YAZACAK çok şey var; hiçbir dönemde tasvip etmediğim ‘memur grevi’ mesela... Giderek kitleleri ayıran Kürt meselesi, yankıları devam eden İzmir olayları... ‘Kafes’ belgesi...

Fakat ben bugün “Müzik Kütüphanesi” konusunu yazmak istiyorum.

İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın düzenlediği bir törene katıldım. Türkiye’de ilk defa bir müzik kütüphanesi açılıyordu.

Batı’da yüzlerce yıldır var ama bizde ilk defa! Niye bu kadar geç?!

Konservatuvar Müdürü Prof. Cihat Aşkın’ın konuşmasında bu sorumun cevabı vardı. Bizde müzik eğitiminin “musiki cemiyetlerinde” usta-çırak ilişkisiyle geliştiğini, bu sebeple “yazılı gelenek” ve tabii ‘müzik kütüphanesi’nin oluşmadığını anlatan Prof. Aşkın’ın şu sözlerinin altını çizdim:

“Eğer Itri döneminde yazılı gelenek olsaydı ya da eski eserlerimiz bir düzen içerisinde korunabilseydi, herhalde bugün kaybolan değerlerimizin oranı yüzde 90’lara varmazdı!”

Tarihi çağrı

Evet, tarihi müzik mirasımızın yüzde 90’ı yok olup gitmiş; yazıya, notaya geçirilmediği için, kütüphane halinde nesillere aktarılmadığı için...

Mehter müziğinin bile birçok sesi kaybolmuştur. Bugün dinlediğimiz “mehter marşları”nın pek çoğu 19. yüzyılda, hatta 20. yüzyılın başlarında bestelenmiş eserlerdir.

“Müzik Kütüphanesi”nin açılması, bu bakımdan gerçekten bir dönüm noktası... Prof. Aşkın’ın deyimiyle:

“Artık dar kalıplara sıkışmayan bir Türk müziği var. Müzik Kütüphanesi, ‘cemiyet’ anlayışından ‘okul’ anlayışına geçilmesinin simgesidir...”

Bu noktada Prof. Aşkın, tarihi bir çağrı yaptı. Bu çağrıyı bütün ‘cemiyet’lere, müzik geleneği olan ailelere, kuruluşlara iletmek istiyorum:

“Gelin Türkiye’de kapalı kapılar ardına hapsettiğiniz Sarısözen halk müziği arşivlerini, Darulelhan külliyatını açın. Açın da halkımız kendi kültürünün köklerini araştırabilsin. Artık kurumlarınızda Türk müziği çalmak, söylemek yasak olmasın, yıllar yılı yasakçı bir zihniyetle devam ettirdiğiniz statükonuzu hangi medeni ölçülere göre kıyaslayabiliyorsunuz?..”

Tarih bilinci

Hiç dikkat ettiniz mi, bizde binaların, hatta büyük kamu binalarının üzerinde inşa tarihleri pek yoktur! Anıtsal yapılar dışında binalarımız ‘tarihsellik’ yansıtmazlar!

‘Köylü’ geçmişimiz, tarihsellik duygusu yaratmamıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’e atıflar yaparak, bu ağır zihniyet ve hissiyat sorunumuz üzerinde çok durmuştur.
Ankara’daki cumhuriyet tarihi eserlerine bile inşa tarihlerini yazmamışızdır!

Batı’da hemen her binada plaketler vardır, falanca sanatçı, devlet adamı, yazar şu tarihler arasında burada yaşamıştır, diye...

Bizde hemen hemen hiç yoktur. İstanbul’da Abdulhak Hâmit’in, Mehmet Akif’in, Süleyman Nazif’in, Sadettin Kaynak’ın yaşadığı binalara böyle plaketler koymak, hatta uygun yerlere büstlerini, heykellerini yerleştirmek ne kadar iyi olurdu?!
O koca mirastan bir tek Dede Efendi’nin evi kalmıştır Sultanahmet’te!

Ve fakat; şehirleşme, dışa açılma, eğitim, bir kelimeyle “burjuvalaşma” geliştikçe sadece görgü ve bilgimiz değil, tarihsellik bilincimiz de gelişiyor.

Bugün “Osmanlı kültür mirası” hakkındaki bilincimiz, yüzde sekseni köylü olan Osmanlı ahalisinden daha fazladır.
“Müzik Kütüphanesi” de bu genel bilinçlenmenin bir örneği. Kutluyorum, başarılar diliyorum.


Taha Akyol - Objektif
[email protected]
Milliyet