Ne AKP durdurulabilir, ne de AKP istediğini yapabilir!..

Ne AKP durdurulabilir, ne de AKP istediğini yapabilir!..

Yaşadıklarımızın hukuk veya demokrasiyle ilgisi yok. Ortada bir rejim kavgası, daha doğrusu Türkiye’nin nasıl ve kimler tarafından yönetileceğiyle ilgili siyasi bir kavga var. Ancak, birbirimizi de aldatmayalım. AKP’yi bu yöntemlerle durdurmak veya siyasi yaşamımızdan silmek isteyenler varsa, beklediklerini elde edemeyecekler. Aynı şekilde, AKP de özellikle türban konusunda istediklerini yapamayacak.

Herhalde yaşananlar sizi şaşırtmamıştır.

Bu fırtınanın geleceği biliniyordu.

Her ne kadar gereksiz tartışmalar yapılıyor ve Anayasa Mahkemesinin kararına kılıf uydurulmaya çalışılıyorsa da kulak asmayın.

Durum çok net biçimde ortada.

Mahkeme kararının hukuk veya demokrasiyle filan ilgisi yok.

Anayasa Mahkemesi siyasi bir karar almış ve son derece önemli simgesel değeri olan türbanın önünü kesmiştir.

Böylece ülkenin laik kesiminin derin bir nefes almasını sağlamış, diğer kesimini ise hayal kırıklığına uğratmıştır. Şimdi bunu, Anayasa Mahkemesi görevini yaptı-yapmadı, şeklen değil de esasa girdi-girmedi tartışmalarına sokmaya hiç gerek yok.

Gerçek çok açık biçimde ortada.

Eğer kendinizi laik kesimde görüyor ve AKP’nin attığı adımlara bakıp kaygı duyuyorsanız, o zaman memnun olmalısınız. Sizin çocuklar, bu işi hallettiler.

Eğer aksine, türban’ın simgesel değerine inanan ve Türkiye’nin İslamcılık dozunun yükseltilmesini isteyen kesimdenseniz, tepki göstermekte haklısınız. Zira alınan karar, sizin düşlediğiniz Türkiye’nin önüne set çekmiştir.

Üstelik bu mücadele henüz bitmemiştir.

Türkiye’de bir ince ayar yapılmaktadır ve önümüzde iki önemli karar daha var: Bunlardan biri AKP’nin, diğeri de DTP’nin kapatılma davalarıdır.

Bu davaların sonuçları da başka depremler yaratacaktır. AKP ve DTP’ye oy vermiş olan kitlelerden tepkiler gelecektir.

Peki bundan sonra ne olacak ?

Bu kararlardan etkilenen kesimler bu ülkenin insanları. Burada yaşıyorlar ve yaşamaya devam edecekler. Dolayısıyla her iki tarafı tatmin edecek bir orta yol bulmak zorundayız.

Her şeyden önce, bir noktanın altını çizmekte yarar var.

Türkiye bir din devleti olmamalıdır.

Türk toprakları üstünde bir Kürt devleti kurulmamalıdır.

(Bu iki ilkeye EVET diyorsanız, o zaman bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Aksi halde sinirleneceğinizi şimdiden söylemeliyim...!)

* * *

AKP BU ÜLKEYİ YÖNETMEYİ SÜRDÜRECEK, ERDOĞAN DA BAŞBAKAN KALACAK

Yargı üzerinden sürdürülen bu mücadelenin sonunda, AKP’yi tümüyle kapatmak, hatta Türk siyasetinden silip atmak isteyenler varsa, bence çok yanılıyorlar.

AKP bu mücadele sayesinde daha da güçlenmektedir. Belki gelecek genel seçimlerde yüzde 47’yi bulamayacak, ona başka nedenlerle oy vermiş olan merkez seçmenleri, kendilerine yeni partiler bulacaklardır, ancak yine de AKP siyaset sahnemizde kalacaktır. Adını veya şeklini değiştirecek, ancak siyasi yaşamımızın artık kaçınılmaz bir parçası olacaktır.

Aynı şekilde, Başbakan Erdoğan’ın da başını kesmeyi hesaplayanlar varsa, çok yanılıyorlar. Belki politik hesaplarında büyük yanlışlar yapmış olabilir, Türban konusunu Anayasa değişiklik paketinin önüne alarak gereksiz bir gerilim yaratmış ve derin bir yara almış dahi olabilir.

Ancak Erdoğan, 2007-2008 döneminde laik kesim ile yaptığı mücadeleden hep güçlenerek çıkmıştır ve şimdi en güçlü olduğu dönemi yaşamaktadır.

Ne yapılırsa yapılsın, Erdoğan bu ülkenin yakın geleceğini etkilemeyi sürdürecektir.

* * *

ANCAK AKP, BU ÜLKEDE HER İSTEDİĞİNİ YAPAMAYACAKTIR.

Madalyonun bir de diğer tarafına bakalım.

AKP bu ülkeyi yönetecek olan bir parti konumunda kalacağına göre, bugün gerçekleştiremediği türban girişimini veya din motifleri taşıyan diğer politikalarını ilerde yeniden gündeme getiremez mi?

Bugünkü yapıyla bir yere varamayacağını gördüğüne göre, şimdi sil baştan yepyeni bir Anayasa hazırlayıp, onu da referandum aracılığıyla kabul ettirip, istediği her şeyi istediği gibi değiştirecek bir ortam yaratamaz mı ?

Bir süre sonra, Anayasa Mahkemesi üyeleri değişecek ve yerlerine farklı düşüncedeki insanlar atanacaktır. Aynı şekilde rektörler de yavaş yavaş değişmeyecek mi?

Eğer gerçekten böyle zıtlaşma, zorlama yoluna gidilirse -ben Erdoğan’ın böyle bir eyleme gireceğini sanmıyorum, daha doğrusu düşünmek dahi istemiyorum- işte o zaman felaket tamtamları çalınır ve o zaman son savunma topları devreye girer. Bu defa başka çocuklar harekete geçer.

Bu da Türkiye’nin kaosa girmesi demektir.

Bu olasılıkta ben bir iç savaş dahi öngörüyorum.

Bundan dolayı, çok gecikmeden bir uzlaşı yolu bulunmalı.

Mehmet Ali BİRAND
mabirand@e-kolay.net

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2008, 07:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner66