Konvansiyonel (geleneksel) medyanın en temel ve marazî niteliği tek yönlü olmasıdır. Bu yön medyadan okura/seyirciye/dinleyiciye doğru, medyanın etkin, muhatabın edilgen olduğu bir monolog şeklindeki eksik iletişim durumunu ifade eder. Teknoloji bu kadar yaygınlaşmadan önce medya kendi kendine konuşur, endoktriner bir tarzla anlayışını muhatabına dikte eder ve onu bir kaba sokmaya çalışırdı.
Değişen şartlar medyaya muhatap olanın da tepkisel etkinliğinin arttığı ve görünür olduğu bir dönemi doğuruyor. Artık iletişim “diyalog”a evrilip etkileşimli bir tam iletişim hâline bürünüyor. Okur/seyirci/dinleyici şimdi medyayı dönüştürüyor ve kendi kabına sokmaya çalışıyor.
Bir muhabirin haberi vermek için ihtiyaç duyduğu üç unsur vardır; birincisi; haberi kayda almak için bir kalem, kağıt, ses kaydedici, fotoğraf makinesi, kamera gibi gibi kayıt cihazları. İkincisi; haberini merkeze göndermek için ihtiyaç duyulan telefon, teleks, faks, fotofaks, cep telefonu, internet, uydu telefonu gibi iletişim imkânı. Üçüncüsü ise yazmak ve bildirmek için bir haber.
Şimdi artık herkes muhabir. Çünkü bir gazete ve televizyon muhabirinin ihtiyaç duyduğu olmazsa olmaz ilk iki maddî unsurun görüntü alma, ses kaydetme ve iletişime geçip bunları aktarma fonksiyonlarına sahip cep telefonlarını sıradan her insan sürekli yanında taşıyor. Zuhur eden herhangi bir olayla ilgili haber merkezlerine bir kaç farklı açıdan, muhabirlerinin haricinde de görüntüler akıyor. Sokaktaki insanın yanıbaşında cereyan eden bir olayı haberleştirmek için ihtiyaç duyduğu tek şey ise onu servis edebileceği bir mecra. İnternet de işte tam burada devreye giriyor...
Eskiden sıradan insanlar içinde “bilen” azdı. Bu yüzden iyi bilgi kaynaklarına, hafızaya ve arşive sahip kişilere “bir bilen” denilirdi. Şimdi onların sayıları azalırken “çok bilen”lerin sayısında enflasyon yaşanıyor. Çünkü ellerinin altında sürekli büyüyen ve güncellenen muazzam bir küresel arşiv ve hafıza; internet var. Gerisi analiz, kullanabilme kabiliyeti ile “veri madenciliği”ne (bilgi yığınından, amaca göre işe yarar bilgi çıkarma) kalmış.
Tüm bu yaşananlar sebebiyledir ki toplum mühendisliğine soyunmuşların yaydığı manipülatif haberlerin ömrü günümüzde en fazla bir saat.
Değişim, gazeteciyi de “köşe” yazarını da kendisine ayak uydurmaya, oluşturduğu yeni teamül ve kurallara uymaya zorluyor. Sadece ne dediği konusunda değil nasıl dediği hususunda da ona baskı yapıyor.
Zaman artık çok değerli. Okur “Ne diyeceksen de ama az ve öz de, yorma beni” modunda.
Mehmet Barlas dahi köşesinde aynı konuyu işlemiş. “Bizim meslek giderek zorlaşıyor...” diyerek. Önümüzdeki seçenekleri de sunuyor; "Sokak yazarı" mı yoksa "Bulvar yazarı" mı veya "Sit-com gazetecisi" mi yoksa "Araştırıcı gazeteci" mi?
Barlas’ın söylediğinin tersine, aslında teknik olarak gazeteciliğin ana damarı habercilik kolaylaşıyor. İşleri zorlaşanlar ise editorial çalışma yapan “mutfaktakiler” ve köşe yazarları. Çünkü çağ, farklı mecraların ortaya çıkmasıyla onlar için rekabeti had safhaya getirdi. Bu yüzden sadece şeklen değil içerik olarak da farklı ve kendine özgü olanı yakalamak durumundalar.
Eskisi gibi “Kartel yazarı olmanın her şeye yettiği” bir ortam yok. Çünkü arkalarından kovalayanları çok.
İnternette, bilgelik taşıyan ve zekice yapılmış okuyucu yorumları anında sizi buluyor. Kurumsal yayınınızda olmasa bile yazınızı alıntılayan başka bir mecrada, ama eninde sonunda sizi buluyor.
Yazınız bazen okur tarafından ince ince tiye alınıyor. Konunun uzmanına denk gelmişse eğer “lafı çivi gibi çakan” bir yorumla muhatap oluveriyorsunuz. En küçük bir yazım yanlışı bile onun gözünden kaçmayıp tashih yiyor. Yazılan yazı kadar, altındaki yorumlar da okunuyor (kendimden biliyorum). Böylece yazar için, okuru muhatap kabul etmeme ya da eleştirisini dikkate almama lüksü, bir dönemle birlikte bir daha geri gelmemecesine tarihe gömülüyor.
İşin bir başka yüzü de şu; Artık sıradan insan bile ana dilinden başka dil bilmediği halde, internetteki çeviri hizmetlerini kullanarak her ülkenin basınını takip edebilme imkânına sahip. Henüz yaygınlaşmadı ancak bu yaygınlaşmayacağı anlamına gelmiyor. Artık medyamız yerel ya da ulusal değil global düşünmek zorunda. Vizyonunu ve stratejilerini küresel hedef kitleye göre ayarla(ya)mayanlar, çok da uzak olmayan bir gelecekte yarış dışı kalacaklar.
Her şeyin daha da görünürleştiği, gerçeklerin üstünün örtmenin neredeyse imkânsızlaştığı günümüzde, bu durumdan elde ettiğimiz en büyük kazanç; doğal akışının tersine kamuoyunun iknâsı ya da yönlendirilmesinin gittikçe zorlaşmasıdır.
İhsan Toy
Haber 7
İ[email protected]





