|
Mehmet Reşit Ayhan ve Anılarımızdan Kesitler..
Bu ismin sahibini anlatmak dile kolay… Günlük tuttuysa, ya da hayatını az çok kaleme aldıysa bilhassa gençlere önemli ders olmak üzere büyük bir roman olur O'nun bilhassa görev ve vatan aşkı…
Adana Büyükşehir Belediye Genel Sekreterliği görevi ve oradan ayrıldıktan sonra ister istemez koptuk. 118 18'den 2 defa telefonunu sordum. Böyle müspet cevap alamadım.
Verdiği mücadelelerin hemen hepsinin, millet-devlet, diğer deyimle halk ve Hakk uğrunda olduğu görülecektir bence. Bir kısa örnek; Ahırdağı, Nurhak, Binbuğa, Berit veya Engizek Dağları koyu veya eteğindeki köy yolu yapımında çalışmakta olan ekibin tam saatinde çalışıp çalışmadığını kontrol için Adana'dan kalkıp şantiyeye gelip durumu izlediği çok görülmüştür dersek, görevindeki azim ve aşkı anlatmış gibi oluruz sanıyorum. Bu bağlamda yineliyorum, evet O'nu anlatmak-yazmak dile kolay. Bir kaynak verirsek: köy muhtarlarımızdır.
Taşburun (Ketizmen)'i takiben 1 km. sonra sola ayrılıp Belen Çeşmesi altından geçip Tepeye çıkan yolu, sözü geçen yerden sağa döndürüp bir iki kavşaktan sonra araçların şu anda Belen Tepesini rahat aştığı yol da O'nun eseri olduğunu yakından bilenlerdenim. Çünkü, birlikte Ekinözü'ne (Celâ) giderken, bu yolu keşfetti ve şimdiki durumda yapılmasını sağladı.
Dostluğumuz epey eskilere dayanır. Kahramanmaraş Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü, daha sonra terfien aynı kurumun Adana Bölge Müdürlüğü döneminde seyrek de olsa bir araya geldiğimiz anda, hasret çeken ikiz kardeş gibi kucaklaştıktan sonra hal- hatır sorardık..
Sohbetimizin birinde tatlı bir tebessümden sonra; “Mesleğin gereği bilmende fayda var. Size, şeceremi nasıl öğrendiğimi anlatacağım: Vakıflar Genel Müdürlüğü salonunda bir grup arkadaşlarla sohbet ederken, adımı öğrenen kütüphane müdürü: “Sen Elbistan'dan mısın?” sorusuna evet cevabı alınca kalkıp üst kata çıktı. Biz sohbetimize devam ediyoruz.
Yarım saat geçti-geçmedi, kütüphane müdürü inip geldi. Elime bir yaprak daktilo yaptığı kâğıt tutuşturdu.”
“Okumaya başladım, bir de ne göreyim, Osmanlı sarayı erkânlarından olan dedem Hayâtizâde; Evlâdı-Resul imiş.
Uyanık müdürün şeceremi önüme koymasından duyduğum memnuniyeti anlatamam” dedi. Tabiî ki Elbistan'ımızda Evlâd-ı Resul sülâlesinin bulunmasından memnun olmayan olur mu? Ne mutlu O aileye.
Adana Bölge Müdürü iken kısa bir anısını şöyle anlatmıştı:
“O gün yüklü bir ihale yapılacaktı. İhaleye 2 saat var. Odama giren bir müteahhit, banknot dolu bir zarfı önüme koydu. Zarfı elime aldım. Hayli de kabarık bir para. (Sayın Müdürüm, az bulursanız onu ikiye katlayabiliriz. Ben ………….'ım. Müteahhidim. Çok işinizi ben yaptım. Bu günkü işi de bana verirseniz, hem sizin hem de benim menfaatime olur) demesi ile sinirim tepeme çıktı âdetâ.. Boğazımdan haram lokma geçmediğinin farkında değil. Demek ki alışmış, işleri böyle götürmeye.
Durumu anladım. Boksör gibi yumruğum var. Kapıyı açtım. Tepik ve yumruk vurarak merdivenden aşağı yuvarladım. Ses ve çığlığım koca binayı ayağa kaldırdığının farkına geç vardım.. “Öfkede akıl olmaz” ata sözünün canlısını yaşıyordum. O anda polis geldi:”
“Efendim, şikâyetçi misiniz?” diye sordu. Tabiî banknotların daha önce seri numarası alınması lâzım ki suçüstü yapılsın. Yâni şikâyetçi olmadım değil olamadım.”
Bir anısını daha şöyle anlattı: “Adana Büyükşehir Belediyesi Genel sekreteriyim. Yeterli olmasa da verdiğimiz hizmetlerden dolayı adımız hayli konuşuluyordu. Bir gün önüme bir dosya geldi. İnceledim-inceledim. Dosyada bir dalavere döndüğünü anladım. Bir dul kadının 80 dekârlık (dönüm) tarlasının içinden, sözde yol geçirilmek isteniyor... Mimar olmam dolayısıyla haritayı çevresiyle birlikte dikkate aldım. İnceledim, inceledim. Buradan böyle bir yolun geçmesine gerek olmadığını anladım. Dönen dolabı araştırdım ki;
Kadının evine giden birisi: “Teyzeciğim, tarlanın içinden belediye yol geçirmek zorunda.. Çoğu boşa gidecek. Değeri düşer. Gel bu tarlanı satalım, sana şu kadar para” derler ve satışını birilerinin üzerine gerçekleştirirler. Ben o imzayı atınca imar durumuna girecek”
“Derhal başkanın yanına vardım. Nedir bu rezalet? diye sordum. O da, bu iş oldu bitti. Sen imzala gitsin” demesi ile sinirim tepeme çıktı. Üst üste birkaç tokat- yumruk vurup hıncımı almamın ardından, ayrıldığıma dair iki satır dilekçe yazıp görevden ayrıldım”
Evimiz Kızılcaoba Mahallesi batı üst kesimi, Şardağı eteğinde. O gün misafirim. Mevsim Mayıs ayı sonları. Zümrüdü yeşil Elbistan sanki çiçekliğimiz gibiydi. Gözetlediği manzarayı çok sevdi. “Şu manzara çok hoşuma gitti” diye de ifade etti.
Sabah kahvaltısından sonra yaya ilerliyoruz. Kâmil Bozkurt'un evinin üst kesimindeki su deposunu gördü. O yıl siyasete atılması söz konusu idi. Deponun meylini gözden geçirdikten sonra şöyle dedi:
“Allah ruhsat verir, siyasette söz sahibi olursam, ilk işim, şu deponun altına bir hidroelektrik santrali kurmak ve de Elbistan'ın elektriğini buradan vermek olacaktır.” dedi. Ne var ki kısmet olmadı.
Mehmet Reşit Ayhan, Tekir kasabası Döngel mağaraları doğu karşısında normal bir çay kadar akan suyun altına kurduğu hidroelektrik Santralından 4-5 köyün cereyanı verildiğini görmedim ama duymuştum.
24 Mayıs 2010 günü saat 15.00. Telefonum çaldı.. Bir hanımefendi: -“Mehmet Göçer siz misiniz?. -Evet, benim, buyurun. “İnternet sitenize göz atarken, 11/05/2009 tarihli gazetenizde (Bir Rüya) başlıklı makalenizi okudum. Su deposu altına hidroelektrik kurup şehrin cereyanını vereceğim, Allah nusrat verir, siyasette beklediğim mevkiye gelirsem” diyen Mehmet Reşit Ayhan benim babam. Ne var ki hasta, bir klinikte tedavi olmaktadır.” Üzüldüm, üzüldüm, zira üzülmemek elde mi?. 50 Yıllık dostumun evlâdı Berrin Hanım. Verdiği haber de üzüntü verici.
Berrin Şirvanlı, halen Gazi Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi imiş. Ne mutlu, bir kızımızın Gazi Üniversitesi gibi bir ilim ve irfan yuvasında hocalık yapıp gençlerimizi yetiştirmesi. Böyle hayırlı bir evlat yetiştiren anne ve babayı ve O’nu yetiştiren muhterem öğretmenlerini, yani hocalarını tebrik etmeden geçemeyeceğim.
Konuşurken her ikimiz de ağlıyor, kendimizi ağlamaktan zor tutuyor, zor konuşuyorduk. Çünkü aynı sofrada yemek yemiştik bir kardeş gibi. “Geçmiş olsun deyim, helalleşeyim” diye kliniğin telefonunu istedim. O klinikte tedavi görenlerle telefon konuşmasına doktorlar izin vermiyormuş. Anlaşılıyor ki ağır hasta.
Mehmet Reşit Ayhan kardeş, benden yana hakkım helâl olsun, senin de helâl edeceğini umarım.
Sana Allah'tan şifa diliyor, Allah imandan ayırmasın diyor, muhterem eşiniz Yüksel Ayhan Hanımefendi ve sevgili evlatlarınıza ve tekrar zat-ı âlinize geçmiş olsun dileğimizi sunuyoruz. Sizlerce de malûm, elimizden başka ne gelir ki?.
MEHMET GÖÇER
ELBİSTAN
TEL.: 0.344 415 40 40
| 06.06.2010 15:40.
|
|
|
 |
 |
|
|