Kamuoyunda "Kürt Mehmet" ismiyle tanınan figür, Anadolu'nun zorlu şartlarında filizlenen bir başarı ve dayanıklılık hikayesini temsil ediyor. Eski ismi Ağdat olan mütevazı bir köyde dünyaya gelen Mehmet, çocukluğunu imkanların oldukça kısıtlı olduğu toprak damlı bir evde geçirdi. Yedi kardeşli kalabalık bir ailenin ferdi olarak büyümenin zorluklarını her an hisseden Mehmet, tek bir tencereden paylaşılan yemeklerle dayanışmanın ve yokluğun ne demek olduğunu henüz küçük yaşlarda öğrendi. Yağmur yağdığında su sızdıran o ev, onun hayata karşı mücadelesindeki ilk okulunu oluşturdu.
ON BİR YAŞINDA İSTANBUL’DA BAŞLAYAN İŞÇİLİK SERÜVENİ
Henüz 11 yaşındayken çocukluğunu geride bırakmak zorunda kalan Mehmet, babasının kararıyla İstanbul’un yolunu tuttu. Şehrin o dönemki sanayi merkezi sayılan Şişhane ve Karaköy sokaklarında çalışma hayatına adım attı. Tornacı çırağı olarak girdiği atölyelerde, akranları oyun oynarken o ağır makinelerin başında mesai harcadı. 17 yaşına kadar İstanbul’un sert iş hayatında yoğrulan genç Mehmet, tornacılık zanaatını en ince ayrıntılarına kadar öğrendi. Bu dönem, onun gelecekteki karakterini ve iş disiplinini şekillendiren en önemli evre oldu.
ALMANYA’YA GÖÇ VE AVRUPA’DAKİ FABRİKA YILLARI
Takvimler 1980 yılını gösterdiğinde, Mehmet için hayatının bir başka önemli dönüm noktası gerçekleşti. 17 yaşındayken ailesinin yanına, Almanya'ya göç etti. Avrupa’daki ilk yılında sıkı bir mesleki eğitimden geçen Mehmet, Türkiye’de öğrendiği tornacılık becerilerini modern tekniklerle birleştirdi. Eğitim sürecini başarıyla tamamladıktan sonra çalışma iznini aldı ve büyük fabrikalarda profesyonel işçilik yapmaya başladı. Birkaç yıl boyunca farklı sanayi tesislerinde ter döken Mehmet, gurbetçi bir işçi olarak sistemin içinde kendine sağlam bir yer edindi.
BİTMEYEN MEMLEKET HASRETİ VE KÜLTÜREL BAĞLAR
Avrupa’da yeni bir yaşam düzeni kursa da Kürt Mehmet’in kalbindeki memleket sevdası hiçbir zaman küllenmedi. Aradan geçen uzun yıllara ve değişen yaşam standartlarına rağmen; köyündeki insanları, kültürel dokuyu ve Anadolu’nun toprağını her zaman özlemle andı. Göçle birlikte fiziksel olarak uzaklaşsa da ruhsal dünyasında çocukluk yıllarının saflığını ve samimiyetini her daim korudu. Bugün geriye dönüp baktığında, o zorlu günlerin kendisine kazandırdığı paylaşma duygusunu en büyük serveti olarak görüyor.




