Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in 20 Ocak 2006 tarihli bir genelgesi var. Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması işlemlerinden söz ediyor.
Genelgenin üçüncü maddesi, "kişisel suç niteliğindeki iddialarda, Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin ifadesine başvurulmadan, soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcısı ya da vekili tarafından yapılarak, toplanan deliller suçun işlendiğine dair yeterli şüphe uyandırıyorsa, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin düzenlenecek evrakın Bakanlığı’na gönderilmesini" öngörüyor.
CHP’nin dünkü suç duyurusu, genelgenin tam bu maddesine uygun.
ANADOL VE KART
14 Şubat 2007. CHP’liler Meclis’te yoklama istiyor. Milletvekillerinin bir bölümü elektronik cihazla, bir bölümü pusula göndererek oy kulanıyor.
CHP pusula gönderenlerin isimlerinin okunması ve onların gerçekten genel kurul salonunda olup olmadıklarının belirlenmesi istiyor. Pusula gönderdiği halde, genel kurul salonunda bulunmayan 27 milletvekili belirleniyor.
Pusula gönderdiyse, genel kurulda nasıl yok? Bu sorunun yanıtı, CHP Gurup Başkan Vekili Kemal Anadol ile CHP Konya milletvekili Atilla Kart’ın dün Cumhuriyet Savcılığına gönderdiği suç duyurusunda yer alıyor:
"Olay TBMM’nin saygınlığını ihlal eden boyutlardadır. 22. yasama döneminde AKP Gurubu, sayısal çoğunluğa sahip olmasına rağmen, kritik oylamalarda maalesef bu tür hileli yollara başvurmaktan kaçınmamıştır."
(...) Ortada olan gerçek şudur, sahte pusulalar hazırlanmış ve ilgili resmi merciye sunulmuştur. Bu pusulaların sahteliğinin ortaya çıkması üzerine, bu pusulalar tasnif dışı bırakılmıştır."
Suç duyurusunda yer alan bu ifadeler hayli ağır.
ÖZEL İNCELEME
Anadol ve Kart aynı duyuruda, "sahte pusulalarda ismi geçen milletvekillerinin olayla hiç bir ilgileri olmayabilir" diyor. Konu "TBMM Başkanlığınca geçiştirilmeye çalışılmıştır" diyerek, Başkanlığın görevini kötüye kullandığını öne sürüyor.
Bu iddiaları içeren suç duyurusu, olayın savcılık tarafından incelenmesi ve sonuca göre, yargıya yansımasını öngörüyor. Anadol ile Kart’ın suç duyurusu, Adalet Bakanı Çiçek’in genelgesinin üçüncü maddesine denk düşüyor.
Oylamanın yapıldığı oturumda, genel kurul salonunda 139 AKP’li var. Suç duyurusu, o nedenle 139 AKP’liyi kapsıyor.
TBMM tarihinde böyle bir suç duyurusu, nitelik ve kapsam itibariyle ilk. Kim, kimin yerine oy kullandı? Kullandı mı? Yoksa, bir ihtiyaç halinde yerine getirilmek üzere, önceden imzalanıp, o günkü oturumda mı kullanıldı?
Savcılık şimdi bunu incelemeye davet ediliyor.
’Alnımız ak’ yazıları
TAM seçim öncesinde, TMSF Sabah Grubu’na el koyuyor. Gerekçesi, vahim. Yasal işlemlerde hile yapmak.
Orada yazan meslekdaşlarım da, ifade ediyor, hepsi bir anda devlet memuru. Yazılarında ısrarla, özgürlüklerinin değişmeyeceğini vurguluyorlar. Umarım öyle olur, ama biraz zor. TMSF bağımsız bir kuruluş. Öyle mi? Acaba, Erdoğan izin vermeseydi, el konulabilir miydi? Geçiniz bu soruyu.
Oysa, Sabah Grubu, bazı köşeler hariç, izlediği yayın politikasıyla, zaten AKP’yi savunan bir çizgide. Buna rağmen, hiç su götürmez yasal bir gerekçe ile el konuyor.
Olayın öte yanı, yüz kızartıcı. Sabah’ta zaman zaman bizlere sataşanlar, çeşitli nitelemelerde bulunanlar var. Alınlarının hep ak olduğunu iddia edenler. TMSF, Sabah patronunu hile yapmakla suçluyor, onun için el koyuyor. Hile yapmak ile ak alın, yan yana pek gelmiyor. O ak alın yazılarını şimdi herkes merakla bekliyor.
Gazetecilik açısından ise, hepimizi asıl üzen, o gurupta kuralına uygun gazetecilik yapmaya çalışan yüzlerce meslekdaşımın durumu.





