"Apocalypto ne yana düşer usta, Dede Korkut ne yana?" diye sormuştum, filminden ilham alarak daha önce ve Türk efsanelerinden beslenmek varken neden yeni masallar uydurup, onlara inanmayı tercih ettiğimizi sorgulamayı önermiştim.
Bugün yine korku edebiyatı yapacağım izninizle.
Çünkü korku hafife alınmayacak kadar önemli bir silah.
Bir insanı korkutabildiğiniz takdirde ona her istediğinizi yaptırabilirsiniz, bir toplumu korkutabildiğiniz takdirde ise onların istediği hiç bir şeyi yapmamalarını sağlamış olursunuz. Türkiye bu silahın kitlesel etkisinin en güçlü hissedildiği ülkelerden biri.
İstiklal Marşı ‘korkma’ diye başladığı halde, nasıl kendisinden başka her şeyden korkan bir millet olduk?
Bakın ne diyordu 1949 yılında Paul LeRoy Bustill Robeson’a seslendiği şiirinde, sevdasından korkulduğu için hapislerde çürütülen ve vatana hasret ölmesi sağlanan Nazım Hikmet:
“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize
Korkuyorlar Robson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad'ınız vardır elbet Robson, adı ne?)
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine,
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar, ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam,
türkülerimizden korkuyorlar”
Haksız mıydı?
Haklıydı ve ta o günden bugün için ne söylenmesi gerekiyorsa söylemişti bu mısralar.
Aradan 60 küsur sene geçti. Bugün onu korku unsuru olarak gösterenlerle onu sevenler aynı safta. Ama gariptir ‘şafaktan korkmayın’ diye haykırmıyorlar kol kola. Korku çığlıkları atıyorlar. Ne tuhaf?
Artık esinlenmemi dersiniz, edebi aşırma mı bilemem ama bir de bendenizin 2000’li yılların sonunda kağıda döktüğüm mısralar var, bu konuda. Ben zeyl diyorum kendi adıma. Yazımızın noktası izniniz olursa o mısralar olsun:
korkmak var olmaktır
güzel oyundur öcüler üretip savaşmak
bir korku üretirler
anlam kazanır hayat...
korku en ucuz çözümdür
iç huzuru sağlayan…
karanlıktan korkarlar en çok
görmeye mahkum olduklarından
hak arayan işçilerden
ele ele tutuşan gençlerden
bir metre bezden
bir tutam etten
korkarlar…
mutlu uyurlar
korktukları ezildiği sürece
kabartırlar özenle kuştüyü yastıklarını
ve başını gömüp kapatırlar gözkapaklarını...
fakat asla cesaret edemezler
kendilerinden korkmayanlardan korkmamaya
çünkü iyi bilirler
kaybedecek çok şeye sahip olduklarını...
Yaşar İliksiz
Haber 7
[email protected]





