CHP: Dokunulmazlığa ihtiyacımız yok, kaldırın!

CHP: Dokunulmazlığa ihtiyacımız yok, kaldırın!

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu...


Hakkında yargıyı etkileme iddiasıyla fezleke hazırlanan Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında dokunulmazlığının  kaldırılması için çağrıda bulundu. Kılıçdaroğlu hakkında fezleke hazırlanmasının ardından CHP'li milletvekilleri dokunulmazlıklarının kaldırılması için başvuruda bulunuyor.


Kılıçdaroğlu kürsüye hazırladığı bir dilekçeyle çıktı ve "devrimci Kemal" sloganları ile konuşmasını yaptı.


CHP Grubu’nda protesto


Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik soruşturma açılması ve fezleke hazırlanması CHP Grubu’nda protesto edildi. CHP Grup Başkanvekilinin okuduğu Kılıçdaroğlu’nun sözlerini diğer milletvekilleri ve salonda bulunanlar ayağa kalkarak hep bir ağızdan tekrar etti. Kılıçdaroğlu’nun sözleri tüm milletvekilleri tarafından tekrarlanmış oldu.


Kılıçdaroğlu, grup salonuna şu sıralar yoğun bir alkış ve tezahüratla girdi.


Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları:


TÜRK-İŞ'İN MEKTUBU


CHP Genel Başkanı bu eleştiriyi yaparak 'Türk-İş bizim arka bahçemiz olsun' diyorlar. Böyle sığ bir anlayış olabilir mi? Hangi kuruluş olursa olsun arka bahçemiz haline dönüşmesini istemiyoruz. 


Burada ciddi bir itiraf var.


"Türk-İş alınan zam oranın yetersiz olduğunu vurgulamış ancak işçileri daha düşük bir orana mahkum etmemek için zam oranına razı olduk."


Sen Türk-İş olarak mirasını nasıl korku imparatorluğuna teslim edersin. Senin görevin asgari ücret düşükse bunu haykırmaktır. Bir Türk-İş düşünün korku imparatorluğuna, şantaja teslim oluyor. Ya bunu imzala ya da daha küçük bir rakam veririz dediler. İnsanda biraz utanma olur.


Hangi sendikaya üye olursa olursa, sendikasız işçilere ve taşeron işçilere sahip çıkan tek parti vardır o da CHP'dir.


Senin görevin korkuya direnmektir. Asgari ücret düşükse bunu haykırmak ve söylemektir. Bir Türk İş düşünün korku imparatorluğuna şantaja teslim oluyor. Ya imzala ya da küçük zam vereceğiz dediler o da paşa paşa bastı imzayı.


ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ


Gönül isterdi ki bu günü demokratik bir ülkenin basın emekçilerinin bayramı olarak kutlayalım. Özgür basını temel olarak içinde barındıramayan rejime demokrasi denilebilir mi? Basının özgürlüğünü yitirdiği bir ülkede demokrasi varlığını sürdürebilir mi?


Medya demokrasi ile vardır sözüne inanmayın. Medya diktatörlükle yönetilen rejimlerde çok daha güçlü vardır. Önemli olan özgür ve hür medyadır. Demokrasi özgür medya ile vardır. Medyanın sesini kısmak demokrasinin sesini kısmaktır. O ses İzmir’de dayak yiyen sesidir. O ses kendi uçağıyla bombalanıp öldürülen 35 kişinin sesidir.


HAPİSTEKİ GAZETECİ SAYISINDA DÜNYADA İKİNCİYİZ


Basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil hepimizin özgürlüğüdür. Bugün itibariyle 97 gazeteci içeride tutuluyor. Bunların 18’i kadın. Bu 12 Eylül’de bile görülmemişti. Seçimden sonra hapse atılan gazeteci sayısında büyük bir artış var. Hapisteki gazeteci sayısı açısından dünyada ikinciyiz. 


Bugünü Çalışan Gazeteciler Bayramı yapan 50 yıl önceki meslektaşlarının kahramanca direnişini bugünkü gazeteci arkadaşlarıma hatırlatmak isterim. Ben kahramanca direnen o gazetecilerin önünde saygıyla eğiliyorum. 2012 Türkiye’sinde basın özgürlüğü açısından 10 Ocak 1961’in gerisindeyiz. 


BAŞBAKAN’A SORUYORUM


Başbakan’a sormak istiyorum şiir okuduğu için hapse atılmakla, kitap yazdığı için hapse atılmak arasında ne fark var. Dünün mazlumu bugünü zalimi oldu.


Her şeyimiz eksikti bir de terörist Genelkurmay başkanımız oldu. Özel yetkili savcıların daha yaratıcı olmalarını bekliyorum daha iyi espriler bulabilirler.


Ama bir şeyi merak ediyorum genelkurmay başkanı terörist olursa Başbakan’ı ne olur. Allah size akıl fikir izan versin.


ONLARI MİZAH DERGİLERİNE HAVALE EDİYORUM


İnsaf denen bir şey var. Onları ciddiyete davet ediyorum ama içimden geldi söylemeden yapamayacağım mizah dergilerine havale ediyorum.


Sayın İlker Başbuğu bu hükümetin onayıyla orgeneralliğe terfi etti, kuvvet komutanlığına getirildi ve genelkurmay başkanı oldu. Nasıl oluyor da bütün bunlardan sonra böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz.


BU DAVANIN HALA SAVCISI MISINIZ?


İki ihtimal var. Ya başbakan İlker Başbuğ’un terör örgütü yönettiğini biliyordu ama suç çıkarmadı. İkinci ihtimal Başbakan İlker Başbuğ’un terör örgütü yönettiğini bilmiyordu. Bu daha büyük bir suç o kadar istihbaratın var ama bunu bilmiyorsun. Bir ihtimal daha var. Ben biliyordum ama gücüm yetmiyordu şimdi gücüm yettiği için içeri aldırdım. O zaman demek ki mahkemeler sizin emrinizde. Sayın başbakan siz bu davanın hala savcısı mısınız.


Herkesi demokrasi ve hukuka bağlı olmasını istiyorum. Hukukun üstünlüğüne ve kamu vicdanına inanacağız.


O KONUŞMAYI YİNELEDİ 


Silivri'de çadır tiyatrosu kurulmuş orada sözde adalet dağıtıyorlar, Orada adalet dağıtılmıyor. Özel yetkili mahkemelere ve savcılara sivil demek hukuk ayıbıdır. Orası bir toplama kampıdır. Almanya'daki toplama kampının 21. yüzyıl versiyonudur. Dünyadaki bütün sivil toplum kuruluşlarını Silivri'ye davet ediyorum. Gelin o çadır tiyatrosunu siz görün.


Herşey duruyor. 35 yurttaşı bombaları göndermişsin, ölmüşler. Bir gecede eski bir dosyayı ortaya çıkarıp Başbuğ'u tutuklatıyorsun. Ne zaman AKP sıkışsa Özel Yetkili Mahkemeler bir dosya çıkarıyor. Bence o mahkemelere AKP Genel Merkezi'nde bir oda versinler.


CHP darbecilere, demokrasi düşmanlarına karşıdır. Askeri cuntalara da sonuna kadar karşıdır. CHP bugün oluşturulmak istenen sivil diktatörlüğe de sonuna kadar karşıdır. Halkımızın bilmesini isterim. Bizi demokrasi yolundan kimse ayıramaz.


Bizi baskılarla yıldıramazlar...


Ben bireysel olarak kimsenin avukatı değilim. Ben ilkelerle ilgiliyim. Ben demokrasinin avukatıyım. Ben milletimin avukatıyım. Ben herkesin evrensel hukuk içinde yargılanmasını sağlayan biriyim. 


Biz bu hukuk düzenine asla ve asla, toplu iğne ucu kadar güvenmiyorum. Oradan adalet çıkmaz. Bu ülkenin halen görev yapan Genelkurmay Başkanı, terör örgütünün kandırdığı gençler için 'terörist' demek istemiyor. Ama bir ülkenin savcısı genelkurmay başkanına terörist diyorsa bu ülkenin çivisi çıkmıştır.


Buna normalleşme diyorlar. Böyle normalleşme olmaz. Yargının siyasi kan davasına dönüşmesine normalleşme denilmez. 


ULUDERE VAKASI


35 vatandaşımızın nasıl ve neden öldüğünü sormaya devam edeceğiz. Nereden geldiği belli olmayan bir istihbaratla 35 kişi öldürülüyor, sonra bir genelkurmay başkanı tuutklanıyor bir de anamuhalefet partisinin liderinin dokunulmazlığı kaldırılmak isteniyor.


Bunları yaparak, bir komutanı görevden almakla bu olayın üstünü kapatamazsınız.


Siz bu istihbaratı nereden aldınız?


MİT biz vermedik diyor. Genelkurmay bize istihbarat geldi diyor? Kim yalan söylüyor. Bu istihbaratı heronlardan mı, yoksa İncirli'ye konuşlanmış ihalardan mı aldınız?


Açıkça söylüyorum: İsrail'den mi ABD'den mi aldınız?


Neden gerçeği açıklamıyorsunuz.


Dünyanın başka bir yerinde böyle birşey olsaydı hemen istifa ederlerdi ama istifa etmek için ar damarının çatlamamış olması lazımdı.


Bırak martavalları, kim verdi o istihbaratları? Yerine gelince belge açıklarım diyorsun. Söylenecek bir cümle. Ama korkuyorsun. Çünkü istihabartı dışarı vermişsin.


FEZLEKE


Suçum adil yargılamayı etkilemekmiş. Bunların adil yargısı basılmamış kitabı yargılamaktır. Bunları adil yargısı 'parasız eğitim' isteyenleri aylarca hapiste tutmaktır. Genelkurmay başkanını terörist diye tutuklamak da bu adil yargılamaya nasip olmuştur.


Ortada deniz feneri varken adil yargı ortada. 


DARAĞACINADA ÇIKARSANIZ SÖYLEYECEĞİM BUDUR


Benim dokunulmazlığa ihtiyacım yok. Grup toplantısından sonra göndereceğim. Ben korkuyla siyaset yapmıyorum. CHP Genel Başkanıyla mı hesaplaşmak istiyorusunz. Kaldırın dokunulmazlığımı . Ben yola çıkarken dokunulmazlığa güvenerek çıkmadım.


Beni özel yetkili mahkemelerinizle yıldıramazsınız. Siz kim oluyorsunuz? Kime diz çöktürmek istiyorsunuz? Ben sizin ağababalarınızdan da çekinmem. Ben yalnızca kendi ulusumun emrindeyim. Beni hapse atmak değil, darağacına da çıkarsanız söyleyeceğim budur.


TBMM BAŞKANLIĞI'NA GÖNDERDİ


Grup toplantısından sonra basın mensuplarının, “Dilekçenizi hemen verecek misiniz" sorusuna CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Tabii tabii. Meclis Başkanlığına. Evraka girecek” yanıtını verdi.


Kılıçdaroğlu daha sonra dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden dilekçeyi TBMM Başkanlığı’na gönderdi.

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2012, 14:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner23