GÖRÜŞ: Bir olalım, iri olalım, diri olalım...

GÖRÜŞ: Bir olalım, iri olalım, diri olalım...

Ünlü romancımız  Peyami Safa; "kaybın yeri hiçbir zaman doldurulamaz. Tıpkı ağızdan çekilen bir diş gibi, dil sürekli o boşluğa takılır." diyor.


33 yıl önce Kahramanmaraş’ta yaşanılan müessif olay da mutlaka hatırlanacaktır.


Geçmişimize ilişkin neleri hatırlamıyoruz ki?


İçimizi acıtan, bizlerde deprem hissi uyandıran bu anılarımızı hep içimize gömüyor, sabrediyor, teselliyi kendimize telkin ediyoruz.


Haklı, haksız birçok ithamlara muarız oluyoruz. Kimilerine anında tepki koyuyor, kimilerine de en etkili ilacın zaman olduğu gerçeğinden hareketle geleceğe havale ediyoruz.


Gerçekten de zaman her şeyi daha bir güzel hallediyor. Kimi insanımız olaylarda, kimi insanlarımız da olaylardan sonra nahak (haksız) yere mağdur oldular.


O günlerde doğan çocuklarımız 33 yaşadılar. Yaşları itibariyle olgunluk evresine girdiler.


Olayları daha sağduyulu değerlendirebiliyorlar. Zihinleri bulandırarak olayları kışkırtıcı bir şekilde genç kuşaklara sunmanın kime ne yararı olacaktır?


Olayları provoke edenlerin dış mihraklar olduğu konusunda herkeste ortak bir kanı oluşmuştur.


Bugünde Kahramanmaraş olaylarının yıl dönümü diyerek, yarayı kaşıyanların aynı mihraklar olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Özellikle, bu işe alet olanlar da Türkiye gündeminden düşmüş, kendinden söz ettirmek isteyen siyasiler... Onlara şunu demek uygun düşer. Şimdi iyi güzel ahkâm kesiyor, önlemlerden ondan şundan bahsediyorsunuz. Daha önceleri nerelerdeydiniz?


Hem Muharrem ayı hürmetine, hem 10 muharrem Kerbela hürmetine bu kentin insanı kendini kanıtladı. Sunulan aşurelerle, tutulan oruçlarla, dönülen semahlarla bir ve beraber olduğumuzu dosta düşmana gösterdi. Bu birlik ve beraberlik tablosu birilerini rahatsız etti.


Ektikleri nifak tohumlarının, çimlenip yeşermediğini görememenin hırçınlığı ile medya aracılığı ile topyekûn provokasyona başladılar. "Yel kayadan ne anlar. İt ürür kervan yürür." hesabı umduklarını bulamayacaklardır. Sağduyu sahibi insanlar sayesinde, herkes bu müessif olaydan ders çıkarması gerektiği inancını temel bir felsefe olarak benimsemektedirler. Bu marazi ruh hastası insanların öfkesi, keskin sirke misali kendi küpünü çatlatacaktır.


Bu kentin insanları 50 yıl öncesinde bu kent nasılsa öyle olmasını istiyor. Ayrı gayrı yok, herkes etle tırnak misali, dostluklar, ortaklıklar, sevinçte yasta birliktelikte olduğu gibi… Hiç kimsenin birbirine öteki gözüyle bakmadığı bir ortam… Her türlü dünya nimetini ortak hakça paylaşımı… Alış-verişte dürüstlük, hakkı olmayanı talep etmeme… Verilen sözlerin taahhütlerin harfiyen yerine getirilmesi… Bu saydığımız erdemlere bakınca nerde o eski günler diyor ve o insanlara özlem duyuyoruz.


1960 ‘lı yıllarda ilçelerimizde lise yoktu. Pazarcık ve ova köylerimizde yaşayan Alevi insanlarımızın çocukları merkez ilçemizdeki tek lisede öğrenim görürlerdi. Hepsiyle beraber oynar, güler, eğlenirdik de canımız ciğerimiz arkadaşlarımızdı. Köylerine gider, balık avlar, yer, içerdik…


Sınıf arkadaşlarımdan Veli, Selaheddin bir iki gün bize uğramasalar. Annem “Veli, Selaheddin gözükmüyorlar, neredeler?’’ diye sorardı. Üç yıl aynı sınıfta aynı sırada birlikte oturduğum Hasan, Kürt bir ailenin çocuğuydu.


Arkadaşlarımız arasında lakabı Kürt Hasan’dı. Hep böyle çağrılırdı. Bunu ne kendi ne de bizler yadsırdık. Öğrencilerin genelde birçoğunun lakabı olur. Mesela, arkadaşlarımdan daha iri yapılı olduğum için arkadaşlarım bana Koca Omar (Ömer) derlerdi.


Çünkü sınıfımızda bir de küçük yapılı Küçük Omar (Ömer) vardı. Aradan geçen onca yıla rağmen bu arkadaşlarımızla dostluklarımız, hususiyetlerimiz devam etmektedir.


Birlikteliğimizde Kahramanmaraş olaylarına ilişkin bir tek laf bile etmeyiz. İstemeyerek de olsa bir laf geçse, müsebbiplerine lanet okuruz.


Babam rahmetli Nakşî idi. Hafi tespihini çeker, zikrini yapardı. Ara, ara Hacı Bektaşi Veli’den, Kaygusuz Abdal ‘dan dan deyişler okurdu. Ben bunları nerden öğrendiğine şaşardım.


Bazı kereler, sembolik bir sopayı eline alır, sazın tellerine dokunup çalıyormuş gibi yaparak, müzikal; "Ey sazım, inileme, inileme, / Seversen Ali’yi sev, / Seversen İmam-ı Cafer’i sev./ Ey sazım inileme, inileme…’’ diye deyişler okurdu.


Bazen anacığım yemeklerimizi elinde olmayan nedenle geciktirdiğinde de takılmak için Kaygusuz Abdal’ın; "Suyuna biz saldık bulgur, / Bulgur Allah deyu kalgır./ Be yarenler bu ne haldır, / Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz." diyerek anama takılırdı.


Âşık Veysel Şatıroğlu’nu çok sever taktir ederdi. Birçok türküsünü de bilirdi. Onun için :’’Allah bilir ya kalp gözü açılmış bir insandır.’’ derdi. Onun cumhuriyete, devlete, Atatürk’e sahiplenişinden övgü ile söz ederdi. Kızılırmak Türküsü’nü, Toprak şiirini, Atatürk’e Ağıt ‘ı ara ara mırıldandığı olurdu.


Bu örnek benim babamda gözlediğim sahiplenişti. Acaba, bilimsel bir çalışma yapıp bütün değerleriyle toplumumuzun ayrılmaz bütünlüğünü ortaya koyan motifleri bulsak şaşa kalırız. Bektaşi halk ozanımız Yunus Emre’nin şiirlerinden bir dörtlük bilmeyenimiz var mıdır?


Yazımı Hacı Bektaşı Veli Hazretlerinin son zamanlarda, ikaz mahiyetinde sık, sık kullanılan; “Bir olalım, iri olalım, diri duralım.’’ sözüyle sonlandırmak isterim.


 


Ömer BAYDEMİR


E-posta: [email protected]


(Kaynak: Yorum gazetesinden alınmıştır.)


 

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2011, 15:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner23