AJANS-46

Bizi Takip Edin!

BEŞEN SİGORTA
BEŞEN SİGORTA

Zebani ile pazarlık!

Yoğun bulutların arasından devasa bir kuşun sırtında çıkageldi... Bembeyaz giysiler içindeydi... *** -- Hazır mısın? -- Neye hazır mıyım? --
fb-share
  • Yazdırılabilir Sayfa
  • 09.04.2013 11:32 Tarihinde Eklendi.  Kategori : Yazarlar.
    Süleyman Canbolat
    Süleyman Canbolat Tüm Yazıları

    Yoğun bulutların arasından devasa bir kuşun sırtında çıkageldi...
    Bembeyaz giysiler içindeydi...

    ***
    -- Hazır mısın?
    -- Neye hazır mıyım?
    -- Seni götürmeye geldim...
    -- Nereye?
    -- Nenenin - dedenin yanına...
    -- Niye ki?
    -- Emir büyük yerden...
    -- Ben, emir - memir dinlemem arkadaş... Yanlış adrese geldin.
    -- Seni almam emredildi laga - luga etme peşimden gel...
    -- Yahu arkadaş kimsin sen? O'nu söyle bari...
    -- Bana Zebani derler...
    -- İyi de, bu gibi işler Azrail'den sorulmuyor mu?
    -- Beni sana Azrail gönderdi... Hadi, uzatma düş önüme...
    -- Gitmiyorum...
    -- Arkadaş bela mısın nesin... Gitmem ne demek? Eşek gibi geleceksin...
    -- Bizim dilimizi konuşuyorsun... Nereden öğrendin?
    -- BEN "herkes" olabilirim, ama "herkes" BEN olamaz... Her dili
    bilirim... Böyle bir özelliğim var...
    -- Üzerine bindiğin Deve Kuşu değil mi?
    -- 'O' kuş Anka Kuşu'dur... Deve misin nesin.
    -- Beni götürme sebebini söylemezsen şuradan şuraya gitmem... Vallaha
    da gitmem, billaha da gitmem.
    -- Tamam, dinle o zaman: Senin gazeteci arkadaşların, ağabeylerin bizim
    orada gazete kurdular... 27 senedir devam ediyor... Oralarda neler
    oluyor? Malı kim götürüyor? Kim, kimden torpilli? Ağa babalarının
    arkasına gizlenen kimler? Tüm bunları gazeteden öğreniyorduk...
    -- Ne oldu? Gazete mi kapandı? Boykot mu var? Neden başkaları değil de ben?
    -- Kapanmadı ama kapanmak üzere... Sayfalardan sorumlu Osman Sayın diye
    biri var... Kendisinden önce buraya gelenlerle birlikte çalışıyor...
    Bu arkadaş, "Kahramanmaraş'ta yapacaklarım bitmedi" diyor da başka bir
    şey söylemiyor... Çok inat... Dönmek istiyor... "Olmaz" diyoruz,
    dinlemiyor, cezadan da korkmuyor...
    -- Sonra ne oldu?
    -- Ne olacak "konsey" kuruldu...
    -- Konsey mi, O da ne?
    -- Nihai kararı verenler...
    -- Onların verdiği karardan bana ne?
    -- O karar sonrasında sende karar kılındı... Senin gelmen uygun görüldü...
    -- Uygun gören kimler?
    -- Tahtalıköyün müdavimi olan Kahramanmaraşlı gazeteciler...
    -- Son karar mı bu?
    -- Evet...
    -- Değişmez mi?
    -- Değişmez...
    -- Bu gibi hallerde rüşvet işler mi?
    -- Sakın ha... Azrail duymasın... Oyar seni... Oralar burası gibi
    değil... Oralarda kimse böyle işlere girişmez... Tenezzül de etmez...
    -- Kaçarım göçerim yok mu yani?
    -- Yok...
    -- Peki, ben sana bir şey önersem Zebani kardeş...
    -- Bana kardeş deme...
    -- Ne diyeyim?
    -- "Baduda" de...
    -- O ne demek?
    --  "Güçlü, azametli, haşmetli" demek...
    -- Benim yerime gidecek olanlar var... Mesela Mehmet Fiskeci var,
    mesela Bekir Doğan var, mesela Abit Vanlı var... Onları götür... Onlar
    benden daha iyi sayfa çizer, yazı yazar... Söz veriyorum, 10 yıl sonra
    aranıza katılır, görevi devralırım...
    -- Benimle pazarlık yapma...
    -- Pazarlık yapmıyorum, akıl danışıyorum...
    --Hadi zamanımız çok dar... Lafı daha fazla uzatma, ardıma bin...
    --Almam gereken ekipmanlar var...
    -- Ne var?
    -- Ekipmanlar... Yani orada kullanacağım alet - edevatları almadan
    gidersem, Azrail sana fırça atar... Beni geri getirmek zorunda
    kalırsın...
    -- Sana "bir dirhem" zaman veriyorum hemen al gel...
    -- Kullanacağım malzemeler elimde Zebani önde, ben arkada düştük yollara.

    ***
    -- Duuuuuuur Zebani...
    -- Yine n'oldu?
    -- Şapkam uçtu...
    -- Uçtuysa uçtu... Şapka için geri dönülür mü?
    -- Şapkamı almadan gitmem... Atlet ile gelirim şapkasız gelmem... Kuşu
    geri döndürmezsen atarım kendimi aşağı...
    - Fesuphanallahhhhhhh...
    Burnundan dumanlar çıkıyordu Zebani'nin... Belli ki çok
    öfkelenmişti... Kuşu, ani bir manevra ile döndürdü, pike yaptırdı, bir
    süre sonra da "zınk" diye durdurdu... Şapkam, dağın zirvesine
    takılmıştı... Gitti aldı... Başıma takacağına kıçının altına soktu.

    ***
    Çok ince yollardan geçtik... Sırat Köprüsü gibi bir şeydi... Ne kadar
    uçtuk, daha ne kadar uçacağız bilemiyorum... Sırtımdan dumanlar
    çıkıyor, her yanım yanıyordu... Az gittik, uz gittik, dere tepe düz
    gittik... Fokurdayan kazanların yanından geçtik... "Ya beni de bu
    kazanların içine atarlarsa?" düşüncesi kapladı tüm uzuvlarımı... Süt
    dökmüş kedi gibiydim... "Yolun sonuna geldik" sesiyle irkildim...
    Yolun sonu neresiydi? Bana ne yapılacaktı? Önümde yürüyen Zebani,
    hemen önünde duranlarla bir şeyler konuştu... Konuşmalarını
    anlayamıyordum... Zebanice mi konuşuyorlardı? Ya da başka bir lisan
    mıydı kullandıkları...

    ***
    Zennube misali kıvırtıyor, zangır zangır titriyordum... Çok karanlık
    bir yere götürdüler, "burada bekle" dediler... Atıldığım yer
    neresiydi? Ne kadar bekleyecektim? Kimi bekleyecektim? Terler
    boşaltıyordum... Korkuyordum... Uyumak istiyordum...
    Gözlerim kapandı, dalıp gitmişim.

    ***
    Büyük sarsıntılarla uyandırıldım... Korkularım daha da depreşmişti...
    Sonumu merak ediyordum... Her yanları kıllarla kaplı olan birisi,
    ellerini kollarını oynatarak; "Birazdan konsey toplantısına
    alınacaksın, hakkında karar verilecek" dedi...
    Eli mecbur bekledim.

    ***
    "Süloooooooooooooo" diye sesleniyordu birisi... Tanıdık bir sesti...
    Dönüp baktım, Osman Sayın... Boynuma sarılırken isteğini söyledi;
    Kahramanmaraş'ta yapacaklarım var... Dönmem lazım... Bunu bir türlü
    anlatamadım... Bana yardım et, gel bu işi üstlen... Söz veriyorum,
    Kahramanmaraş'taki işlerimi bitirir bitirmez geri dönerim...
    Zebanilere dondurma ve acı biber sözümü de yerine getirmiş olurum...
    Sana sonsuz güvenim var Sülo... Beni kırma, dediğimi yap... Sözümün
    eri olduğumu herkesten daha iyi bilirsin...
    -- Osman ağabey, ben buraya "geçici statü" ile getirildim... Aranızda
    olmayı çok isterdim... Konsey'i ikna ettim... "Senden bir bok olmaz"
    dediler... Siz, iyisi mi Abit Vanlı, Mehmet Fiskeci'yi, ya da Bekir
    Doğan'ı getirtin... Onlar benden çok daha iyiler, çok daha
    tecrübeliler.

    ***
    Belli ki, söylediklerim zoruna gitmişti Osman Sayın'ın... Hayal
    kırıklığına uğramıştı... Konuşmadı... Yüzüme bakma gereği duymadan
    çekip gitti...
    Derinden bir "oh" çektim, Zebani'nin terkine bindim... Tekrar düştük
    yollara... Beni aldığı yere bırakıp, toz dumanlar içinde kayboldu...
    O'na teşekkür bile edemedim.

    Süleyman Canpolat
    sucanbolat@gmail.com

    Etiketler : Zebani, Pazarlık,
    373547  kez okundu.

    Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun !

    Yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan; küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. Detaylı bilgi için Gizlilik Kurallarını okuyun

    Yorum Yazın



    Yandaki kutuya güvenlik kodunu giriniz



    • Google+
    • fb
    • tw
    • yt
    • rss
    Gizlilik Kuralları

    UYARI !
    Internet sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması önceden yazılı izin gerektirir. Ancak; internet ortamında ise kaynak gösterilmek koşuluyla yeniden yayımlanabilir.


    Telefon & Fax : +90 (344) 235 0643

    kanal46.com aa  iha abonesidir.