GÖRÜŞ: Hani kırmızı-beyaz aşığıydınız!

GÖRÜŞ: Hani kırmızı-beyaz aşığıydınız!

Tribündeki yerlerini alan taraftar ne futbol izledi ne de maçtan zevk aldı.

Şehrimizin takımına oynadığı bu futbol hiç yakışmıyor. Bir karşılaşmada gol olmamasını anlarım ama oynan maçta hiç mi gol pozisyonu olmaz.

Kahramanmaraşspor- Tavşanlı Bld. TKİ Linyitspor maçını izlemek için tribündeki yerlerini alan o kadar taraftar güzel bir karşılaşma izlemek isterken resmen hayal kırıklığına uğradı.

Yazık gerçekten bu kadar kötü bir futbol olmaz. Bu tarz oyunla 2. Lig’e gitmek hayal gibi.

Takımda sakat bulunan Mustafa Demirci’nin bu sene Kahramanmaraşspor için ne kadar önemli olduğu kanıtlanmış oldu. Kahramanmaraşspor belki de ilk defa bu kadar kopuk bir futbol ortaya koydu. Hatları birbirine bağlayan, karşı takımın rahat nefes almasını engelleyen ve basit paslarla sürekli oyunu karşı alana taşıyan adam Demirci’ymiş demek ki…

O olmayınca, Kahramanmaraşspor bariz favori olduğu maçta doğru düzgün pozisyon dahi bulamadan yenildi, geçen hafta ele geçirdiği avantajı da biraz olsun kaybetti. Onlar layık oldukları başarıları nedense yakalayamamanın ıstırabını yaşamaktadırlar.

Taraftar tuttuğu takım sevdiği renkler için ilaç parasını verir, bazen evinin rızkını harcar ve hiç de şikâyet etmez. Büyük taraftar olmak kolay değildir.

Büyük taraftar büyük kulüplerden doğar. Büyük kulüp olmak da kolay değildir.

Siz Kahramanmaraşspor taraftarları; Şimdi siz sanmıştınız ki takımınızın kaderi elinizde, sanmıştınız ki galibiyet taraftardan geçer. Sanmıştınız ki siz 90 dakika hiç susmayınca…

Size hep öyle söylendi, taraftar takımın on ikinci adamı meselesi, ‘müthiş taraftarımız arkamızda’ teranesi. O yüzden kendinizi bildiniz bileli, bayrağı, flamayı kaptığınız gibi koştunuz stada maç günleri, boynunuzda atkınız, üzerinizde formanız. Siz kendinizi kırmızı-beyaz aşığı sandınız. O yüzden 90 dakika avazınız çıktığı kadar bağırdınız, bağırmayanlara kızdınız. O yüzden kimi zaman kavgalara karıştınız, O yüzden yankılandı statlarda en yakası açılmadık küfürler. Sanmıştınız ki siz ıslanınca yağan yağmurda veya beraber yürüyünce o yollarda… Hani kırmızı beyaz aşığıydınız… Hani takımdan vaz geçemezdiniz…

Bir yenilgide takımı protesto ederek rakibe destek verdiniz.

Tamam, size şuna hak veriyorum alkış tutmanız normal iyi oynayan her zaman alkışlanır ama burada takımı protesto etmeniz hiçte hoş bir şey değil…

Çok küçük yaşlardan beri size öğretilen:

“Taraftar takımın 12. adamı” hikâyesine fena kandınız. Maça gelmeyenlere çok kızdınız.

Siz sanmıştınız ki, taraftarın görevi 90 dakika. O yüzden maç bitiminde evlere dağıldınız, bazen sevinçli, bazen hüzünlü. Her yenilgide yüreğinizden yaralandınız. Hemen her yenilgiden hakemi, saha şartlarını, teknik adamları sorumlu tuttunuz.

Hep bir daha ki maça, hep önünüze baktınız. Türbinde çekirdek çıtlatıp keyfinize baktınız.

Sanmıştınız ki, bütün bunları bir çırpıda yapınca, taraftar olmanın tüm şartlarını yerine getirdiniz. Maalesef taraftar doksan dakikadan ibaret değildir.

O yüzden;

“Taraftar daha ne yapsın?”

Sorusuna ezelden kilitlenip kaldınız…

Siz sanmıştınız ki, taraftar olarak maça gidince, huzura çıkınca, meşaleler yanınca, gümbürdeyince davullar, bağırınca avazınız çıktığı kadar, asabi zamanlarda havada uçuşunca koltuklar, görevinizi kusursuz yaptınız.

Sanmıştınız ki siz 90 dakika hiç susmayınca…

“Takımı’na oynadığı bu futbol hiç yakışmıyor” demiştim yazımın başında peki sizin yaptığınız Tavşanlı karşılaşmasında takımı yuh lamalar, rakibe üç üç üç temposu bu da size yakışmadı ve yakıştıramıyorum da…

Hele hele kendi şehrimizin evlatlarının isimlerini protesto etmeniz…

Şimdi sıkı durun, zira hoşunuza gitmeyecek okuyacaklarınız, muhtemel çatılacak kaşlarınız.

Bütün bu ‘90 dakikalık taraftarlık’ meselesi iyi hoş da, sorsam size; “Kaçınız maçlara bilet alarak giriyorsunuz?” sorusunu.

Veya sorsam, kombine biletiniz olup-olmadığını, kulübünüze karınca kararınca maddi açıdan destek olup olmadığınızı.

Sorsam, kulübe üye olup olmadığınızı, kulübün yönetiminde ne kadar söz sahibi olduğunuzu.

Sorsam, kulübünüzün yönetiliş biçimini ne kadar onayladığınızı.

Sorsam, yapılan transferlerden memnun olup olmadığınızı…

Başkanınızın icraatlarını sevip sevmediğinizi…

Kongrede oy kullanıp kullanmadığınızı, taraftar olarak duruşunuzu…

Ve en önemlisi, kötüyü değiştirme adına ne yaptığınızı.

Maç günleri tezahürattan, davul çalmaktan öte, kulübünüzün yararına neler yaptığınızı.

Sorsam size, 90 dakikanın öncesini ve sonrasını…

İşin can alıcı noktası, taraftar derneklerinin yönetimlerden bağımsız olmalarıdır…

Şimdi sorun kendinize…

Maç günleri tezahürattan, davul çalmaktan ve meşale yakmaktan öte kulübünüzün yararına neler yaptığınızı.

Sorgulayın kendi kulübünüze neden üye olamadığınızı. Neden kongrelerde oy kullanamadığınızı. En son ne zaman kombine aldığınızı.

Sorgulayın 90 dakikanın öncesini ve sonrasını.

Neden hep kandırıldığınızı…

Sonra isterseniz yürüyün yine aynı yollarda, ıslanın yağan yağmurda, çalın davulları, gönlünüzce söyleyin şarkınızı…

Gönül ister ki taraftarların istediği doğrultuda Kahramanmaraşspor bir zamanlar lokomotifi olmuş olan o güzide futbolu profesyonel bir şekilde yükselerek süper ligde oynasınlar. Ama nerede…

İLKER YİYEN
YEREL GAZETE

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2009, 09:58
YORUM EKLE
YORUMLAR
cihangir maraşlı
cihangir maraşlı - 12 yıl Önce

kardeşim takımımızı seviyoruz yenmekte var yenilmekte AMENNA...AMA sen o formayı ıslatmazsan,önündeki topa koşacak mecali gösteremezsen kusura bakma protesto edilirsin.TARAFTARIN protestosu ,yenilgiden çok mücadele edilmemesineydi.Allah aşkına ben böyle orta sahayı mahalle takımında bile görmedim.Futbolcu kardeşlerim bu işi bu kadar yapabiliyor.kafası yerde gezen adamdan futbolcu olmaz .Zira toptan başka birşey göremez...

SIRADAKİ HABER

banner63