Eski Bakan'dan 33 yıllık tarihi itiraf!

Eski Bakan'dan 33 yıllık tarihi itiraf!

Hasan Fehmi Güneş, Söz Sende'deydi...


Maraş olaylarından sonra İçişleri Bakanı olarak göreve getirilen Hasan Fehmi Güneş Söz Sende'de Balçiçek İlter'in sorularını yanıtladı.


Maraş olaylarının üzerinden 33 yıl geçti... Galiba hatırlatmamız lazım, yüzleşmemiş lazım. Katılır mısınız?



Aslında zor bir konu... Ama söylediğiniz gibi hatırlanması, yanlışlarımızın görülmesi ve onların düzeltilmesi için gerekenin yapılması lazım. Görüp unutarak hiçbir şeyi çözemeyiz. Yenilerini yaşamamak için bunları hatırlamamız gerekiyor.

Bir de "Özür diledik" "Hepimizin kalbi Maraş'ta attı gibi bir takım hamaset kokan laflar yetmiyor gibi geliyor bana....


Bu olayları tekrar incelerken farkettim ki normal bir insanın dayanamayacağı kadar acı şeyler var. Bunları hatırlatmamak mı gerekir acaba diye düşünüyorsunuz. Ama o günleri yaşayanların acılarını telafi edecek hiçbir şey yapılmadıysa, onu unutmaya hakkınız yok demektir.

Maraş olaylarından sonra İçişleri Bakanı istifa etti, siz göreve geldiniz ve Maraş'a gittiniz... Biraz anlatır mısınız o dönemi?



Evet... Senatoda grup başkanvekiliydim. Olaylar olduğu zaman İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı'ydı. Sıkı yönetim ilan edildi. Sıkı yönetimden 15 gün kadar sonra bir senato heyeti Kahramanmaraş'a gitmeye karar verdi. O heyetin içinde ben de vardım. Orası savaş yeri gibiydi. Tarif etmeye kelime hazinem yetmeyebilir. "Savaş yeri" kelimesi bile yeterli değil, insanın kendi kendini tahrip ettiği bir yer. 'Kahraman'Maraş niye kahraman? Emperyalistler saldırdığı zaman dik durmuşlar. Düşmana karşı vatanlarını korumuşlar. Birbirlerine kenetlenmişler... Gittiğimizde oradakilerin hepsi küskündü. Hiçbirinin yüzünde bir canlılık alameti yoktu. Yörükselim mahallesini ve diğer mahalleleri gezdik. Harabe, yanmış, yıkılmış evler var. Ölüm hissediliyordu, ölüm kokuyordu Maraş...

Peki, konuştunuz mu insanlarla?



Saldırıya uğrayanları toplamışlardı, belli yerlerde tutuyorlardı. Bir kısmı spor salonundaydı, yanlarına gittik. Yerlere döşekler serilmiş. Bir kısmı yaralı yatıyor, bir kısmı ağlıyor. Gidip geçmiş olsun demek bile kifayetsiz geliyor. Ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz. Orada beni çok etkileyen bir şey oldu. Yaşlı bir kadın geldi, bana eliyle dokundu; "Evladım, niye bize böyle yaptılar?" dedi.

Çok ağır bir soru bu... Ne cevap verdiniz?



Hiç cevap veremedim. O insanın yüzünü gösterebilsek, yüzünü anlatabilsek, gören herkes inanıyorum ki çok üzülecektir. Kim olursa olsun.

Hala gözleriniz doluyor...



Orda da öyle oldu. Çok etkilendim. Kahramanmaraş'ta büyük bir cinayet, bir katliam oldu. Ve ben bu katliamı Kahramanmaraşlılar'ın birbirine yaptığı kanısında değilim. Getirilen, tedarik edilen kişiler Maraşlılar'a yaptı.

Ama tabi bir Maraşlı da alet oldu...


İşte kahramanlık payesini kazanan bir beldenin halkının bunu yapamaması gerekirdi. Bize anlatılanlar içerisinde çok acı olaylar vardı...


'ÖLMÜŞ BİR ÇOCUK CESEDİ, KAZANA ATILMIŞ, KAYNATILMIŞ'


Biraz anlatırmısınız o olayları...



Mahkeme kararına da geçmiş olaylardan biri... Bir ailenin evlerini yakıyorlar. Yakılmasına direnenlere şiddet gösteriyorlar, vuruyorlar... Ellerinde silah var. Bu silahlar da daha önce getirilmiş, depolanmış, bir iddiaya göre. Yörükselim'deydi bu olay. Yörükselim en çok şiddet uygulanan mahallelerden biri. İlkokul öğrencisi 10 yaşlarında bir çocuk, kaçıyor kurtuluyor ellerinden. Komşularından birine gidiyor, o eve sığınmak istiyor. Çocuğu içeriye almıyorlar. Mesela bir yerde kazan içinde ölmüş bir çocuk cesedi bulunuyor. Kazana atılmış, kaynatılmış..

Korkunç bir vahşet bu! Bir de ellerinden çiviyle çakılıp öldürülenler varmış...



Ağaca çakıp ateş edildiği söyleniyor. Biz yüce bir milletiz, bunları affetmemeliyiz. Bunları araştırmalı ve önlemeliyiz. Bir daha böyle acılar yaşamamalıyız. Ben bunun başka ölçülerle, dünyaya biçim vermek iddiasında olanların planlarına ve ya projelerine kanmak suretiyle meydana geldiğini düşünüyorum. Buna inanmayacak, buna karşı direnecek, ulusal beraberliğimizi koruyacak, emperyalistlere karşı savaş vermiş bir ulus olmanın şanına
yaklaşır bir bilinci gerçekleştirmemiz için bunları konuşmalıyız... Ben yargıda da bulundum, davanın hükmünü okurken ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Siz orada yaşananlar, olan biteni en iyi gören isimsiniz. O dönemde yönetimin hiçbir hatası olmadı mı?




Var tabi, maalesef. Ben o dönem bakanlık yaptım. Maraş'tan geldikten iki gün sonra Başbakanımız Bülent Ecevit, beni bakan olarak görevlendirdi. O zamanki Vali'miz Tahsin Soylu ile de görüştüm. Anladığım şu bir kasıt yok, ama aciz kalmış. Askeri birlik çağırmakta, önlem almakta acz göstermiş. Bir kaç gün önce oralara gelip nufüs sayımı yapacağız diye gelenler olmuş.

Evet onu hatırlatalım. Nüfus sayımı yapacağız diye, alevilerin evi tespit edilmiş...



Evet, yakılacak evler işaretlenmiş. Bazı evlere de kendi parti amblemlerini falan koymuşlar.

Bütün bunlardan bir saldırı olacağı anlaşılamaz mıydı?




Anlaşılabilirdi, yönetim bu demek. Gerçi istihbarat bilerek bilgi vermiyordu bize. Ben istihbarat örgütünün oradaki katliama katkı yaptığı konusundaki iddianın aklanmadığı kanısındayım.

Sonrasında da siz bilgi alamadığınızı söylemiştiniz...




Bütün Bakanlık görevm boyunca MİT'ten bilgi alamadım. Ben hem Cumhurbaşkanı'yla hem Başbakan'la bu konuyu görüştüm. Emniyet'in istihbarat birimlerini güçlendirdik, okullar açtık istihbaratçılar yetiştirmeye çalıştık. Ama bir yandan da cinayetler işleniyor, eylemler oluyordu. Bunların çok önce yapılması lazım...

Yani Maraş katliamı göz göre göre geliyorum dedi ve MİT engel olmadı. Öyle mi?



Engel olmuyor meselesi değil sadece, bizzat katkı yapıyor. Ve bu bildirilmiyor yönetime. Tedbir alınmıyor. Bir de sadece alevilere yönelik de değildi. İlerici, solcu olanlara alevi-sünni ayırdetmeksizin saldırıldı. Bu faşist bir saldırıydı. Milli ve dini kavramları kullandılar. Yapılmak istenen oradaki insanları öldürmekten ibaret değil, asıl istenen Türkiye'nin askeri yönetime devredilmesiydi. Darbe deyin, sıkı yönetim deyin ne derseniz deyin. Tek istenen bunlar için ortam hazırlamaktı.


BÜLENT ECEVİT'İN SIKI YÖNETİME BAKIŞ AÇISI
 


Rahmetli Ecevit'in o dönem sıkı yönetimi geciktirdiği söylenir hep...



Ecevit sıkı yönetime hep karşı çıktı. O dönem siyaset adamları bile "Hükümeti bırakın gidin, askere teslim edin." diye beyanatlar veriyorlardı... Maraş'ta hazırlıklar, ETKO davası döneminden başladı. Dört yere bomba gönderildi. Malatya Belediya Başkanı'na, Pazarcık'ın CHP İlçe Başkanı'na... Paketi postanede açtılar, 2 memur öldü. Bütün bunlar o zamandan hatta daha öncesinden, 1 Mayıs 1977'den beri olayı olgunlaştırmaya yani 61 Anayasası'nın getirdiği demokratikleşme sürecinin önünü kesecek askeri bir rejim getirmek istiyorlardı... Ardından Maraş olayları geldi, Vali'ye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Gelen asker de yeterli değildi. Tüm bunların sonucu olarak tertip başarıya ulaştı. Sıkı yönetim oradaydı.


Zaten yapılmak istenen de bu muydu?




Evet. Ülke darbenin bir önceki basamağına getirildi. Bunu görmek lazım.

Bir de Alexander Peck var, o dönem oralarda gözüküyor...




Alexander Peck ile benim Bakan olarak bir hikayem var. Bir gün Amasya Belediye Başkanımız, bana telefon etti. "Buralarda bir Amerikalı geziyor, benden de bir randevu aldı." dedi. "Ne sorarsa not et, bana bildir." dedim. Sonra not etti ve bana gönderdi. Nüfus durumunu, alevi-sünni ayrışmasını soruşturmuş. Bir ihtilaf çıkarsa alevi-sünni arasında mı yoksa işçi-işveren arasında mı sağ-sol çatışması mı olur diye araştırmış. Sanki ihtilaf çıkartacak da neden arıyormuş gibi sorular sormuş.

Siz ne yaptınız?




O zamanki Amasya Valisi'ne telefon ettim. İlgilenmesini söyledim. Hatta devlet misafirhanesinde kalsın dedim. Çünkü görüştüğü kişileri söylüyor, hep bu tip tertiplere yatkın kişiler. Kontrol edelim istedim. Bir kaç gün sonra bir cenazeye katılmak için oraya gittim. Bir gazeteci bana "Buralarda bir Amerikalı geziyor, biliyor musunuz?" dedi. Ben de "Biliyoruz ve izliyoruz." dedim. Bunu yayınladılar. Amerikan Büyükelçiliği ayağa kalktı, "Bu sözünü geri alsın, nasıl izler!" diye. Bu adam Maraş olaylarından önce de orada dolaşmış. Ben incelettim, Kıbrıs'ta görevli bir CIA ajanı çıktı.



Bu arada Amerikalılar Dışişleri Bakanımız Gündüz Ökçün'ü sıkıştırıyorlar. Bu olayı büyüteceğiz diyorlar. Ben de "Buadam Türkiye'ye akredite değil, önümüzdeki Bakanlar Kurulu'nda 'istenmeyen adam' ilan edilmesi için başvuracağım." dedim. Bunun üzerine geri çektiler. 12 Eylül darbesinden sonra bir Partinin genel sekreteri'nin randevu defterinde bu Amerikalı'nın ismi çıktı...

Peki... Demin MİT'le ilgili önemli bir itiraf yaptınız. MİT'in bizzat dahili vardı bu olaylara dediniz...


Evet bu o dönemler de çok söylendi. Rahmetli Başbakanımız Bülent Ecevit, bana güvenirdi, benimle bu konuları konuşurdu. Ben MİT'e yönelik şikayetlerimi ona söylediğim de o da bana dert yanardı. Bir keresinde şöyle bir olay anlatmıştı: "Çok iyi yetişmiş birini MİT'te görevlendirtmek istedim. O kişiyi MİT'e almadılar." Başbakan'ın istediği kişiyi MİT'e almamışlar! Bunun üzerine ben de "Ne yapacağız bu MİT'i? Lağvedelim o zaman. Yerine yenisini kuralım."  dedim. Hiçbir istihbarat alamıyorsanız, o organ görevini yapmıyorsa iptal edeceksiniz, yerine yenisini kuracaksınız. Sayın Başbakanı'mız güldü ve bunu benim gençliğime verdi.

Ecevit istememesine rağmen sıkı yönetim geldi o dönem... Peki sonra ne oldu?




Bu acı olaylardan sonra 13 ilde sıkı yönetim ilan edildi. Ama bu yeterli değildi kimileri için. Askeri darbe olmasını isteyenler Türkiye genelinde sıkı yönetim ilan edilmesini istiyordu.

Sonrasında siz sıkı yönetimin kaldırılması için konuşma yapmışsınız doğru mu?




Ben MGK'da İçişleri Bakanı olarak 2 ilde sıkı yönetimi kaldıralım diye bir teklif sundum. Böylece yavaş yavaş normale dönebiliriz diye düşünmüştüm. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Başbakan Bülent Ecevit de beni destekledi. Sonra askeri kanada söz verildi. Rahmetli Ersin, önünde bir defter var, askeri kanat ne söyleneceğini yazmış o da oradan okuyor. Özetle "13 il yeterli değil, Türkiye genelinde sıkı yönetim ilan edelim." dediler. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı "Ne yapacağız şimdi?" diye sordu. Ben "Oylayalım." dedim. Ben öyle deyince Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı'na "Hayır efendim, biz MGK'da hiçbir zaman oylama yapmıyoruz. Oy birliğiyle karar alıyoruz.



Siz iki tarafı da dinlediniz, siz karar verin." dedi. Korutürk de "Öyleyse ne arttıralım, ne eksiltelim. Olduğu gibi devam edelim dedi." (Kaynak: Haber Türk)

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2011, 15:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner23