Uzmanlar açıkladı: AUKUS'la dünya düzeni değişiyor...

2016 yılında Fransa, Avustralya'yla birlikte stratejik kapsamı nedeniyle 'yüzyılın sözleşmesi' diye adlandırılan 56 milyar Euro'luk bir sözleşme imzaladı. Ancak Avustralya, ABD ile AUKUS Paktı'nı imzalamasının ardından Fransa'yla yaptığı ihaleyi iptal ettiğini açıkladı. Avustralya'nın Fransa'yla yaptığı sözleşmeyi fesh edip ABD'yle AUKUS Paktı'nı imzalaması, büyük bir krize sebep oldu. Peki Paris, Washington ve Canberra arasında yaşanan kriz ABD ve Fransa ilişkilerini nasıl etkiledi? Türkiye'ye yansıması olacak mı? Prof. Dr. Burak Samih Gülboy ve Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Küntay, krizi ve olası küresel etkilerini yorumladı.

Uzmanlar açıkladı: AUKUS'la dünya düzeni değişiyor...

Can Şişman - Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr Fransa; Paris, Washington ve Canberra arasında yaşanan böylesine büyük bir krize tarihi boyunca ilk kez tanıklık ediyor. ABD ve Fransa'nın uzun yıllardır süren diplomatik ilişkilerinde Fransa, ilk kez Washington büyükelçisini geri çekti. Ancak Fransa Dışişleri Bakanlığı, Londra büyükelçisini geri çekmedi. Fransa, Londra'ya karşı daha yatıştırıcı bir tutum sergiliyor.

Fransa'yı toplam 90 milyar dolarlık zarara uğratan ve Fransız tasarımlı denizaltı projesinin sonunu getiren AUKUS Paktı'yla ABD ve Avustralya, 'Fransa'yı sırtından vurmakla' suçlanıyor. Analistler bu paktın, yıllardır ülkelerin en büyük savunma ortaklıklarından biri olduğunu söylüyorlar. Avustralya'nın Çin'e karşı ABD'nin yanında olduğunu gösteren anlaşmanın detaylarını, Paris, Washington ve Canberra arasında yaşanan krizin boyutlarını, ABD ve Fransa ilişkilerini nasıl etkilediğini ve krizin Türkiye'ye yansımalarını Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Küntay Burak Küntay'a ve Prof. Dr. Burak Samih Gülboy'a sorduk.

Prof. Dr. Burak Samih Gülboy: Bu basit anlamda bir anlaşma, gasp meselesi değil. Ama aslında çok yönlü düşünülmesi gereken bir durum. İlk olarak ABD'nin küresel düzende üstlendiği güvenlik sorumlulukları bölgesel ortaklar ile işbirliği öngörülen genişletilmiş, caydırıcılık stratejileri ile düzenleniyor. 2010'ların başından itibaren, gerçekte çok daha önceden beridir, ABD, Çin'e karşı Japonya ve Güney Kore eksenle bir çevreleme politikası uygulamaktaydı ama son yıllarda Çin'in donanma yatırımlarını arttırması ve Asya Pasifik başta olmak üzere gücünü görünür hale getirmesi, ABD'nin Çin Denizi ötesinde Pasifik'te arttırılmış bir caydırıcılık alanı yaratması için bir neden oluşturdu.

Buna karşılık AUKUS Paktı ABD'den çok Avustralya'nın önünü açtığı bir süreç oldu. Bunun nedeni Avustralya ile Çin arasında son iki senede artan tansiyon. Çin'in hızla büyüyen donanması ve Pasifik'te görülür şekilde artan etkinliği karşısında Avustralya, dengeleyicilik ve caydırıcılık üretebilecek yeteneğe sahip olmadığı gibi bu yetenekleri tek başına üretebilecek materyale ve insan gücüne de sahip olmadığının farkına vardığında güvenlik stratejisinde de radikal bir dönüşüme girdi. Bu durum Avustralyalı yetkililer tarafından da sık sık dile getiriliyor.

CAYDIRICILIK OLUŞTURMA EYLEMİ

Avustralya orta vadede Fransa'dan alacağı materyal ve buna uyum sağlayacak mürettebatın yetiştirilmesi süreci ile Çin ile arasında açılmakta olan güvensizlik alanını üst üste koyduğunda kendi aleyhine bir açıklık gördüğünden, ulusal çıkarını gözeten bir seçim yaptı. ABD, İngiltere ve Avustralya II. Dünya Savaşı'ndan beridir güvenlik ve ortaklık kurma konusunda başarılı bir geçmişe sahipler ve bu anlamda da, gene Avustralyalı yetkililerden alıntı yaparsak, ABD ve İngiliz güçleri ile işbirliği yapabilmek Avustralya için kısa vadede en uygun güvenlik seçimi hatta başarıyla denenmiş bir güvenlik seçimi olarak gözüküyor. Stratejik kültür konusunda ortak değerlere sahip üç Anglo-Sakson devletin işbirliği Fransa'ya karşı bir tavır olmaktan çok, değişen konjonktürde Çin'in beklenenin ötesinde hızlı yükselişine karşı kuvvetli bir caydırıcılık oluşturma eylemi olarak görülmeli.

'ÜÇ ÖNEMLİ FAKTÖR VAR'

Doç. Dr. Burak Küntay: Amerika Birleşik Devletleri’nin İngiltere ve Avustralya ile yapmış olduğu anlaşma ile amacı Fransa’yı saf dışı bırakmak değildir. ABD yeni dönemdeki kurgusunu hayata daha sağlam geçirmek için böyle bir hamle yapmaktadır. Çok basitçe hatırlarsak İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Soğuk Savaş döneminde, uluslararası arenaya dünya lideri olarak çıkan ABD Pasifik ve Güney Asya gölgelerine hakim olamayan dünyaya kolay kolay hakim olamayacağını çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi ülkesi dışında en çok vefat eden askerin yattığı yer Filipinler'dir. Ülkesi namına en çok kaybı orada vermiştir ve askerleri hala orada yatmaktadır.

Dolayısıyla Güney Asya Denizi'nin ve Pasifik'le Güney Asya'nın buluştuğu nokta ABD için çok tarihsel olarak çok önemli olmuştur. Bu bölgenin ABD için önemli olmasında üç faktör bulunmaktadır: Öncelikle ABD’nin bakış açısı. ABD bu gölgede hegemonyasını tekrar daha da güçlü oturtmak için, ki eski Başkan Barack Obama’nın ikinci döneminden beri bir Amerikan politikasıdır, Çin'e karşı izlenen tutum. ABD bölgedeki hegemonyasını tekrar sağlayabilmek için önemli bazı siyasi, ekonomik ve askeri anlaşmalar yapmak zorundadır. Bu bölgedeki en önemli müttefik belirlenebilecek ülke de doğal olarak Avustralya'dır. Avustralya bölgede İngilizce konuşan bir ülke ve Büyük Britanya Krallığı’nın bir parçası, ABD ile tarihsel bağı da olan bir ülkedir. Dolayısıyla Avusturalya, ABD için bakış açısı, siyasi duruşu ve tarihi açısından doğru bir ittifaktır.  İngiltere de bağ rolünü üstleniyor. İngiltere ve Avustralya'nın başındaki devlet başkanı aynı kişi: Kraliçe. Dolayısıyla İngiltere ve Avustralya’da ortak bir noktada buluşmaktadır. Bu anlaşma yapılırken sadece ABD ile İngiltere birbirlerine yaklaşmamaktadır.  
'YANSIMALARI OLACAK'

Avustralya’nın Fransa’dan alacak oduğu denizaltılar eski sistemde olan, normal denizaltılardı. Bu yeni yapılan anlaşma ile alınacak denizaltılar ise nükleer denizaltılardır. Bu anlaşma ile birlikte yeni denizaltıları Avustralya’nın kendi ülke güvenliği için daha önemli bir süreç, daha önemli bir artı ve daha önemli bir vaziyettir. Bu nükleer denizaltıların dışında Çin tehdidinin artık bölgede çok daha aktif olduğu bir durumda bir İngiltere- ABD ittifakını mı görmek istersiniz, ki dünyanın bir numaralı donanmalarından bahsediyoruz, yoksa Fransa’yı mı? Dolayısıyla sırf burada baktığımız zaman her noktada yorumu olan ama aksiyona geçme noktasında sıkıntılar yaşayan bir Fransa mı, yoksa askerî kapasitesine hakim İngiltere-ABD mı? Burada aslında Fransa'yı devre dışı bırakmak Fransa'ya karşı oynanan bir oyundan ziyade orada çok net bir şekilde İngiltere'nin Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya'nın, 'win win' yani her taraftan çıkarlarının örtüştüğü bir ittifak bulunmaktadır. Bu yeni oluşumun tabi ki Avrupa ve Fransa üzerinde yansımaları olacaktır ancak dediğim gibi buradaki esas mesele Fransa'yı dışarıda tutmak ya da sadece bir parasal anlaşma yapmak değil; Güney Asya ve Pasifik ittifaklarını çok daha büyük, kapsamlı, dünyanın bundan sonraki istikametini belirleyecek bir yola doğru sevk edebilmektir.

AB halihazırda Fransa'nın 'Avrupa ordusu' fikrine sıcak bakmıyorken, bir de üzerine Fransa bu konuda haksızlığa uğradığını ilan etmesine rağmen AB'den beklediği desteği göremiyor. 'Yüzyılın sözleşmesi'nin sonuyla birlikte, Fransa dünya gücü olmaktan uzaklaşmakta mıdır?

'FRANSA'NIN ULUSLARARASI İLİŞKİLERİNİ FARKLI BİR BOYUTA TAŞIYACAK'

Doç. Dr. Burak Küntay: Fransa’nın ‘Avrupa Ordusu’ kurulması konusundaki iddiaları, istekleri talepleri, "Avrupa açısından çok sıcak karşılanmıyor" tabirini şöyle değerlendirmek lazım; Avrupa Birliği içerisinde ‘Avrupa Ordusu’nu isteyen ülkeler var. Diğer taraftan da Avrupa Ordusu'nun maliyetini düşünen ve Avrupa Ordusu'nun devamlılığını düşünen ülkeler var. Avrupa Ordusu'nun kurulması demek "Avrupa'nın artık ortak bir ordusu var" demek kadar basit bir şey değil. Çünkü kabul etmek lazım ki bu ordunun, yani ABD'nin, Türkiye'nin, İngiltere'nin bir ordusu var. Fransa'nın var, Almanya'nın var ve bu ülkeler ordularını direkt savaşa veya bir müdahaleye sevk edebilir. Kısacası ordunuzun olması sizin o orduyu efektif kullanacağız anlamına gelmemektedir.

Biraz karar verme mekanizmasıyla da alakalıdır. Ülkelerin her biri, ülke menfaati doğrultusunda yürütme organında kararlar alır, bu doğrultuda hamleler yapar ve ordusunu harekete geçirir. Fakat Avrupa Ordusu'nun harekete geçmesi, Brüksel bürokrasisine takılabileceği için bu ordunun gerçekten hayata geçmesi ne kadar kullanılabilir olacağı belirsiz olacaktır. Yani bir ordu olduğu zaman ABD’nin, Türkiye'nin ve Fransa'nın ordusu gibi efektif olacak anlamına gelmemektedir.

Avrupa Birliği'nin sıcak bakmamasının sebebi tabii ki ekonomik sebeplerdir. Çünkü bu ekonomik yük de yine belli başlı ülkelerin sırtına kalacaktır. Avrupa Birliği’nin Fransa, ABD ve İngiltere ile olan duruma tam anlamıyla destek vermiyor demek yanlış olacaktır. AB’nin yapmış olduğu açıklamalarda Fransa’nın yanında olduğunu belirtmiş olduğu noktalar bulunmaktadır. açıklamalarında, Fransa'nın bu noktada yanında olduklarını belirten açıklamalar yaptılar.

. Yalnız burada iki noktayı göz ardı etmemek gerekir; AB ülkelerinin her birinin ABD, Rusya, İngiltere ile hatta Avustralya ile direk bireysel ilişkileri de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler AB menfaatlerinden önce bir üniter yapıda olmamaları ya da tam anlamıyla birleşmiş ve tek hareket eden bir federalizm yapısında olmadıkları için kendi menfaatlerini düşünmekte gayet haklılardır. Bu durumda da görüyoruz ki büyük birleşmiş bir Avrupa fikri belli başlı ticari anlaşmalardan öteye geçememektedir. Dolayısıyla ‘Avrupa Ordusu’ fikrinde Fransa’nın talebinin olmaması gibi değerlendirmek çok da mevzubahis değildir, bu değerlendirme olayı Fransa’ya günübirlik ihale etmekten ibaret olur, ki ben doğru bulmuyorum.

Fransa gücünü kaybediyor mu sorusuna gelecek olursak, bu olay olmadan önce Fransa dünyanın en büyük ülkesi değildi. Bu olay oldu, artık Fransa dünyanın en büyük ülkesinden 20 adım geriye gitmiş bir ülkesi de olmayacaktır. Dolayısıyla bu hadise Fransa'nın ekonomisinden ziyade, ticaretinden ziyade, -orası tabii ki bu anlaşmadan ötürü belli bir oranda darbe yiyecektir- ama daha çok uluslararası ilişkilere bakışını, İngiltere ile ilişkilerini, ABD ile ilişkilerini ve AB’deki rolünü farklılaştırma noktasına götürecektir. Yani burada anlaşılması gereken, ülkeler bir günde güçten düşmez ya da bir günde güçlenmez. Bu olay aslında çok göz ardı edilmekle birlikte dünyadaki yepyeni bir düzenin tetikleyicisi haline gelmektedir.

'FRANSA BİR DÜNYA GÜCÜ DEĞİL'

Prof. Dr. Gülboy: Sorun şurada ki, Fransa tarihi boyunca kollektif güvenlik oluşumlarının ya karşısında yer almış, ya da içinde olduğunda aşırı bencil davranmış bir ülke. De Gaulle döneminde de NATO'da sorun çıkartan, küresel güç olma ile ilgili sürekli olarak kimlik krizi yaşayan bir devlet. Avrupa Birliği sözde Fransa'ya destek mesajları verse de, gerçek anlamda Fransa'nın Asya Pasifik politikası ile hemen hiç ilgilenmiyor. Fransa'yı bir dünya gücü olarak kabul edersek, bu kriz Fransa'nın bu statüsünü pek fazla etkilemeyecektir çünkü Fransa bu statüyü Akdeniz ve Afrika üzerindeki etkinlikleri ile sağlıyor. ABD Fransa'ya Akdeniz'de daha fazla rol vererek bu devlet ile olan soğukluğu giderecektir. Gene de bu hamle ile ABD, Fransa ile bir ast-üst ilişkisi kurmuştur ve Fransa'nın statüsünü bir anlamda belirlemiştir. Bence asıl soru Fransa bir dünya gücü mü? Bence etkinlik, yetkinlik ve asıl önemlisi sorumluluk anlamında bu statüyü hak edecek bir pozisyona sahip değil.

ABD'nin NATO müttefiki Fransa'yla ilişkisini riske atacak, Fransa'yı 90 milyon dolar zarara uğratacak kadar değer verdiği bu pakt neden bu kadar önemli? AUKUS Paktı, ABD için ne anlam ifade ediyor?

Doç. Dr. Küntay: AUKUS Paktı Amerika Birleşik Devletleri için çok önemli. Daha önce de ifade ettiğim gibi, bir kere Güney Çin'e hakim olmadan, Güney Asya Denizi'ne, Pasifik'in batısına da doğusuna da hakim olmadan dünyada tam anlamıyla bir hegemonyadan bahsedemezsiniz. Bu anlaşma askeri bir anlaşmadır. Aslında AUKUS Anlaşması askeri bir anlaşmanın çok daha ötesindedir. Bu anlaşma ile resmen Çin'in siyasi, askeri ve ekonomik olarak blokajından bahsediyorsunuz ve bu blokajı yaparken herkes altına imza atıp adını koyuyor. Yani ABD, İngiltere ve Avustralya olmak üzere "Biz burada duruyoruz" diyor. Dolayısıyla AUKUS Anlaşması bir denizaltı anlaşması değil, bir ticaret anlaşması değildir, AUKUS Anlaşması; dünyanın şu anki kamplaşma döneminde ve yeniden kurulan düzeninde, tarafların belirlenme anlaşmasıdır

'HATTIMIZI BELİRLİYORUZ'

Bu sebeple Fransa ile ABD arasındaki "denizaltıyı senden aldın, benden aldın"ın çok daha ötesinde, çok daha ilerisinde bir ittifaklar anlaşmasıdır. Aslında daha derinden bakacak olursak ABD’nin bu anlaşma ile Fransa’ya göndermek istediği mesaj; “Tamam ticaret anlaşmanız vardır ancak artık ticaretin ötesinde bir siyasi ve askeri liderlik gerektirecek günlere giriliyor. Burada, bu bölgede ben de rolümü almaya hazırım.”dır. Bu yeni mesaj eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile olan ilişkisinde de görülmüştür ancak bunu sırf iki başkana mal etmemek lazımdır. Geçmişe baktığımız zaman Jacques Chirac döneminde, François Mitterrand döneminde, Nicolas Sarkozy döneminde de hatta daha önceki dönemlerde de denk gelirdiniz. Fransa ile ABD arasındaki o tarihsel dostluk aynı zamanda tarihsel bir mesafe de gerektirir. Dolayısıyla bu ittifakın oradaki etkisi ABD’nin "Hadi gel bizle ol" demesinden ötesinde bir hadisedir. Amerika, Çin'e karşı olan düzenini kuruyor. Buradaki kritik nokta; bölgedeki Avustralya ve donanmasıyla kuvvetli bir İngiltere. ABD burada şunu söylüyor: "Ben kökümün geldiği Büyük Britanya Krallığı'na bağlı, -ABD’nin kuruluş noktasına baktığımızda kökü oraya dayanır- eski bir müttefikim İngiltere ve Avustralya ile birlikte hattımızı belirliyoruz" diyor. Dolayısıyla bunu Fransa açısından değerlendirmek durumu çok basit tutmak olur. Bu anlaşma, Fransa'nın çok daha ötesinde, denizaltı işinin çok ötesinde bir anlaşmadır.
Doç. Dr. Küntay: Fransa'nın İngiltere'ye neden bu dozda göstermediğinin cevabı aslında çok net: Avustralya bu anlaşmanın fesih süresinden önce, yani anlaşmanın fesih olduğunu bildirmeden önce, Fransa'ya bir gün öncesinde "Biz bu işi yapıyoruz, böyle bir karar aldık" diye haber veriyor ve ertesi gün de anlaşmayı ilan ediyor. Şimdi olaya böyle baktığınız zaman karşınıza aslında etik olarak haklı bir Fransa çıkıyor. Fransa diyor ki "Siz bunu akşamdan sabaha bir günde yapmadınız herhalde". Bu denizaltı teknolojisinin temel sağlayıcısı, büyük ölçüde ABD olacak, alıcısı da Avustralya. İngiltere burada aslında iki tarafın da bağlarını sağlamlaştıran bir zank rolü görüyor. O yüzden de böyle bir hadiseyi değerlendirirken; diğer tarafın bakış açısından baktığımızda, Fransa'nın bu tepkileri gösterdiği iki ülke, kandırıldığına inandığı iki ülke. İngiltere'nin süreçte bir bağ rolü olduğundan dolayı aynı tepkiyi göstermemesi bu sebepten kaynaklanmaktadır.

AUKUS Paktı ve 2016'da imzalanan Fransa-Avustralya denizaltı sözleşmeleri Hint-Pasifik bölgesinin geleceği için ne anlam ifade ediyor?

Prof. Dr. Gülboy: ABD'nin küresel güvenlik stratejisinin bir alt bileşeni olarak Avustralya, Asya Pasifik caydırıcılık alanı için önemli bir eksendi. Ve Çin denizini çevreleyen ABD'nin güvenlik ortaklarına da güven verici bir mesaj oldu. Çin'in Hindistan ile olan stratejik karşılaşması daha farklı. Hürmüz Boğazı ile Malaka Boğazı arasında Hindistan Çin'i şu an için dengeleyebiliyor. Bu nedenle ne Hindistan ne de ABD kısa vadede hzlı bir iş birliğine girişmeyeceklerdir. Nihayetinde Çin'in gücü büyüse de henüz geniş alanlarda rekabet edecek seviyede değil. Ayrıca Hindistan ve Çin'de nükleer güçler ve bu anlamda da farklı bir caydırıcılık yapısı içindeler. Hindistan ile Avustralya'nın pozisyonları ve güvenlik algıları oldukça farklı. Kısa vadede bu bölgede ABD etkinliği aynı seviyede devam edecektir diye düşünüyorum.

'DÜNYA YENİ BİR DÜZENE GİDİYOR'

Doç. Dr. Küntay: Hint- Pasifik bölgesi açısından bu iki anlaşma ne anlama geliyor? Burada bir pazar var: Avusturalya pazarı ve Güney Asya pazarı. Bu pazara ekonomik olarak bakıldığı zaman çok net bir şekilde şunu göreceksiniz ki Çin burada hegemon bir durumdadır. Bu ülkeler buradaki pazarda mevcut olmak güçlü olmak istiyor. Fakat "Mevcut olmak istiyorum" deyince de olunmuyor. Neden olunmuyor, çünkü bu bölgedeki işbirliklerinde, bu bölgedeki ticari yatırımlarda Çin'in maliyet avantajı var. En azından belli ülkeler burada yavaş yavaş müttefiklikleri oturtarak ticaret anlaşmalarının ötesinde askeri olarak da bölgede mevcut olmak istemektedirler.

Fransa’nın ve ABD’nin yapmış oldukları anlaşmalar durumu gözler önüne sermektedir. Burada unutulmaması gereken çok önemli bir husus vardır ki bu iş sadece ticaret ve askeri ticaret anlaşmalarından ibaret değildir. Bu işin aslında temelinde kitlendiği nokta dünyanın yeni bir düzene gidiyor oluşudur ve bu düzende dünya tarihinde de bilindiği üzere bazı kritik bölgeler vardır. İkinci Dünya Savaşı’nı netleştiren yer, dünya açısından önemli olan yerler; Hint Denizi, Pasifik Denizi, Güney Çin Deniz'idir. Bu bölgeler, şu an askeri olarak Çin'in tamamıyla büyük bir hegemonyası altında bulunmaktadır. O yüzden ikinci açıdan, yani ABD açısından bakıldığında bu anlaşma: "Ben artık oyunun Çin'e sadece ve sadece ekonomik olarak, Batı’da, Avrupa'da ya da bildiğimiz kıta dünyasında değil, deniz dünyasında, Pasifik'te de sıkıştırma dönemi başlıyor" diyor. Bu anlaşma bir anlaşmanın çok ötesinde.

'TÜRKİYE'Yİ A'DAN Z'YE ETKİLEYECEK BİR SÜREÇ OLMADIĞI ÇOK NET'

Prof. Dr. Gülboy: Sanırım Türkiye için en önemli sorun, Fransa'nın prestij kaybını gidermek için daha atılgan politikalara başvurması ile ilgili olacak. Bu anlamda Akdeniz'de Türkiye komşuları ile yaşadığı krizlerde Fransa'nın tırmandırıcı destekleri ile karşılaşacaktır. ABD'nin de Fransa'nın kendisi ile ilgili olan hayal kırıklığını giderme adına Fransa'nın bu hamlelerine pek fazla karışmayacağı ve hatta destek vereceği beklenebilir. Türkiye bir süredir güvenlik tanımlarını ve stratejilerini, Avrupa ortak güvenliği tanımlarının dışında, bireysel bazda yapıyor. Orta ve uzun vade için konuşmak bence şu an için falcılığa giriyor. Bu sadece kriz ile ilgili değil, Türkiye'nin içte ve dışta yapacağı seçimlerle de ilgili olacaktır.

Doç. Dr. Küntay: Türkiye'nin bölgede birebir bir çıkarı, çatışması yok. Fakat bu bir avantajdır. Niye? Çünkü dünyada, belli noktada bazı güçlerin birbirleriyle ters düşmesi ya da farklı değişik ittifaklara girmesi, aslında bu süreçte iki tarafla da ilişkileri iyi olmayan ülkelerin pazarlık şansını arttırır. Dolayısıyla Türkiye'nin de buradaki bu süreçte "Çok büyük bir etkisi olur, Türkiye çok ciddi anlamda etkiler, sağdan sola etkiler" diyebileceğiniz bir durum bulunmamaktadır. Ancak bunun yaratacağı yakın zamandaki bazı gelişmeler ve oluşumlar Türkiye'nin bu noktada geleceğe dair atacağı adımlarda, dünyanın gidişatındaki yenilemelerde, yeni oluşacak bloklarda farklı bir nokta açabilir. Bunun yakın zamanda Türkiye'yi A'dan Z'ye etkileyecek bir süreç olmadığını çok net söyleyebiliriz. Fakat belli bir süre sonra bunun açtığı kapılarla şekillenecek dünya düzeninde Türkiye de bu ittifaklarda olabilir.

Kaynak:Milliyet

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner66

banner73