Kahramanmaraş Belediyesi tarafından geçen yıl ilk kez düzenlenen profesyonel sanatçılarla 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nı kutlama etkinliklerine davet edilen ancak gerek 11 gerekse de 12 Şubat günlerindeki törenlerde bazı hal, hareket ve sözlerinden dolayı tepki çeken sanatçı Bedirhan Gökçe bu yıl ki törenlerde de sahne aldı.
Geçen yılki törenlerin ardından ve bu yılki törenler öncesinde Kahramanmaraş’ta siyasi ve sivil toplumdaki görevleri nedeni ile kamuoyunun tanıdığı bir isim olan Eyyüp Zıba yaptığı açıklamada, Gökçe’nin şanlı ecdadımızın manevi huzurunda iken saygısız bir üslup içerisinde sunumda bulunmasının kent insanını kızdırdığını hatırlatarak tepkisini şöyle diye getirmiş ve bu gelişmeler ise şu haberle kamuoyuna duyurulmuştu:
BURASI ŞEHİTLER VE KAHRAMANLAR DİYARI...
“Öncelikle; 12 Şubat kurtuluş bayramımızın 91. yıldönümü tüm hemşerilerime kutlu olsun. Ecdadımızın bizlere yaşattığı bu büyük zaferin coşkusunu 91 yıldır Kahramanmaraşlılar olarak biz can-ı yürekten kutlarız. Geçen yıl Kurtuluş Bayramının ruh ve maneviyatından çok uzakta basit bir sahne gösterisi olarak hazırlanan 12 Şubat kutlamaları hepimizi sukutu hayale uğratmıştı. Herkesin büyük gurur duyduğu o görkemli törenlerin yerine müzikal bir gösteri sunulmuştu. Kahraman ecdadımızın milli ve manevi duygularının gelecek nesillere aktarıldığı kentimize has 12 Şubat kutlamaları böylece yok edilmeye çalışılmıştı.
Özellikle Kahramanmaraş Belediyesi tarafından düzenlenen kutlama etkinliklerinde rol verilen Bedirhan Gökçe’nin Kahramanmaraşlıları ve şanlı tarihimizi küçümser bir eda ile protokolün önünde palto omzunda kahvede oturur gibi oturarak şiir okumasını ve sunum yapmasını ise asla unutmadık. Kendisinin bütün Kahramanmaraş halkından özür dilemesini beklerken aynı küçümser tavırla bu konuya duyarlı Kahramanmaraşlılara kulak tıkamıştır. Bedirhan Gökçe’nin sadece para için 12 Şubat Kurtuluş bayramı törenlerine tekrar davet edilmesini ve katılacak olmasını kınıyoruz. Burası Abdal Halil Ağa’nın memleketi… Burası siz şiir okuyup, uyduruk gösterilerle para kazanasınız diye 12 Şubat’ta kurtarılmadı. Burası kahramanlar ve şehitler diyarı Kahramanmaraş. Bedirhan Gökçe bilsin ki; kahraman ecdadımızın aziz hatırasını yaşatmak için yürüyen yüzlerce çetenin önünde ceketini ilikleyip ayakta saygıyla edeple durması gerekir.
Geçen yıl “Davulları susturun şiir okuyacağım.” diyerek tören alanındaki bütün davulları şiir okumasını göstermek için susturmaya çalışması ise sabrımızı taşırmıştır. Abdal Halil Ağa’nın davullarını işgalciler bile susturamamışken sen hangi hakla 12 Şubat bayramında “davullarını susturun” diyebilirsin. Bu memleketi kurtaran Sütçü imam’ın, Arslan Bey’in, Mıllış Nuri’nin, Abdal Halil Ağa ile bütün aziz şehit ve gazilerimizin kemiklerini sızlatmaya hakkınız yok. Bu yaptığınıza dağdan gelip bağdakini kovmak denir. Kahramanmaraş’ın manevi milli değerlerini öğrenmeden, hatta okuduğu şiirlere bile çalışmadan gelen, 12 Şubat’ta hem bu Kahraman kentin parasını alıp hem külhanbeyi edasıyla sunum yapan Bedirhan Gökçe’den geçen yıl yaptıkları için hâlâ özür bekliyoruz. Hele de geçen yıl ki tören sonunda; (Allah Maraşlıların cebinden parayı eksik etmesin ki seneye yine gelelim) şekline benzer ifadeleri de çok saygısız bir hareket olarak dikkat ve tepki çekmiştir.
Artık 12 Şubat’ı bol para olarak görenlerin hazırladığı şu uyduruk gösteriler kaldırılsın. Biz henüz bıyığı terlememiş gençlerimizin özüyle, sözüyle görev aldığı, milli ve manevi duyguları yüreğimizde hissettiren, her izlediğimizde gözlerimizi yaşartan kahramanları yaşatan 12 Şubat gösterilerinin aziz ruhunu tekrar istiyoruz. Bu nedenle törenleri profesyonelleştiriyoruz diyerek 3. 5. sınıf sanatçılara bol kepçeden para dağıtılmasına ise karnımız hayli toktur. Amatör olsun ama gerçek ruhu verenleri törenlerde yeniden görmek istiyoruz.
Başörtüsünü açan Fransız’a kurşun sıkan Sütçü İmam’ın memleketinin kurtuluş gününde dans eden, oyun oynayan kızlarla 12 Şubat’ı bir kez daha kutlamak istemiyoruz. Hele de Cuma namazı çıkışında davul-zurna eşliğinde kaleye hücum eden çeteleri de asla istemiyoruz. Bunun yanında kültürümüzle uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmayan oyunlar ile kıyafetleri de asla istemiyoruz. Aslen kendisi de bir Maraşlı olmasına rağmen törenlere sadece paragözü ile bakan yönetmen Ahmet Okur’a verilen para ile bu tarihi ruhu yansıtmayan kutlamalar için harcanan paraların da bir an önce kamuoyuna açıklanmasını istiyoruz.”
BEDİRHAN GÖKÇE İSE KENDİSİNE ‘ÇEKİ DÜZEN’ VERMİŞTİ!
Kahramanmaraş’ın 12 Şubat Kurtuluş Bayramı törenleri için geçen yıl kente gelen ve şiir sunumu esnasında bazı hoş olmayan hareket ve tavırları nedeni ile kent kamuoyunun haklı tepkisini çeken sanatçı Bedirhan Gökçe’nin bu yıl ki törenlerde eleştirilere kulak vererek kendisine çeki düzen verdiği de gözlenmişti.
BUYILKİ TÖRENDE İSE KABAN TERCİH ETTİ VE ÖNÜNÜ İLİKLEDİ
Tepkiler kamuoyundu yankı bulurken, sanatçı Bedirhan Gökçe, geçen yılın aksine 91. yıldönümü etkinliklerinde kendisine çeki-düzen verdi. Bayram töreninde sahneye Türk Bayrağı motifli kravat ve parlak gri renkli takım elbise ile çıkan Gökçe’nin önünün de ilikli olduğu görüldü. Gökçe, sunum aralarında otururken de masumane bir şekilde objektiflere yansıdı.
Geçen yıl siyah renkli paltoyu Maraş tabiri ile ‘kartal kanat’ bir şekilde omzuna atan Gökçe, bu yıl ki törende ise havanın soğuduğu anlarda yine siyah renkli ama kapşonlu kaban giymeyi tercih etti. Bu kez kabanı üzerine giyen ve önünü de devamlı olarak ilikleyen Bedirhan Gökçe, tören sonunda ise Maraş halkına sıcak selamlarını göndererek bir anlamda geçen yılki kaba hareketleri için gönül almaya çalışır bir görüntü ortaya koydu.
Haklı eleştirileri göz önünde bulundurarak bu yılki törenler sırasında kendisine çeki düzen veren ve Kurtuluş Bayramı törenlerinde şehitlerin manevi huzurunda ruhlarına uygun şekilde saygılı davranan Bedirhan Gökçe'ye bu duyarlılığından dolayı teşekkür ediyoruz.”
GÖKÇE’Yİ BELEDİYE ÇOK SEVİYOR!...
Kamuoyundan gelen haklı tepkiler nedeni ile bu yılki törenlere ilk olarak katılmak istemeyen ancak daha sonra ikna edilerek kente getirilip profesyonel bir sanatçı olarak ‘ücreti mukabilinde’ sahneye çıkartılan Bedirhan Gökçe ile ilgili olarak Belediye’nin resmi internet sayfasında yer alan bir haber dikkat çekti.
Kurtuluş Bayramı törenleri için sahne alan onca sanatçıdan sadece Bedirhan Gökçe ile Belediye Basın Bürosu’nun yaptığı görüntülü röportajın yayımlanması hayli manidar bulundu.
Kamuoyundan gelen haklı tepkiler karşısında Bedirhan Gökçe’yi adeta korumaya aldığı görülen Belediye Basın bürosunun hazırladığı ve ‘ısmarlama’ kokan röportajın başlığında ise; “Şiirlerin buğulu sesi Bedirhan Gökçe” başlığı kullanıldı.
Kahramanmaraş Belediyesi’nin www.kahramanmaras.bel.tr adresinden ulaşılan resmi internet sitesinde yer alan ve Gökçe’yi ‘şirin - sevimli’ göstermeye gayret edildiği her cümlesinden anlaşılan söz konusu haberi aynen sunuyor ve yorumu siz değerli halkımıza bırakıyoruz:
“ŞİİRLERİN BUĞULU SESİ… BEDİRHAN GÖKÇE (Video...) (İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN)
Çarşamba, 23 Şubat 2011
1993 yılında Ankara’da özel bir radyoda radyoculuğa başlayan, sonra sayısız seslendirme, reklam, belgesel derken şiirde karar kılan, halen özel bir radyoda hafta içi her gece şiir programı yapan Bedirhan Gökçe… Hani şu,”Sol yanım ağrıyor anne,” derken sol yanınızı gerçekten acıtan, “yeyom yeyom doyamıyom dohtor bey’ derken sizi gülümseten sesten bahsediyoruz.
“Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalana gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman…”
Bedirhan Gökçe şimdilerde bir Maraşlı şair olan Bahattin Karakoç’un ‘Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman’ isimli şiirini okumaktan büyük keyif alıyor. Kahramanmaraş Belediyesi tarafından hazırlanan 12 Şubat Kurtuluş Bayramı etkinlikleri için şehrimize gelen şiirlerin buğulu sesi Bedirhan Gökçe Maraş’ı “Şairler Şehri” olarak tanımlıyor.
Bedirhan Gökçe ile sizler için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte bu söyleşiden öne çıkan detaylar…
Şiir okumaya ne zaman başladınız?
Tabii ki profesyonel manada 93 senesinde başladım.93’den önce amatör olarak yapıyordum. Kendim sevdiğim bir şeydi ama 93 senesinde özel radyoların açılmasıyla birlikte profesyonel olarak okumaya başladım.
Allah vergisi bir sesiniz var bunu korumak için neler yapıyorsunuz?
İşin açığı ‘Allah verdi Allah koruyor’ çok özel bir şey yaptığım yok. Ama tabi hasta olmamaya özen gösteriyorum. Mesela bugün Maraş çok soğuktu. Böyle havalarda kendime dikkat ediyorum. Doğal olarak meyve tüketmeye gayret gösteriyorum. Özel bir şey yapmaktan ziyade hasta olmamaya özen gösteriyorum. Sahnede terlediğimde dikkat etmeye çalışıyorum. Onun haricinde şunu yaparsan iyi olur falan öyle bir şey yok. Sahneden önce yemek yemem mesela. O rahatsız eder. Onun haricinde çok öyle bir şey hatırlamıyorum.
Kahramanmaraş sizin için ne ifade ediyor?
Valla evvelinde bir dondurmaydı. Maraş dediğimiz zaman çocukluğumuza dönersek çocuklukta aklımıza ilk gelen oydu. Maraş… Maraş dondurması… Sonra Maraşlı arkadaşlarım olmaya başladı. Baktım hepsi hakikaten yiğit çocuklardı arkadaşlıklarında… Ondan sonra zaten insanıyla beraber merak edersin. Mesela birini sevmediğin zaman onun şehrini de sevmezsin. Merak etmezsin ilgi uyandırmaz. Sonra Maraş’ı merak etmeye başladım nasıl bir yer acaba diye. Sonrada geçtiğimiz sene yine bir 12 Şubat münasebetiyle buraya geldim. Bu tabi anlatılması güç bir duygu yani sen senin hiç tanımadığın bir yere gidiyorsun ama sen gittiğin zaman orda işte bugün gördüğünüz 10 bin kişi vardı. Her taraf tıklım tıklımdı. Sahneden baktığınız zaman daha iyi görüyorsunuz. Yan dolu, ön taraf arka taraf dolu ve sizi müthiş bir sevgiyle alkışlıyorlar, Bedirhan diye bağırıyorlar. Bu bambaşka bir duygu, bu anlatılmaz. Senin hiç tanımadığın insanların seni bu kadar seviyor olması, bunu hissediyor olman birde üstüne böyle karşılanıyor olman, böyle ağırlanman şehir bir kere daha güzelleşiyor. O yüzden bu sene burada olmaktan çok mutluyum ama geçen seferde söylemiştim. Ben buraya hiç kendi sahnem olarak gelmedim. Oysaki ben Maraşlılara kendi sahnemi göstermeyi çok isterdim. Kendi orkestramla birlikte şiir okumak isterdim. Geçen sene geldiğimde de aynı şikâyet oldu. Abi seni dinlemek için geldik hiç şiir okunmadı gibi… Bu bir konsept, benim konseptim değil. Bu konseptin içerisinde bir figürüm ben. Bu güzel halkı bide kendi sahnemle karşılamayı çok isterdim. Samimi olarak söylüyorum burada olduğum için değil Maraş’ı ve Maraşlıyı çok sevdim.
Şehrimizi gezme imkânı buldunuz mu?
Hiç olmadı diyebilirim. Onu da söyledim yönetmen arkadaşa “ben ikidir geliyorum bu şehre ama hiçbir yerini bilmiyorum” dedim. Gezemediğimi söyledim.
Geçen yıl da kurtuluş etkinliklerine katıldınız, nasıl değerlendiriyorsunuz bu etkinlikleri?
Bir kere şunu samimi olarak söylüyorum daha öncekileri bilmediğim için bir şey diyemem ama iki senedir bu iş biraz daha profesyonel manada bir şekil alıyor bu aşikâr. Bu arkadaşlar şu sahnenin gerçekleşmesi için benim takip ettiğim 20 prova yaptılar. Şimdi 20 tane provayla ve Türkiye’de ekranlardan tanıdığın insanları orda görünce bu hoş bişey. Bunu amatör olarak tahta tabancalarla yapmak başka bir şey ama profesyonel olarak yapmak başka bişey. O yüzdende her geçen gün biraz daha iyi olduğunu görüyorum. Bide ben radyo programcısıyım aynı zamanda. Ben buradan gittiğim zaman Maraş’taki sokaktaki halkın düşüncelerini alıyorum. Şimdiden bile baktım az önce facebook’a orda olanlar izleyenler duygularını anlatmış paylaşmışlar. Artık o kadar interaktif bir hayatın içerisinde yaşıyoruz ki anında alabiliyorsun. Mesela şunu diyebilirlerdi. Abi eskiden daha iyiydi bu biraz daha olmadı filan. Ama herkesin söylediği bu eskisine göre çok daha profesyonel. Geçen sene bunu ilk defa denemişlerdi sonradan program çıkışında belli şeyleri konuştuk. Bence burada bu bu olmamalı çünkü Maraş kendi içerisinde milliyetçi muhafazakâr bir şehir. Sahnede bence bu sahneleri yapmamalıyız diye tartıştık ve bu sene onları koymadık. Bide üstüne Elbistan’da bir göçük olayı olunca programın içerisinden Hüseyin Turan konserini, halk oyunları gösterisini çıkarmak zorunda kaldık. Mesela sahne bittikten sonra ben iki üç tane farklı tarzda şiirler okuyacaktım bunu da yapmadık. Çünkü burada birilerinin acısı varken sen hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edemezsin. Ben inanıyorum ki üçüncü senesi çok daha güzel olur. Ben olurum ya da olmam. Ama bir tarz oturdu ve bu tarz kendi içerisinde yürümeye başlayacak. Bide o sahneyi yapanlar ısıtma yoluna giderlerse daha verimli olur diye düşünüyorum
Bir şairler şehri olan Kahramanmaraş’tasınız, Necip Fazıl, Cahit Zarifoğlu ve birçok değerli şair, sizin şiirlerini en çok beğendiğiniz Maraşlı şair hangisi?
Maraş diyince zaten “şairler diyarı” direk akla geliyor. Mesela saydıklarının dışında Karakoçlar; Abdurrahim Karakoç, Bahaeddin Karakoç, Mahzuni Şerif... Hem Abdurrahim Karakoçla hem de rahmetli Mahsuni Şerifle geçmişte çok güzel anılarımız oldu. Kasetime hem Abdurrahim hocanın şiirlerini okudum, hem de Bahaeddin hocamın şiirlerini okudum. Mahsuni Şerifle kapı komşusuydum Ankara’da. Birazda onların dünyasından gelen bir şey vardı. Bu topraklarda bir şey var. Hani Urfa’dan türkücü çıkar derler ya, Maraş’tan da şair çıkıyor. Ve sıradan şairde çıkmıyor. Türkiye’nin en büyük şairi, şairlerin sultanı oda bu toprağın insanıdır, Necip Fazıl Kısakürek. Hece tarzında şuan Türkiye’de yaşayan üç tane büyük şair var desen bir tanesi Abdurrahim Karakoç’tur. Bu burada olduğum için söylediğim bir şey değil. Önceki sayısız röportajlarımda da aynısını söylemişimdir. Cahit Zarifoğlu kısacık bir hayat yaşamıştır Allah rahmet eylesin. Ama o kısacık hayatında bile hayata kattıkları, bize bıraktığı şeyler öyle böyle değil… Bahaeddin Karakoç’ta öyle ve çok seviyorum en son albümüme de aldım “Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman” şiirini… O yüzden bu topraklarda yetişip de sevmediğim şair yok.
Kahramanmaraşlılara söylemek istediğiniz bir şey var mı, bir mesajınız?
Kahramanmaraş güzel taraflarıyla hatırlansın isterim. Kahramanmaraşlının samimi dostluğu, misafirperverliği, yiğitliği… Tarih içerisinde kalmaz. Ben bunu her zaman söylerim bir adamın yedi göbek öncesinde evliya varsa yedi göbek sonrasından da evliya çıkar. Eşkiya varsa eşkıya çıkar. Bu topraklarda Sütçü İmamlar yaşamışsa, Abdal Halil Ağalar, Çakmakçı Saitler yaşamışsa ben o kanın genetik olarak devam ettiğine inanırım.
Tabi bazen bazı olaylar o şehrin üzerine çökerek kalıyor. Maraş olayları diyerek tırnak içerisinde anmak isteyenlerin çok dostane şeyler düşünerek yaptıklarına inanmıyorum. Özellikle yapıp sanki o şehir öyle anılsın isteniyor alt mantıkları olduğuna inanıyorum. Eğer ki Maraşlı kahramanlığına yakışır şekilde artık bu tür şeylere kulak tıkamayı öğrenirse bunların senelerdir bizim üzerimizde oynan oyunlar olduğuna bunların aslında bir şey anlatmaktan ziyade bizi birbirimize düşürüp kaostan faydalanmak isteyen insanlar olduğunu kabul ederlerse bu şehre kimse gölge düşüremez. Bu şehrin dünkü namı da belli bu günkü namı da belli. Bunlara ek olarak söyleyeceğim şey; bu ülke bizim taşıyla toprağıyla, Edirne’sinden, Ardahan’ına, Sinop’undan Hatay’ına kadar bu ülke bizim. Elbette bu ülkenin içerisinde her tip insan olur. Kendi aile yapımızın içine bakın kendi aile yapımızda bile her kardeş birbirinin aynısı mı? Aynı anne babadan doğuyoruz da birbirimize ters düşüyoruz, aynı akrabadan oluyoruz da bazen dayımızı anlamakta güçlük çekiyoruz. Peki, koca bir Türkiye ailesinde 72,5 millet diye geçer, bu kadar insanın hepsinin tornadan çıkmış gibi tek fikir olmasının bekleyebilir misin? Biz geniş bir kültürüz. Bunu dışarıya çıktığın zaman daha iyi anlarsın. Almanya’da alman gençlerini topla bize bir halk oyununu oyna de, ya da git Fransa’da Fransızlara size dair bir oyun oyna bize de… Gelin bide Türkiye’ye Maraşlı ayrı oynar, şurada Antep dibinde Antepli ayrı oynar. Trakya’nın oyunu ayrıdır, Karadeniz’in oyunu ayrı. Bu kültür birikimidir işte. Bu kadar kültürü bol olan bir ülkenin mutlaka kendi içerisinde sataşmaları da olur. Ama buna rağmen bu ülke kendi içerisindeki hiçbir azınlığa, gruba zulmetmemiştir. Tarih boyunca bunun örneği yoktur. Oda bu milletin gerçekten asaletinden gelir. Çünkü ancak zalimler zulmeder. Asil olanlar aman diyene el kaldırmaz. Biz birbirimizi yemediğimiz sürece biz bunu görmüşüz, ne Maraş’ta düşman kalmış ne Edirne’de ne Karsta kalmış. Biz birbirimizi yemediğimiz sürece kimse bizi yiyemez, birbirimize düşmediğimiz sürece düşmek istemediğimiz sürece kimsede bizi birbirimize düşürmez. Yeter ki bu küçük oyunlara gelmeyelim. Türkiye çok güzel bir yere geldi. Türkiye genişledi, Türkiye büyüdü. Bugün Avrupa’yı gördükleri zaman benim ne demek istediğimi daha iyi anlarlar. Ekonomisi biten bir Avrupa varken kendini toparlayan, ayağa kalkan bir Türkiye var. Nüfusunun %70’i 30 yaşın altında genç bir nüfus var. Bu genç nüfus dışarıdaki insanları mutlaka rahatsız edecek. Bu tür olaylara gelmesinler. Yunusun dediği gibi sevelim sevilelim. Dünya kimseye kalmaz… Tüm Maraş’a selam ve saygılarımla diyorum.”
BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ…..
Kahramanmaraş’ta da yaşayan ve Allah vergisi sese sahip olan diğer isimlere de hak ettikleri değerin verilmesini Kahramanmaraş Belediyesi’nden istiyoruz.
Onlar sahneye ‘ücreti mukabilinde’ çıkarılmasa da en azından belediye sitesinde haber olarak yer alırsa çok memnun olacağız.
Kaldı ki; Kahramanmaraş basını ile sağlıklı iletişim kurmakta hayli zorlanan ve internet medyasını ‘mevzuatta yeriniz yok’ diyerek dışlayan Kahramanmaraş Belediyesi’nin nasıl olsa gazete, bülten ve mecmuası var, köfte tariflerinin yer aldığı broşürleri var, internet sitesi var, internet TV’si var. Adeta profesyonel bir yayıncı gibi hareket eden Belediye’den naçizane talepte bulunduğumuz böyle bir isteğimizin inşallah mevzuatta yeri vardır. Sürçi lisan ettiysek affola….Allah vergisi sese sahip meşhuuuuuur sanatçı Bedirhan Gökçe’nin de röportajının son satırlarında dile getirdiği üzere; YUNUS’UN DEDİĞİ GİBİ SEVELİM SEVİLELİM. DÜNYA KİMSEYE KALMAZ… TÜM MARAŞ’A SELAM VE SAYGILAR….. (www.kanal46.com)





