Niye en çok onlar bağırıyor?

Niye en çok onlar bağırıyor?

Bilirsiniz... Eski MİT yöneticilerinden Prof. Dr. Mahir Kaynak, herhangi bir “cinayet, saldırı, patlama veya sabotaj” gibi “eylem” sonrasında, “eylem”den ziyade “eylemi yapan” kişi veya örgütlerin kimliğine dikkat çeker ve “kim yaptı?” sorusuna, yani “fail” veya “failler”in kim olabileceği sorusuna şu cevabı verir:

“Bu eylemi, en çok kimin işine yarıyorsa, o yapmıştır!”... Gerek Prof. Dr. Mahir Kaynak, gerek “sahasında uzman” olan kişiler, bugüne kadar hep bu “kural”dan hareketle “tahmin” ve “teşhis”te bulunmuşlardır... Çoğu defa da, tahmin ve teşhisleri doğru çıkmıştır... Gerçeten de, “eylem”i yapanlar, “en çok kimin işine yarıyor” ise, onlar olmuştur.

PROF. MAHİR KAYNAK NE DERDİ?

Son günlerde, kendilerine “Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik operasyonlar”ın değerlendirmesi yaptırılan “uzman”lar arasında, her ne hikmetse Prof. Dr. Mahir Kaynak gibileri görmüyorum... Belki de ben farkedemedim.. Ama, şu bir gerçek: Prof. Kaynak ve onun gibi “sağduyulu” uzmanları, özellikle “Aydın Doğan TV’leri”nde göremiyorum...
Prof. Mahir Kaynak, “son operasyonlar” üzerine, acaba ne derdi?..
Operasyonlar üzerine ne derdi, elbette bilemiyorum... Ama, “operasyonlara tepki” gösterenlere bakıp, herhalde şöyle derdi:
“En çok kim tepki gösteriyor, en çok kim cayırtı koparıyorsa, belli ki, bu operasyonlar en çok onların zararınadır ve en çok onların canını acıtıyor!”
Dedim ya, herhalde böyle derdi...
Çünkü, “103 el bombası, 100’e yakın silah, TNT kalıpları, lav silahları ve 25 bin civarında mermi”nin ele geçirildiği operasyonlara en çok tepki gösterenlerin başında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve eski adı YARSAV, yeni adı YARSAP olan derneğin başındaki Ö.F. Eminağaoğlu geliyor...
Öyle “tepki” gösteriyorlar, öyle “cayırtı” koparıyorlar, “nasırlarına basılmış gibi” öyle havalara zıplıyorlar ki, manzarayı görenler hayret edip, şu soruyu sormaktan kendilerini alamıyorlar;
“Yahu, kuyruğuna basılan Ergenekoncular... Peki, ses niye bunlardan çıkıyor?”

İLLEGAL BASIN TOPLANTISI

Basın toplantısı düzenleyip, “polis”e saldıran Eminağaoğlu’nun “ekrandaki çehresi”ni gördünüz mü?..
Ben gördüm... Ve, ne yalan söyleyeyim; tüylerim diken diken olup, fena halde korktum!.. Çünkü Bay Eminağaoğlu, bir “savcı”dan ziyade, bir “militan” gibiydi!..
Hem de;
“Hırs, hınç ve öfke yüklü” bir militan!..
Ağzından “lâf” çıkmıyor, sanki yanardağ gibi “lav” fışkırtıyordu!..
Kısa ve öz ifadesiyle;
“Ergenekon Terör Örgütü”ne yönelik operasyonlara ve operasyonları yapanlara ateş püskürüyordu!..

İşte o an, kendi kendime sordum;
“Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik operasyonlarda yakalananlar arasında, acaba Eminağaoğlu’nun bir akrabası ya da bir yakını veya yoldaşı mı var?.. Ergenekon’un kuyruğuna basılınca, sesi niye Eminağaoğlu’ndan çıkıyor?”
Ve de, “hangi yetki”yle?..
Bir kere; eğer “Yargıtay Savcısı” isen, böyle bir “basın toplantısı” düzenlemeye hakkın ve yetkin yok!..
Yoook, “YARSAV Başkanı” sıfatıyla basın toplantısı düzenlemişsen, o zaman da bu toplantıyı “Yargıtay ek binası”nda yapamazsın!.. Çünkü o bina, bir “kamu malı”dır, sizin “babanızın çiftliği” değil!..

Dahası, “mesai saati içinde” de böyle bir toplantı yapamazsınız... “Milletin vergileri”nden “maaş” alıyorsunuz!.. Bu maaş da, size “mesai saati içinde basın toplantısı düzenleyip, siyasi konuşmalar yapın” diye değil, yukarıdaki odanızda “çalışın” diye veriliyor!..
Haa, illâ “dernek başkanı” sıfatıyla basın toplantısı yapacaksanız da, Cumartesi ve Pazar’ı bekleyeceksin arkadaş!.. O toplantıyı da, gideceksin, Çankaya’daki dernek binasında yapacaksın!..

POL-DER’DEN NE FARKI VAR?

Dernek dedim de, aklıma geldi... Bu derneklerin varlığı, “adalet ve güvenliğin içine nifak sokmak” değil mi Allah aşkına?.. Bu tür “dernek”ler değil miydi, bu ülkeyi “12 Eylül ortamı”na getiren?..
Bir yanda “solcu”ların Pol-Der’leri, bir yanda “sağcı”ların Pol-Bir’leri veya öğretmenlerin TÖB-DER’leri ile “ayrışma ve çatışma” ortamına sürüklenmedi mi Türkiye?..
O halde, “tarafsız” olması gereken “yargı” mensuplarının bir kısmını dernek çatısı altında toplayan YARSAV niye var?.. Söyler misiniz bana; Adalet Bakanı M.Ali Şahin’in YARSAP dediği YARSAV’ın, Pol-Der veya TÖB-DER’den ne farkı vardır?.. YARSAV da, “bölücü ve ayrıştırmacı” değil midir?..
Başkasını bilmem ama şahsen ben YARSAV üyesi bir hakim veya savcının, benim hakkımda vereceği kararı “adil” değil, “ideolojik” bulurum!..
Acı ama, maalasef gerçek bu!..

ÇÜRÜK MÜ, VİCDANİ RETÇİ Mİ?

Niye “ideolojik” bulacağım meselesini izah edeyim... Efendim, YARSAV’ın başında bulunan Ö.Faruk Eminağaoğlu’nun son çıkışlarından sonra, “niye askere gitmediği”ni de ciddi olarak düşünmeye ve sormaya başladım;
“Sağlık sorunları”ndan dolayı mı,
“İdeolojik sebepler”den dolayı mı?..
Tamam, “askere gitmemek” için, tartışmalı bir “çürük” raporu aldı almasına da, bu raporu gerçekten “çürük” olduğu için mi aldı, yoksa “askerlik yapmak istemediği” için mi?..
Efendim; soruya konu olan olay şu:
ABD’nin Afganistan’a müdahale ettiği 2001’de, “militarizme karşı olduğunu” açıklayarak “vicdani retçi” olan Mehmet Tarhan, tutuklandı. Tarhan, tahliyenin ardından gittiği birliğinde de askerlik yapmayı reddetti. Sivas Askeri Mahkemesi, Tarhan’ı, hakkında ‘emre itaatsizlik’ ve ‘emre itaatsizlikte ısrar’dan açılan 2 davada 2’şer yıl hapse mahkum etti.
Avukat Suna Coşkun kararı temyiz edeceklerini söyledi.
İşte bu dâvâ devam ederken, 22 Ağustos 2005 tarihli Radikal’de, Ö.Faruk Eminağaoğlu’nun bir makalesi yayınlandı!..
Bu makaleyi, ertesi gün haberleştiren Milliyet, “Savcı’dan vicdani ret savunması” başlıklı haberinde şunları yazıyordu:

“Tartışmaya ilişkin sürpriz görüş Yargıtay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’ndan geldi. Eminağaoğlu, Radikal’deki dünkü makalesinde “vicdani retçilerin eyleminin askerlikten kaçınma suçu sayılmaması gerektiğini” savundu.
“Vicdani retçilerin zorla askerliğe tabi tutulmalarının vicdan özgürlüğünü kısıtlayıcı yönüyle Anayasa’ya aykırı olduğunu” vurgulayan Eminağaoğlu, şu görüşleri dile getirdi:
“Anayasa vatan hizmetinden sadece askerliği anladığını açıkça söyleyememektedir. Anayasa’nın 13, 14, 15 ve 24. maddeleri birlikte yorumlandığında vicdani retçiler için askerlik eğitimini içermeyen bir vatan hizmetinin öngörülmesi gerektiği söylenebilir.”
Şimdi çok merak ediyorum;
Bay Eminağaoğlu, gerçekten “çürük” olduğu için mi askere gitmemiştir, yoksa “vicdanî retçi” filan mıdır?!?..

BAYKAL, NASIL AVUKATTIR?

Bu konuda yorum yapmayı “ilgili ve yetkili”lere bırakıp, şimdi bir başka “Ergenekon yandaşı”na geçmek istiyorum...
CHP Genel Başkanı Bay Deniz Baykal, en başta açıkladığı “Ergenekon avukatlığı”nı sürdürüyor!..
Hem de; Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik 10 ayrı operasyonda; “ev”lerde ve “arazi”de bulunan, toplam;
“103 el bombası, 100’e yakın silah, lav silahları, TNT kalıpları ve 25 bin civarında mermi”ye rağmen!..

Bay Baykal, dün yine demiş ki;
“3 gün sonra gözaltına alınan generallerin tahliye edildiğine, serbest bırakıldığına tanık olduk... YÖK başkanı serbest bırakıldı. Başsavcının evinde yapılan inceleme sonuçlandırıldı ve Ergenekon davasıyla ilgili olarak birden bire olayı yeni bir aşamaya taşıma kararının ciddi bir frenle durdurulduğuna tanık olduk...
Ergenekon davası hukuki değil, siyasi bir davadır!.. Eğer bu gözaltılar uygulanırken elde böyle sağlam kanıtlar, deliller var ise 3 gün içinde daha hakimin önüne dahi götürmeden, bu insanlar niçin serbest bırakılmıştır?
Bunların serbest bırakılmasından mutluluk duyuyorum, bu ayrı bir konu. Gözaltına alma kararını alan, serbest bırakma kararını alıyor, arada değişen sadece 3 gün var. Ne oldu o 3 günde? O 3 gün neyi değiştirdi? Bunun aydınlığa kavuşturulması, bu davanın niteliğinin ortaya çıkması açısından çok önemlidir.”
Lütfen dikkat;

Bunları söyleyen kişi, “köy kahvesinde memleket kurtaran Sarı Çizmeli Memed Ağa” değil, hem “avukat” olan, hem de “parti genel başkanlığı” yapan bir zattır!..
Ve bu zat; “normal vatandaşlar gözaltına alındığında” hiç ses çıkarmazken, ne hikmettir bilinmez, “asla sorgulanamaz” zannedilen “imtiyazlı zümre”ye dokunulduğunda, nasırına basılmış gibi zıplamaya başladı!..
Neymiş, “gözaltı”na alınmışlar da, “3 gün sonra” niye serbest bırakılmışlar?..
Yahu, bu da lâf mı?.. Türkiye’de “her zaman” olan şey değil mi bu?..
Baykal’a bakarsanız, sanki “Türkiye’de bir ilk” yaşanıyor!.. Oysa, günlerce gözaltında tutulup, savcının veya hakimin serbest bıraktığı nice insan var Türkiye’de!..
Ama, “Baykal yeni gördü” ise, onu bilemem!..

BU TELAŞ VE PANİK NİYE?

Bildiğim şu ki, Bay Baykal’ın bu sataşmalarına, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan dün anlamlı bir cevap vermiş ve demiş ki;
“Bizim mafyalarla, çetelerle mücadelemiz asla bir intikam hırsına dayalı değildir... Allah aşkına, günlerdir çukurlardan çıkarılan bu bombalar, silahlar, haritalar neyin nesi? Birilerini vurmaya, öldürmeye, katletmeye yönelik bu planlar neyin nesi?.. Lav silahlarından tutunuz, el bombalarına, binlerce mermiye varıncaya kadar... Harbe mi gidiyoruz ya, nedir bu? Bunlar daha işin başı!..”

Sözlerine devam etmiş Sayın Başbakan;
“Dikkat ediniz, bir dönem geliyor, Meclis zabıtlarına bakıyorum, çok enteresan, 'çetelerle, mafyayla, Gladio ile mücadele edilmeli' diyor.
Ama bir dönem geliyor çetelere, mafyaya avukatlık yapıyor.
Bir dönem, çetelerin üzerine gidilmesi için soru önergesi veriyor. Bir dönem geliyor, 'ıvır, zıvır' ifadesini kullanıyor.
Bir dönem, 'şeriatın kestiği parmak acımaz' diyor, 6 ay geçince, hukuka, savcılara, hakimlere kontrolsüz şekilde hücum ediyor.
Neden korkuyorsunuz, Sayın Baykal?
Neden çekiniyorsunuz?
Bağımsız mahkemeler, gerekenleri, gereken usûllerde yapıyorlar...
Telaş etmenize hiç gerek yok.

Anadolu'da güzel bir laf var; 'abdestinden şüphesi olmayanın, namazından şüphesi olmaz.'
Olay bu kadar basit. Bazı isimlerle gönül bağınız, iletişiminiz, ilişkiniz olabilir. Bu ülkenin savcısı, hakimi soruşturmasını yapar, kararını verir, masumsa masumiyetini açıklar, şüpheliyse mahkemeye zaten sevkeder. Bu paniğiniz ne? Hiç korkmayın, telaş etmeyin.
Hele hele mahkemeler üzerinde siyasi baskı oluşturmaya hiç yeltenmeyin.”
Sayın Başbakan, denilmesi gereken her şeyi demiş işte!..
Benim dediğim ise şu:
“Ergenekon Terör Örgütü’nün kuyruğuna basılınca, ses niye Baykal ve Eminağaoğlu’ndan çıkıyor?.. Ne yani, kuyruk ile ağız arasında bir bağlantı mı var?..
Bay Baykal ve Eminağaoğlu; bu çıkışlarıyla dostlarını korumaya mı çalışıyorlar, yoksa ucunun kendilerine dokunmasından mı korkuyorlar?”
Ne diyordu Prof. Dr. Mahir Kaynak;
“En çok kimin işine yarıyorsa, eylemi onlar yapmıştır!”
Demek oluyor ki;
“Ergenekon’a yönelik operasyonlar, en çok Baykal ve Eminağaoğlu’na zarar veriyor!”

===================

Merak bu ya!
Olayın “hukukî ve askerî boyutu” nedir, tam olarak bilmiyorum.. Ama, “vergisini veren meraklı bir vatandaş” olarak sormadan da edemiyorum:
“Evinin içinde ve sakladığı arazide adeta cephanelik çıkan Yarbay Mustafa Dönmez, teslim olur olmaz niye Mamak Askeri Cezaevi’ne konuldu ve onun teslim olduğu, 7 saat süreyle niye Emniyet’ten gizlendi?..”
Yapılan açıklamalarda, gösterilen “gerekçe” şu:
“Yarbay Mustafa Dönmez’in başka bir suçu daha vardı!..”
O zaman da sormak gerekmez mi; “Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik operasyonun yapıldığı sabaha kadar görevde” olan bir komutanın “başka bir suçu”nun olduğu bilinmiyor muydu?..
Biliniyorsa, niye yakasına yapışılıp, hesabı sorulmadı?..
Ne yani; yakasına yapışılması için, “Ergenekon’dan aranması” veya “evinde bombalar elegeçirilmesi” mi gerekiyordu?..
Dedim ya; bu soruları sadece “meraklı bir vatandaş” olarak sordum.. Tabiî cevabını da merakla bekliyorum!..



Hasan Karakaya-Vakit

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2009, 08:09
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner63