|
Vehimlerle ülke yönetmek....
Adnan Menderes ve arkadaşları Yassı ada mahkemesinde yargılanırken, hâkim Hasan Polatkan’a bir suç isnat etmiş. O suçun işlendiğini söylenilen zamanda Polatkan görevli olarak yurt dışında bulunuyormuş.
Polatkan-“ Hâkim Bey bana istinat edilen suç zamanında ben yurt dışında idim.” Demiş. Hâkim hemen eklemiş” Bilirim ben sizi. Ülkede olsaydın sende o suca iştirak ederdin!” Vehimle suç istinat etmek ve o değerli insanları darağacına göndermek. Ne adına? Adalet adına, çağdaşlık adına.
12 Eylülde 25 maddelik Anayasa değişiklik teklifi için referanduma gidiliyor. Yapılan değişikliğin en büyük özelliği statükonun dayatmalarına son verilmesidir.
Mecliste görüşülerek karara bağlanan bu maddelerin iptali için CHP öncülüğünde Anayasa mahkemesine gidildi. Mahkeme bazı maddeleri rötuşlayarak, diğer maddelerin uygunluğuna karar verdi.
Referandum safhasında Anayasa maddelerine hayır diyenlerin büyük kısmı yapılan değişikliklerin ülkemize ne getirip, götüreceğini tartışmadan sloganlarla, referandum ile alakası olmayan konular ile hayır kampanyası yürütüyorlar.
Bir kısım hayırcılarda “ iktidar mahkemeleri tesiri altına almaya çalışıyor.” Diyorlar.
Yani yüksek mahkemeler birilerinin arka bahçesi de, iktidar bunu onlardan alıp adaletin arka bahçesi haline mi getirmek istiyor?
Hatırlayın Mehmet Moğultay ile Seyfi Oktay Adalet bakanı iken binlerce kendi düşüncelerine yakın insanı hâkim ve savcı olarak atamasını yapmıştı. Bu duruma itiraz edildiğinde” Kendi düşüncemdeki insanı almayıp ta MHP li faşistleri mi bu kadrolara alacaktım? “ diye beyanat vermişti.
Yıllar sonra birilerinin arka bahçesine dönüşen, adaletin topuzunun kaydığı adalet düzeni meydana gelmiştir. Gelinen durumdan kimse memnun değildir. Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi ile düzenleme yapılmasına gidildiğinde, arka bahçeyi sahiplenenler, buradan nemalananlar rahatsız olmuşlardır.
Hayır derken hayır’ın nedenini açıklamayanlar, referandumla alakası olmayan konular ile toplumu hayır demeye zorluyor, ikna ya çalışıyorlar.
Neymiş! Bu anayasa toplumsal katılım ile hazırlanmamış. İktidar tek başına Anayasa değişikliğini gerçekleştirmiş. Kendilerinin görüşleri alınmamış.
Mecliste anayasa komisyonunda maddeler görüşülürken görüşmelere katılmayıp, katıldıklarında oturumu sabote etmeye çalışanlar şimdi kendi mutabakatlarının alınmadığı söylüyorlar.
İktidarın anayasada değişikliğe gidilmesinde yetkisinin olmadığını, bunu sağlayacak toplum desteğinin arkalarında olmadığını söylüyorlar.
Bir ülke düşünün Sayın Cumhurbaşkanı parti başkanlarını görüşmek için Çankaya ya köşke davet ediyor. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ile görüşen Deniz Baykal
görüşmeden sonra kendisine soru soran muhabirlere “ Kayseri mantısı yedik “ diye görüşmeyi aklınca hafife almaya çalışıyor.
Aynı Deniz Baykal ülkemizi ziyarete gelen İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in karşısında mahcubiyet sergileyerek duruyor.
Politika, siyaset ülkenin bütün zamanını almalımı?
Politika yaptığını sananlar hep politik taleplerle televizyonların, gazetecilerin karşısına çıkıyorlar. Yabancı televizyonları izlediğimizde parti ve politik görüşlerin her gün medyada yer almadığını, seçimden seçime medyada yer aldığını görüyoruz.
Ülkemizde toplum farklılığa, ayrıma zorlanıyor.
İZM’LER ile toplum hayatına yön verilmeye çalışılıyor.
TMMOB Genel Kurulunda mühendisin sorunları değil, işçi sınıfı bilincinin aşılanması gerektiği konuşuluyor.
Sivil toplum örgütlerinin büyük bir kısmı toplumun hakkını, hukukunu savunmaya değil, politik görüşlerini sergilemeye, mitinglere katılmaya çalışıyor.
Sonuç vehimler ile önyargı ile düzenlenmeye çalışılan toplum hayatı.
İktidara gelen bir partiye yıllarca “gizli gündemini ortaya koymuyorsunuz iması!” Bunun gündemde tutularak, vehmin, ön yargının kasıtlı olarak sürdürülmesi.
Ülke kaderine hakim olan statüko hiçbir zaman kendi gündeminin dışına çıkılmasını, önceliklerinin değişmesini istemiyor.
Kendi hâkimiyetinin, saltanatının halkın eline geçmesini arzulamıyor.
Kara bulutların ülkemiz üzerinden dağılmasını istemiyor.
Vehimler ile ön yargı ile kendisine rakip olacak oluşumları ortadan kaldırmaya, filizleri kırmaya çalışıyor.
Bunun adı da ulusalcılık, Ergenekonculuk, çağdaşlık oluyor.
Bu oluşumlara karşı çıkanlara da dinci, gerici, Cumhuriyetin kazanımlarına karşı çıkmak yaftası yapıştırılıyor.
Ama statüko ve yandaşları, vehimleri ve ön yargılarıyla kendi başlarına kalıp, ülkemizin kalkınıp ileriye gitmesine engel olamayacaklardır.
Güzelliklere, yeniliklere, insanımızın üzerinden kara bulutların gitmesine hep birlikte EVET diyeceğiz.
Yeni okumakta olduğum İki İsyan Bir Paşa Nurettin Paşa kitabını temin edip okumalarını herkese tavsiye ediyorum.
Bu kitapta Pontus isyanı ile Koçgiri isyanı ele alınmaktadır.
Mustafa Yolcu
e-mail: myolcu@ttmail.com
| 20.08.2010 11:25.
|
|
|
 |
 |
|
|