'Suriye'den gelenler mülteci statüsünde değil'

'Suriye'den gelenler mülteci statüsünde değil'

"Türkiye, sınırlarını açmakla uluslararası hukuka uygun davrandı. Türkiye'nin, kapısına yığılan ve risk altındaki kişileri koruma yükümlülüğü var. Bunlar mülteci statüsünde değil, farklı bir statüye sahipler."


Yukarıdaki sözlerin sahibi 'Göçmen Hukuku' uzmanı Yrd. Doç. Tokuzlu, hazırlıksız yakalandığımızı söyledi: Yasa yok, devlette ve medyada ciddi kriz yönetimi sorunu var, toplum hoşgörülü değil. Toplumdaki algı işi bu işi çok zora sokabilir...


Göçmen hukuku alanında çalışmalarıyla tanınan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Yardımcı Yrd. Doç. Dr. Lami Bertan Tokuzlu Suriyeli sığınmacılar ve yerleştirildikleri kampların hukuki durumunu AKŞAM'a değerlendirdi:


KAYNAK: Şenay YILDIZ / senay.yildiz@aksam.com.tr


- Suriyeli sığınmacılara ilişkin tavrımızı uluslararası hukuk açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, sınırlarını açmakla uluslararası hukuka uygun davrandı. Türkiye'nin, kapısına yığılan ve risk altındaki kişileri koruma yükümlülüğü var. Bunlar mülteci statüsünde değil, farklı bir statüye sahipler. Belki burada BM'nin kullandığı 'grup statüsü' benzeri bir ifade kullanmak lazım. Böyle kitlesel yığılmalarda tek tek bireylerle mülakat yapıp mülteci olup olmadığına karar verilmiyor. Aksi ispat edilmedikçe bu kişiler mülteci gibi korunuyorlar ama mültecilerin Cenevre Sözleşmesi'nde sahip oldukları tüm haklar verilmiyor. Elbette ki geri gönderme yasağı uygulanıyor.


YETERİNCE ŞEFFAF DEĞİL
- Araştırılmadıkları için asayiş olaylarının kontrolden çıkması olağan mı?
Türkiye'de genel sığınma prosedürleri; yani gelen kişi nerede, hangi koşullarda tutulacak, güvenlik konusunda bir sıkıntı olursa nasıl idare edilecek, bu kamplar nasıl yönetilecek gibi konularda bir hukuk yokluğu söz konusu. Batılı ülkelerde bu konuda çok detaylı yasaları görüyoruz. Bu bir temel hak meselesi olduğu için asayiş olayı söz konusu olunca, Türkiye'deki genel asayiş mevzuatı çerçevesinde düzenleniyor. Görebildiğim kadarıyla valilik ve bakanlık kendisine verilmiş olan takdir yetkisini kullanarak, dolaşım ve giriş konusunda sınırlamalar koyuyor. Türkiye'ye girmiş bir kişiye sadece bir bölge veya kampla ilgili oturma izni veriyorsunuz. Öte yandan seyahat hürriyeti diye bir şey de var. Yabancılar için bunun kısıtlanabileceği yönünde hüküm de var ama bu yasayla düzenlenmeli. Bu olmadığı için uygulayıcıların da, herkesin de kafaları karışıyor. Yeterince şeffaflık yok.
- Daha mı şeffaf olmak gerekiyor?
Batılı devletlerde de sınırlama var elbette. Mesela AB'nin kabul koşulları yönergesine bakarsanız kimle görüşebilir, hangi hakları kısıtlanır, nasıl yardım alır, hukuki destek alabilir mi, tüm bunların düzenlendiğini görürsünüz. Aynı şey geçici koruma yönergesinde de detaylı şekilde mevcuttur. Bizde böyle bir düzenleme olmadığı için kimin nasıl hareket edeceği, hangi standartlara tabi oldukları gibi konular tamamen idarenin takdirinde.


APAYDIN OLABİLİR
- Çok tartışılan Apaydın Kampı gibi bir oluşumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizde bununla ilgili bir yasa da var, BM'nin uygulamalarında da var. Asker kişilerle ilgili farklı birtakım uygulamalar yapılabileceği, güvenlik gerekçesiyle farklı tedbirler alınabileceği belirtiliyor. Bu devletin takdir yetkisinde. 
- Acilen bir yasa mı lazım?
Şu anda zaten bir yasa hazırlandı, komisyondan geçti, Genel Kurul'da sıra bekliyor. Uluslararası Koruma Kanunu bütün bu yabancılar ve uluslararası korumayla ilgili mevzuatı baştan aşağı değiştiren, AB yönergelerini de örnek alarak hazırlanmış bir yasa. Ben de hazırlayan komitede yer aldım ve bu yasa büyük ölçüde bu sorunları giderecek diye düşünüyorum.


ORTADA YASA YOK
Kriz yönetimi sorunu var. Çünkü ortada yasa yok. Yani biz hazırlıklı değiliz. Sadece devletin değil medyanın da kriz yönetimi sorunu var. Mültecilik kavramının altının çizilmesi lazım. Görünen o ki, bu insanlar istedikleri için veya Suriye'ye karşı örgütlenmek için değil, hayatları tehlikede olduğu için buradalar. Yabancı düşmanlığı veya sığınmacılara karşı tepkinin ortaya çıkması en temel bazı değerlerimizin de sorgulanması anlamına geliyor. Toplumun eğitilmesi şart. Tolerans ve hoşgörü konusunda medyanın da rolüne ihtiyaç var. Toplumdaki algı işi çok zora sokabilir.


YASA OLMAYINCA KEYFİYET BAŞLIYOR
Eğer bir kamu güvenliği sorunu varsa, devlet bunu düzenleyebilir. Ana muhalefet partisinin bile girmesini engelleyebilecek birtakım tedbirleri alabilir. Bir de bu tedbirler keyfi alınamaz. Yasayla düzenlenmesi gerekir. Yani teorik olarak 'Oranın güvenlik sorunu var, giremezsiniz' diyerek kampa girilmesini engellemek orantılı bir yaklaşım değil. Yasa olmadığı için güvence meselesi de şeffaf biçimde işlemiyor.  Bunun sınırlanması da ancak yasayla olabilir. Bu olmayınca, olay tabii keyfiyete kayıyor. AKŞAM


 


//www.aksam.com.tr/suriyeli-siginmaci-krizini-yonetemedik--135744h.html

Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2012, 19:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner63