıkmıyor. O yüzden, bölgedeki bazı insanlarla şifahen paylaştığım düşüncemi sizinle de paylaşmak istiyorum ki birileri daha uyansın! Eğer bu toprakların Müslüman kalması isteniyorsa, Sünni Kürdüyle, Türküyle ve Arabıyla (ki Araplarda öyle bir kıpırdanma hissettim) bölgede yaşayan her Müslüman ve vatanperver, kendi şehrini korumak için (tıpkı İstiklal savaşı öncesinde olduğu gibi;  o zaman da ortada bir hükümet vardı ve o hükümete rağmen örgütlenme oldu) kendi şehrini savunmak için mutlaka örgütlenmeliler!

    O zaman düşman Fransız’dı ve iş kolaydı! Şimdi düşman belli değil. Bazen ‘kardeş’ maskesi giyiyor, bazen ‘kürt’! Ama inanın ikisi de değil. Düşman İsrail’idir, Siyonisttir, Yahudi’dir. Şimdilik Kürt kıyafeti giymiş! Kendisini iyi gizlemiş. Sureti hak’tan görünüyor.

    Derdim, birilerini kışkırtmak değil. Ama diyorum ki; Milletin bu gafleti devam ederse, her şeyi, kanunlar ve uluslar arası anlaşmalarla eli kolu bağlanmış hükümetten ve ne yapacağını artık bilemeyen devletten beklemeye devam ederse, en fazla birkaç yıl içinde, bu bölgelere pasaportla bile giremeyecektir…  

    Ne mi yapmak gerekir?

    Bin yıldır bu topraklar üzerinde varlığını korumuş bir milletin evlatları, bugün, elden çıkan memleketlerini korumak için ne yapması gerektiğini bilmez hale gelmişlerse, zaten bu topraklar üzerinde, hür ve bağımsız yaşamalarının bir anlamı da kalmamıştır.

    Evet, öyle zamanlar var ki, milletin bekası, kurumsal güçlere bırakılmayacak kadar önem kazanır. Eğer o zamanlarda bizzat millet ayağa kalkmazsa, tedbirini almazsa, ebediyen kaybeder.

    Anadolu sayısız millete ve iktidarlara mezar olmuştur!



    [i](*) Sykes Picot Antlaşması, 9 Mayıs 1916 I. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devletinin paylaşılmasını öngören gizli antlaşma. 1915'te Arabistan yarımadasını ele geçiren İngiltere, Osmanlı devletine karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;

    I. Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı, (sonra Ermenistan olacaktı MAB)
    II. Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,
    III. İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Güney Mezopotamya verilecekti ve
    IV. Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak
    V. İskenderun serbest liman olacak
    VI. Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

    Mehmet Ali Bulut
    Haber 7

    mabulut@gmail.com

    Etiketler : Dönemi, Ittihat, Terakki,
    37516  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.