Cinsel istismar...

Cinsel istismar...

Son zamanlarda basına yansıyan çocuk istismarları ile ilgili haberler mide bulandırmaya devam ediyor.


Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi öğretim üyesi Çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı Yrd.Doç.Dr Hayati Sınır, istismarla ilgili çarpıcı bilgiler verdi. Yrd.Doç. Dr.Sınır, istismar vakalarının sadece yüzde 15’nin basın hariç adli mercilere bildirildiğini ve istismara uğrayanların yüzde yetmişinin kız çocuğu olduğunu belirtti. İstismarcıların genelde erkeklerden oluştuğunu söyleyen Sınır, yüzde on-on beşini de kadınların oluşturduğunu söyledi. Ayrıca çocuğun yaşına uygun olmayan fiziksel temaslarında çocukları olumsuz etkilediğini ve cinsel istismarın genellikle çocuğun tanıdığı kimseler tarafından yapıldığının altını çizen Sınır, ailenin “Ben ona güveniyorum” davranışlarının  yanlış davranışlar olduğunu vurguladı. Yrd.Doç.Dr Hayati Sınır, cinsel istismarın genel de huzursuz aileler  ve  boşanmış ailelerin çocuklarında görüldüğünü belirtti.


Sizler için yaptığımız  Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi öğretim üyesi Çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı Yrd.Doç.Dr Hayati Sınır ile röportajımız:


Çocuğun cinsel istismarı bireysel, ailesel  ve toplumsal boyutları ile tüm dünyada her cinsiyet, ırk ve etnik kökenden çocuk ve gençleri etkileyen önemli bir sorundur. Çocuğun korunması hepimizi ilgilendirmelidir. Çocuğa yönelik cinsel istismara ilgisiz kalınmaz, görmezden gelinemez. Cinsel istismar sık rastlanan genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünüldüğünde medyaya yansıyan kısmının bu oranında çok çok altında olduğunu söyleyebiliriz. Medyaya yansıyan cinsel istismar vakaları buz dağının görünen kısmı bile değildir. Birçok bilimsel çalışmada cinsel istismarın herhangi bir sosyodemografik grupla bağlantısı saptanmamış ve her sosyoekonomik düzeyde görülebileceği belirtilmiştir. Cinsel istismara uğrayan çocukların yaklaşık %70’i kızdır. İstismar erkeklerde daha az görülmesine karşın, cinsel istismar göreceli olarak daha ciddidir. Cinsel istismar genelde sanılanın aksine çocuğun tanıdığı biri tarafından yapılmaktadır. Cinsel istismarın önlenmesi, destek sistemlerin harekete geçirilmesi ve psikolojik zedelenmenin en aza indirilmesi açısından yazılı ve görsel basına çok büyük görevler düşmektedir.


Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de istatistiklere yansıyan cinsel istismar sıklığının arttığını söyleyebiliriz. Bu durum hem cinsel istismarı önleme ile ilgili çalışan uzmanlaşmış kişilerin, kurum  ve sivil toplum kuruluşların sayısının ve kalitesinin artmış olmasıyla hem  toplumda artmış duyarlılıkla hem de mağdur olan çocuğun cinsel istismarı algılayabilme kabiliyetinin ve yardım alabileceği, mağduriyetinin giderilebileceği duygusunun artması ile ilgili olabilir. Üzülerek söylebilirim ki toplumda oluşan ‘’son zamanlarda cinsel istismar olaylarında artma oldu’’düşüncesine neden olay sayısı bile  gerçekte var olan, basına yansımayan cinsel istismar vakalarından çok çok düşüktür.


Çocuklar yaşadıkları olayı neden söylemezler?


Çünkü korkarlar.


Kendilerine inanılmayacağından, başlarının belaya gireceğinden, istismarcının tehditlerinden, İstismarı açıklamalarının tekrar kurban olmalarından daha kötü bir sonuç doğuracağından, Aile içi istismarlarda aileden gelen tepkilerden korkarlar.


Cinsel davranışın yanlış olabileceğini bilmeyebilirler.


Nasıl ve kime anlatacaklarını bilmeyebilirler.


Çoğu istismar olgusu yıllarca sessiz kalmakta, istismarı açıklayamamaktadır. Sessiz kalmanın nedeni çoğu olguda yaşadığı istismarı unutma isteğidir.


Çocuk ve ergenlerin istismardan korunmasında en etkili yol


eğitimden geçmektedir.



  • Çocuğun yaşına uygun cinsel bilgiyi alması,

  • bedenini tanıması, özel bölgelerini öğrenmesi,

  • bedenine dokundurtmama hakkı olduğunu bilmesi,

  •  iyi ve kötü dokunuşu ayırabilmesi,

  •  istemediği şekilde kendisine dokunulması durumunda bunu güvendiği bir erişkinle paylaşması, sır saklamaması


gibi konular ele alınmalıdır.


Çocukluk cinsel istismarı riski, evlilik sorunları, aile içi çatışmaların olan, ana babalık görevini yerine getiremeyen, ebeveyn çocuk ilişkisinde bozukluk olan ve ebeveyn uyum sorunu olan ailelerde sıktır


Cinsel istismarın sık görüldüğü ailelerde boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı, cinsel sorunlar, sosyal izolasyon, baskın ve koşulsuz söz tutma isteyen ana baba modeli fazladır.


İstismarcılar genellikle erkekdir.  %10-15’i kadındır. Büyük çoğunluğu kendileri de küçükken istismar edilmiş, olumsuz çocukluk yaşantıları olan yetişkinlerdir.  Cezai müeyyide yanı sıra psikolojik tedaviye gereksinimleri vardır.


Anne babanın çocuğun yaşına uygun sevgi davranışı göstermesi (yanağından öpme, sarılma , başını okşama) çocuğun ruhsal gelişim açısından faydalıdır.Ancak yaşına uygun olmayan fiziksel teması (özel bölgelerine dokunma,çocuğun pipisini göstermesini isteme vb ) da çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Ebeveynin çocuğunun cinsel bölgelerine bakma, dokunma ve fiziksel temaslarda bulunması ve bundan cinsel haz alması da çocuk istismarı olarak değerlendirilir.


Aynı odada veya yatakta karşı cins kardeşlerin veya çocuklarla ebeveynlerin birlikte kalması, yatması çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkilemektedir.


Sadece cinsel istismar açısından değil fiziksel ihmal ve istismar açısından da çalışan anne babaların çocuklarına bakıcı ve eğitici seçimlerinde çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Her zaman için bu tür olasılıklara göre gerekli güvenlik tedbirlerini almaları, çocuklarına cinsel, fiziksel ihmal ve istismara karşı gerekli eğitimi vermeleri istismarın önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Cinsel istismarın çoğunlukla çocuğun tanıdığı biri tarafından yapıldığı akılda tutulmalıdır. ‘’Ben ona güveniyorum, o böyle bir şey yapmaz.’’ tarzı yaklaşımlar çocuğu cinsel istismardan koruyucu davranışlar değildir. Her olasılığa karşı önlem alma daha doğru bir yaklaşımdır.


Cinsel istismarın herhangi bir sosyodemoğrafik grupla bağlantısı saptanmamış ve her sosyoekonomik düzeyde görülebileceği belirtilmiştir. Kahramanmaraş ilimizde de bu tür olayların sıklığı diğer illerimizde olduğu gibi azımsanmayacak düzeydedir. Bu açıdan toplumun her kesiminin duyarlı olması, koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir.


 


 


 


 


 


 


 

Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2016, 15:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner63