KMS için isyan zilleri çalmaya başladı!

KMS için isyan zilleri çalmaya başladı!

Futbolda o kadar çaba göster, o kadar iyi mücadele et, o kadar topu kalenden uzak tut, ne yazık ki, bazen bunların yeterince işe yaramadığını görüyoruz.

Aynen Perşembe günü deplasmanda oynanan Hatayspor - Kahramanmaraşspor maçındaki bir futbol gibi…

İlk yarıda 1-0 gibi üstünlüğü olan bir takım ikinci yarıda nasıl olurda 2 gol birden yiyerek sahadan mağlup ayrılabilir.

Hem de rakip takım 2 kırmızı kart birden gördüğü bir karşılaşmada…

Geçen hafta İstanbul Tepecik deplasmanında da ilk yarıda 2-1 üstünlük yaşarken ikinci yarıda 5-2 gibi bir skorla mağlup olmuştu Kahramanmaraşspor…

Hadi bunu da unuttuk diyelim.

Futbolun dünü yok, bugünü var. Aslında Kahramanmaraşspor'un işine akıl sıra ermez.

Kahramanmaraşspor'da ne iş yaptığını merak ettiğim futbolcular var.

Birde ne olursa olsun terinin son damlasına kadar mücadele edenler.

Paşa Alihaydaroğlu gecen sezonlar bir yıldızdı.

Ama gün geçtikçe şöhret ona ağır geldi.

Takımda kısa sürede sular duruldu, yıllardır özlemle beklenen huzur ortamı elde edilemedi.

Hem mağlubiyet hep mağlubiyet…

2 haftada 2 mağlubiyet.

Kahramanmaraşspor bu mağlubiyetle nereye kadar gidecek?

Nasıl bu takım yükselme gurubunda 2. lige yükselmek için mücadele edecek.

Kahramanmaraşspor’a yakışan futbol bu mu?

Neden ilk yarı üstün oynuyoruz, ikinci yarı mağlup oluyoruz.

İlk yarıdaki performansı ikinci yarıya yansıtamıyoruz.

Hatay deplasmanında oynanılan kötü futbol Kahramanmaraşspor’u puan durumunda 8. sıraya düşürdü.

Hatay deplasmanında 3 dakikada 2 gol yiyen takım bir gol atmasını bilemedi.

Üstüne üstelik 3 dakikada 2 gol yemesinin yanı sıra rakibine 3 dakika da 2 de kırmızı kart yedirmesini de becerdi ama sonuç yine aynı yine aynı…

Yine mağlubiyet yine hüsran…

Bu takım 2 lig 5. gurupta iken hep son dakika kurbanı oluyordu.

Ama şimdi ikinci yarıda kurban olarak oyuna devam ediyor.

Bu takıma iki hafta deplasman yaramıyor anlaşılan…

Artık taraftarında zoruna gitmeye başladı kötü sonuçlar. Taraftar; “Bu takıma ne yapsak boş” demeye başladı adeta.. İsyan zilleri çalmaya başladı.

‘İsyan’ oyun alanında değil tribünlerde gerçekleşir, bunu unutmayalım.

Bizim taraftarımız da sessiz sedasız maç izlemeye niyeti yok.

Çünkü taraftar farklıdır, her şeyden önce “taraf”tır.

Ne Türkiye’deki şiddet tartışmalarındaki gibi ne hem suçlu hem güçlü holigan ne de takımıyla hastalıklı bağlar kurandır.

Futbol taraftar için boş zamanlarını doldurduğu bir aktivite değildir.

Tribündekiler için futbol sadece sahada top koşturanları izlemek değildir.

Tribün taraftar için, gösteri toplumunda isyanın mekânı; bakıldığında ‘gündelikliğin’ kırıldığı bir şenlik mekânıdır aslında.

Günümüzde futbol oligarşisinin bu kadar ezici ve güçlü olması illaki kendine karşı (futbolcular kendi arasında) isyanların çıkmayacağı anlamına da gelmiyor.

Her güzel şey gibi futbolumuzdaki huzur da kısa sürdü. Bildiri savaşları, uzadıkça uzayan gerginlikler...

Kısaca aynı durum -bize hiç de uzak olmayan- yine sahnedeydi, aynı mutsuz senaryo filmin sonu için can atıyordu.

Yanlış anlaşılmasın, karamsar bir tablo çizmek değil amaç ama yaşananlar var ortada…

Futbol yerine skandalları konuşuyoruz yine.

Şimdiden böyleyse' sıkıntılı bir soru geliyor akıllara, ilerisi için umut yerine düşünce kalıyor elimizde.

İLKER YİYEN
YEREL GAZETE









Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2009, 16:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner63