Doktor yazar Gökşen, Hürriyet'e konuk oldu

Doktor yazar Gökşen, Hürriyet'e konuk oldu

Kahramanmaraş Milli Mücadelesi’nin timsal isimlerinden birisi olan ve 28 Ekim 1919’da, kenti işgale gelecek olan Fransız güçlerinin karşılanması için o zamanki kentin ileri gelenlerinden Ermeni Hırlakyan’ın davul çalması karşılığında teklif ettiği parayı geri çevirerek; “Değil 10 madeni lira, davulumun kasnağını altınla doldursanız bu davul çalmaz. Çünkü bu bir din bahsidir. Din kardeşlerimin bağrına çomak vuramam” diyerek kahramanlaşan davulcubaşı Abdal Halil Ağa’nın yaşamı hakkında kitap yazan doktor Gökhan Gökşen, Hürriyet Gazetesi’ne konuk oldu.

Hürriyet GAP ekinde Cumartesi günleri çıkan ‘Haftanın Sohbeti’ bölümüne konuk olan Dr. Gökşen ile DHA Kahramanmaraş Temsilcisi M. Nuri Şirin’in yaptığı ve kitabın çıkış öyküsünü anlatan röportaj yayımlandı. Gazeteci Lütfi Yıkan’ın fotoğraflayarak ‘Abdal Halil Ağa’nın yaşamı kitap oldu’ başlığı ile yayımlanan ve aşağıda tamamı yer alan röportaj büyük ilgi gördü.

TARİHÇİ BABANIN DOKTOR OĞLU TARİHSEL OLAYDAN KİTAP YAZDI

Kahramanmaraş Yenişehir Devlet Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Gökhan Gökşen, acil servise hasta olarak gelen milli kahraman Abdal Halil Ağa’nın kızı Yeter Davulcubaşı’ndan yola çıkarak içerisindeki Kahramanmaraş ve tarih sevgisinin de etkisi ile işte bu tarihsel olayı kitaplaştırdı.

İyi bir tarih öğretmeni olan ve uzun yıllar Kahramanmaraş Lisesi’nde başarılı bir şekilde görev yaptıktan sonra emekli olan Ahmet Gökşen’in oğlu Dr. Gökşen’in, Kahramanmaraş Milli Mücadelesi’nin timsal isimlerinden olmasına rağmen hakkında fazla bir şey bilinmeyen Abdal Halil Ağa’yı sosyolojik yönden de tahlil ederek anlattığı“Beyaz Sessizlik-Kızının Dilinden Abdal Halil Ağa” isimli ilk kitabı büyük ilgi görüyor.

Doktorluğun yanında Kahramanmaraş’ın tanıtımı yönünde çalışmalarda bulunarak Kent Konseyi Turizm ve Tanıtım Çalışma Grubu’nun da üyesi olan Dr. Gökşen, neden böyle bir kitap yazdığını şöyle özetledi:

“Milli mücadelenin ilk zaferi bu şehir de kazanılmıştır. Minarelere saklanmış mermi izlerinde, kalesinde, camilerinde, dar sokaklarında, insanların yüzlerinde, her birisi bir destan olan küçük hikâyelerinde istiklâlin yani özgürlüğün en saf halini keşfedebilirsiniz. Dünyanın dört bir yanından özgürlüğe inan insanların bunları görmeye geleceği günler çok yakın gibidir.”

* Sizi tanıyabilir miyiz?

1975 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldim. İlk, orta ve lise tahsilimi memleketimde yaptıktan sonra Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1998 yılında bitirerek doktorluk mesleğine adım attım. Kahramanmaraş kent merkezindeki Yeni Sanayi Sağlık Ocağı’nda sorumlu hekimlik görevimin ardından halen Yenişehir Devlet Hastanesi’nde Acil Servis sorumlusu olarak çalışmaktayım.

* Sayın Gökşen, sağlık ocağında görev yaparken o zamanlar SSK’lılar sağlık ocaklarından yararlanamıyorlardı. Siz bunun üzerine neler yaptınız?

Hekimlik mesleğine 1998 yılında adım attığımda Yeni Sanayi Sağlık Ocağı da yeni açılmıştı. Yeni bir sağlık ocağında heyecanla başladığımız bu kutsal meslekte; pek çok projeyi hayata geçirmek için çalışmalar yaptık. İşçi sağlığı ile ilgili eksiklikleri tespit ederek, sağlık ocağımızı İşçi Sağlığı Merkezi’ne dönüştürme girişimlerimiz oldu. Çünkü o zamanlar SSK’lılar sağlık ocaklarından yararlanamıyorlardı. Bu girişim ve çalışmalarımız sırasında Türkiye’de ilk kez kent merkezinde SSK’lılara bakan Sağlık Ocağı olarak hizmete vermeye başladık. 2002 yılındaki bu çalışmalarımız büyük ilgi gördü. Böylece sanayi bölgesindeki işyerlerinde çalışmakta olan SSK’lı işçiler rahat bir şekilde ocağımıza gelerek buradan yararlanmaya başladılar. Bu uygulamanın devamı geldi ve Türkiye çapında yaygınlaştı. Bence bugünkü sistemin de yani sağlık hizmetlerinin birleştirilmesi çalışmalarının da ilkini oluşturmuş olmanın sevinç ve mutluluğunu arkadaşlarımızla birlikte paylaştık.

* Sayın Gökşen, bu yazarlık merakınız nereden geliyor ve yayımlanan ilk kitabınızın çıkış öyküsünü bize anlatır mısınız?

Babam Ahmet Gökşen, uzun yıllar Kahramanmaraş Lisesi’nde tarih öğretmeni olarak görev yapmış bir isimdir. Sanırım benim tarihe olan merakım da tarihçi babamdan kaynaklanmıştır. İşin ilginç tarafı babam daima hekimlik mesleğinde çalışma yapmamı isterken, babamdan bir anlamda gizli olarak bu kitabı yazdım. Çıktıktan sonra da bir hayli sevinerek mutlu oldu. Kitabın öyküsüne gelince; çevremde gördüğüm tarihi, sosyal, kültürel olayları kaydetmeyi seven birisiyim. Bu nedenle sürekli olarak mesai dışında bir hobi olarak geziler yapıyor ve notlar tutuyordum. Acil Servis’te görev yaparken bir gün, yaşlı bir kadın hasta olarak geldi. Kendisini muayene ettim. Bu sırada; yaşlı kadının Kahramanmaraş Milli Mücadelesi’nin timsal isimlerinden Abdal Halil Ağa’nın kızı Yeter Davulcubaşı (78) olduğunu öğrendim.

Abdal Halil Ağa olayı, Kahramanmaraş’ta kulaktan kulağa yayılarak bilinen tarihsel bir olay olmasına rağmen ne yazık ki yazılı kaynaklarda önemli bir bilgi ve eser yoktu. Tarihi bir millet olmamıza rağmen, tarihi olayları kaydetmede yetersiz olduğumuzu düşündüğümden yıllar sonra bu olayın ayrıntılı hatırlanması ve hangi sosyal şartlarda ve zamanda gerçekleştiğini kayıt altına almak istedim. Bu gerçekten hareket ile yine mesai dışında çalışmaya ve araştırmaya başladım. Milli Mücadele’nin ilk zaferi 12 Şubat 1920’deki Kahramanmaraş’ın Kurtuluşudur. Dünya tarihine; sömürge güçlerden kurtulan ilk şehir olarak geçmiştir. Tarihi anlamak için zamana bakmak lazım. Abdal Halil Ağa’nın olayı ise 28 Ekim 1919’da cereyan etmiştir. ‘Manda ve himaye mücadele tarzı’ tartışmalarının devam ettiği bir ortamda Abdal Halil Ağa olayı meydana gelmiştir. Bu olay, Milli Mücadelenin simgeleri arasına girmiştir.

Çalışmalarım sırasında Abdal Halil Ağa’nın kızı Yeter nineyi birçok defalar ziyaret ederek, o günleri babasının anlatım tarzı ile dinledim. O’nun ve çevresinin mahalledeki yaşamlarını da mercek altına alarak bir hayli inceledim. O dönem gazilerin 600’e yakın röportajını çeşitli kaynaklardan okudum. Amacım, ilk kitabımda tarihi belgelerden çok, o dönemi yaşayan insanların düşüncelerini ve o günkü ruh hallerini yansız ve ön yargısız yansıtmaya gayret ettim. Çalışmalarımı tamamladıktan sonra bir ajans ile anlaşarak kitabımı bastırdım ve piyasaya sundum. Beklentilerimin ötesinde büyük bir ilgi görmesi beni ziyadesi ile sevindirerek mutlu etti. Özellikle akademik çevrelerde sosyal antropolojik bir araştırma olarak değerlendirildi. Kitabım; bir tarih kitabı olmaktan çok tarihi yaşatan denemeler ve sosyal yapı araştırmalarından oluşmaktadır.”

‘BEYAZ SESSİZLİK’ GÖSTERİ DE OLDU

“BEYAZ SESSİZLİK- Kızının dilinden Abdal Halil Ağa’ isimli ilk kitabımın ardından o günkü tarihsel olaylarla ilgili hislerimi sanatla anlatabilmek ve sahneleyebilmek için ‘Beyaz Sessizlik’ adı ile bir de müzikal gösteri ve davul şovun senaryosunu yazdım. Gerçekten içimden gelen duyguları teknik yetersizliklerime rağmen sahnelemek büyük bir zevkti. Kitap gibi gösteri de büyük ilgi gördü. Abdal Halil Ağa’nın torunlarından oluşan Davul Şov Grubu, o günleri bugüne taşımaya tamamen amatör bir ruhla taşımaya büyük özen göstererek salondan büyük alkış aldı. Kahramanmaraş’taki bu gösterinin ardından başka illerde de gösteriyi sahneye koyabilmeyi çok istiyorum.”

* Bundan sonra ne gibi çalışmalarınız olacak ve son olarak neler söylemek istiyorsunuz?

“Kahramanmaraş’taki Milli Mücadele konusunu içeren toplantı, panel ve sempozyumlara katılabilmeyi amaçlıyorum. İl dışındaki dernek ve vakıflar ile iletişim kuruyorum. İkinci kitap hazırlığım ise devam ediyor. Bu yazarlık hobimin yanında günlük yerel bir gazetede de sağlık konularında yazılarım yayımlanıyor. Çok severek yaptığım doktorluk mesleğinin yanında bu gibi uğraşlar ile mesai dışındaki vakitlerimi geçirmek beni çok mutlu ediyor ve rahatlatıyor. Gerçi biz doktorlar okul yıllarından beri yoğun bir çalışma ortamı içerisinde olduğumuz için sanırım mesai dışında boş durmak bize pek gelmiyor. İşin püf noktası da burada yatıyor sanırım. Acil Servis’te yoğun ve bir hayli stresli bir çalışma temposu içerisindeyim. Bu kadar yoğunluğun ardından yazarlık işine nasıl fırsat bulabildiğimi soran arkadaşlara ise; bir hayli yorulmama rağmen bu hobilerin bir anlamda beni dinlendirdiğini de ifade ediyorum. İnsana hizmet etmenin huzurunu mesleğimden alırken, insanlığın en güzel örneklerini eserlerimde yaşatmayı sürdürmek istiyorum.”

-----Tarih: 28 Ekim 1919 ------

Fransız işgalinden bir gün önce, 28 Ekim 1919…

Maraş’ın Abdallar Mahallesi’nde, iki katlı toprak evin avlusundaki asmanın altında Abdal Halil Ağa oturmaktadır.

Evin üst katında hanımı Fatey ocakta dağ çayı demlemektedir.

Toprak avluda babalarının biraz uzağında kardeşleri oyun oynamaktadırlar.

Fakir mahallenin çalılık yolundan gelen üç atlı avluya girer.

Fatey, gelenlerin kim olduğunu merak ederek, eli belinde ikinci katın çardağından bakmaya başlar.

Atlıların destursuz girişleri meydan okurcasınadır.

Fütursuzca selamsız, sabahsız Halil Ağaya seslenirler.

—Halil ağa sen misin?

Abdal Halil Ağa destursuz girişlerine kızmıştır.

Öyle ya burası kendi evidir. İnsan insanın yanına selamsız girer mi hiç? Buna biraz kızmıştır.

Anadolu misafirperverliği gereği geleni buyur etmesi gerekirken;
Buyur bile etmeden, birden ayağa kalkıp;

—Benim ne diyon? diye sertçe cevap verir.

Atlılardan biri olan Hırlakyan;

—Yarın İtürmezin Dağından Fransız ordusu geliyor, bir davul alıp iki adamınla, zurnayla bunları karşılayacaksın. der.

(Bu davetsiz, destursuz atlılar; karşılarındaki fakir abdalı kendileri gibi tuz ekmek hakkı bilmez sanırlar.)

Bu hainlerin, böyle fütursuz teklifini bile hayretle karşılayan Abdal Halil Ağa;

—Ney… ney… ney bir daha de. diyerek Maraş tabiriyle onları kerçeder.

Anadolu Müslümanlarının kuvvayi maneviyesini hâlâ tanıyamamış bu bedbaht.

—İtürmezin Dağından Fransız geliyor, davulunu alıp bir-iki adamınla bunları davul zurnayla karşıla. Diye tekrarlar.

Abdal Halil Ağa hâlâ kendisini, sinesindeki imanı tanımayan bu haine;

—Ben mi garşı gelicim?( karşılayacağım?) Diye hayret ve kızgınlıkla sorar.

Çardakta ayakta olayları izleyen hanımı Fatey, beyinin bunu kabul etmeyeceğini ve kızdığını anlamıştır.

Adamlarında iyi niyetli olmadığı anlaşılmaktadır.

Abdal Halil Ağa’ya kaşıyla işaret verir. Yavaşça içeri girip ocakta kaynayan su tasını alır. Kaynar suyu çardaktaki küllü suyun içine aktarıverir.

Bunlar olurken çardağın altında bekleyen Hırlakyan ;

—Gitmiyorsan para burada… Diyerek bir kese gösterir.

—Eğer yetmezse gerisi de burada. Diyerek atının terkisindeki şişkin heybeye elini daldırır.

İyice hiddetlenen Abdal Halil Ağa

—Dur! Çıhartma, o altınlar sizin olsun. Değil bir kese davulumun kasnağını altınla doldursanız ben din gardaşlarımın bağrına çomağımı vurmam.

Müslüman gardaşlarımın soğanın kabcığına muhtacım.

Senin altınına muhtaç değilim. Diyerek, atlıların üstüne yürür.

Bu sözler Maraş’ın kurtuluş destanının özüdür.

Çardakta hazırlığını tamamlayan Fatey;

—Halil çekil. diyerek, küllü kaynar suyu atlıların başına döküverir bu sırada.

Abdal Halil Ağa da eline değneğini almıştır.

Hırlakyan ve adamları;

—Alacağın olsun Halil. Bunu unutma, ilk ateşimiz sanadır. Evvel seni vuracağız. Evvel senin evini yakacağız. Tehditleriyle Abdallar Mahallesi’nin tozlu patikasından kaçarcasına uzaklaşırlar. (Beyaz Sessizlik’ten alınmıştır.)

DR. GÖKŞEN, KİTABININ ÖNSÖZÜNDE AYNEN ŞUNLARI YAZDI:

“Abdal Halil Ağa Olayı, 1919 yılında Mondros Ateşkes antlaşması bahane edilerek Maraş’ın Fransız ordusu tarafından işgali sırasında olmuştur. Bu olay Maraş tarihine ve şehrin ruhunda derin bir iz bırakmıştır. Her Maraşlı gibi gururla anlattığım bu olay hakkında daha fazla bilgi toplama merakıyla araştırmalar yapmaya başladım. Araştırdıkça bilmediğim o kadar ilginç konuyla karşılaştım ki, “ Nasıl olur da bunları bilmiyorum?” demekten kendimi alamadım. Oysa çok değil; 90 yıl önce olan, dünya tarihinde güncel denebilecek kadar yeni olaylardı bunlar. Araştırmalarım beni Abdal Halil Ağanın kızına ve torunlarına ulaştırdığına daha büyük şaşkınlıklar yaşadım. Konuştukları bazı olaylar 1000 yıl öncesine dayanmaktaydı. Tarih kitaplarının sayfalarında yazan gerçekleri hâlâ yaşayan ümmi insanlardı bunlar.”

‘BUNLARI YAZMA İHTİYACI HİSSETTİM’

“Abdal Halil Ağa olayının yansımaları ve olayın oluş şekli, Abdal Halil Ağanın yaşam tarzı, hayatında bilinmeyenleri tarihe not etmek için bu çalışmalarımı yazma ihtiyacı hissettim. Abdal Halil Ağayı; sıradan bir insandan, kahramanlaşan bir destana dönüştüren sebepleri kendimce çözümlemeye çalıştım. Bu çalışmaları Abdal Halil Ağa’nın; bir milletin onurunu kurtarmasının gönül borcunu ödeyebilmek, benden sonraki araştırmacılara rehber olması için yazmak istedim. Hızla değişen yaşam tarzımızın, kendi kültürümüzün zenginlikleriyle tanışması, bizi ‘bir’ yapan insanların gönülleriyle buluşması ve tüm insanların Abdal Halil Ağa’yı anlaması için çalışma notlarımı paylaşmak istedim. Abdal Halil Ağa’nın sıradan yaşamının ayrıntılarında Anadolu’nun yazılı olmayan müzikleri, kayıtlara geçmemiş duruşu, Osmanlı arşivlerinin soğukluğunda değil hayatın en sıcak imtihanlarında kayıtlı bir kültürün özü gizliydi.”

KENTİN SİMGELERİNDEN BİRİ

“Bu kültürün; bugün çözülmeye çalışılan pek çok sosyal, siyasal sorunun da çözümü olduğuna inanmaktayım. Abdal Halil Ağa’nın giydiği beyaz kıyafetler Alparslan’ın 1071 Malazgirt’te giydiği beyaz kefeni gibiydi. Etkileşimlerle oluşan Anadolu Türk-İslam sentezinin 1900’lü yıllarda yaşayan en canlı örneğiydi Halil Ağa. 1919 yılının karanlık işgal günlerinde Abdal Halil Ağa olayı şehirde kulaktan kulağa yayılmıştı. Maraşlının mücadelesinin simgelerinden biri olmuştu. Fransızlarla mücadeleyi bu sözle işgalden bir gün önce başlatmış oldu. 3 gün sonra Sütçü İmam hamamdan çıkan iki Türk kadınına sarkıntılık eden Fransız üniformalı Ermenileri öldürecek ve silahlı mücadele başlayacaktı.”

MARAŞ'IN İŞGALİ VE ABDAL HALİL AĞA OLAYI

1914-18 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi taksim projesine göre; Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Maraş, Antep ve Çukurova Bölgesi Fransız işgal alanı olarak kabul edilmişti.

Musul petrol bölgesi de İngilizlere verilecekti. Bu sebeple İngilizler kendilerine ait olmayan bu topraklarda herhangi bir kötü durum oluşturmamak istemişler ve Maraş’ta İngiliz işgali sırasında önemli bir olay olmamıştı. Ermeniler ileri gelenlerinin yaptıkları teklif yetkili makamlarca da olumlu karşılandığından Maraş’taki İngilizlerle Fransızlar birlikleri yer değişeceklerdi. Bu değişikliğe mani olmak için Maraş Halkı’nın Osmanlı Hükümeti’ne yaptıkları müracaat da hükümetin zayıf gücü nedeniyle gereken ilgiyi göremeyince; 29 Ekim 1919 Çarşamba günü akşam vakti felaketli günler başladı. Yüzbaşı Julie komutasındaki Fransız birlikleri Şeyh Adil mevkiinden şehre girdiler.

Maraş Ermenilerinden Agop Hırlakyan, Abdal Halil’den birkaç davulcu daha bularak Fransız askerlerinin karşılanması için davul çalınması istemiş; ne kadar para isterse de vereceğini söylemiş.

Abdal Halil Ağa: “Bu din bahsidir beyim, aha şu davulumun kasnağını altın ile doldursan bu çomak bu davula vurmaz... Ben gardaşlarımın bağrına çomak sokamam...” diyerek Hırlakyan’ın bol para teklifini red edip Fransızların karşılanmasında davul–zurna çalmamıştır. Günlerden beri Fransız birliklerini büyük bir sabırsızlıkla bekleyen Ermeniler ise, Fransız birliklerinin şehre girişlerini büyük coşkunluklar ve taşkınlıklarla karşıladılar.

Bu birlikler Fransız işgal kuvvetlerinin öncü kuvvetlerinden bir gün sonra da De Fontzine komutasında 2000 kişilik gönüllü Fransız ljyoneri Ermeniler, Fransız ve Cezayirli askerlerden müteşekkil Fransız birlikleri yine Ermeni kadınlarının muhabbetli tezahüratları ve çılgınlıları ile Maraş’a girdiler. Şimdiki Ticaret Lisesi'nin bulunduğu Amerikan Koleji civarına yerleştiler. Ertesi gün yerli Ermeniler, Fransız askerleri ile şehri gezmeye çıktılar, hükümet önündeki nöbetçiden umumhaneyi sordular, bir posta müvezzini haksız yere dövdüler...Sonrası ise malum....Uzunoluk olayı, Sütçü İmam'ın sıktığı ilk kurşun ve savaş....7'den 70'e tüm Maraş halkı binbir yokluk içerisinde ama sırt sırta vererek, kendisinden çok üstün düşmanı iman gücü ile sökerek yurdundan atmıştır.

Sonuç: Bağımsızlık, Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ve Kahramanlık ünvanı....Ama bunlar hiç te kolay kazanılmadı....Yeni nesillerin bunları çok iyi bilmesi ve anlaması lazımdır.....Bu vesile ile şehitlerimize rahmet, yaşayan gazilerimize ise uzun ömürler diliyoruz.....(Kaynak: Hürriyet GAP) (www.kanal46.com)




Güncelleme Tarihi: 06 Ekim 2008, 06:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner23

banner66

banner63

banner67