TÜSİAD’ın eski başkanlarından Cem Boyner, en ileri şeyleri biraz “vakitsiz” söylemişti.

TÜSİAD’ın şimdiki başkanı Ümit Boyner ise en ileri anayasa önerisini “tam vaktinde” gündeme getirdi.

Muhteşem... Güzel... Âlâ... Hem de çok yararlı.

Şöyle bir bakalım:

- “Cumhuriyet hariç Anayasa’da değiştirilemez madde kalmasın” demek bile başlı başlına bir devrim iken “Genelkurmay, Savunma Bakanlığı’na bağlansın” demek az şey midir?

- “Başörtülü kadınlar milletvekili olabilsin” demek bile başlı başına cesaret isterken “Yeni Anayasa milliyetçilikten arındırılsın” demek az şey midir?

- “Yüzde 10 barajı yüksek” demek bile önemliyken “Yerel bölge yönetimleri oluşturulabilir” demek az şey mi?

- “Atatürkçülüğe ideolojik anlam yüklenmemeli” demek bile çok esaslı iken, “Vatandaşlık tanımında Türklük kavramı olmamalı” demek az şey mi?

Türk burjuvazisi, “yeni anayasa” için bir ufuk çizdi, bir çıta koydu: Özgürlük bayrağını tepelere, en tepelere çıkaran bir çıta...

Kim yaparsa yapsın, “yeni anayasa”, bundan böyle hep bu çıtaya göre değerlendirilecek.

Özgürlüklere yeterince alan açmayanlara “TÜSİAD’dan bile geridesiniz” denilecek.

Bu bile başlı başlına bir hizmettir.

Bugünün Türkiye’sinde “Daha fazla özgürlük” demek dışında bir çıkar yol yok.

Özgürlükler konusunda el yükselten kazanır ve kazandırır.

Bunu kimse fark edemedi, TÜSİAD fark etti. “Burjuvazinin öncülüğü” dedikleri şey, tam da bu olsa gerek.

Bir tokatla yıktı geçti

BDP Milletvekili Sabahat Tuncel, polis müdürüne attığı o tokatla...

- Öfke kontrolü yapmaktan aciz olduğunu gösterdi.

- Mazlumun içindeki zalim potansiyelini gözler önüne serdi.

- Kendisine sıkılan tazyikli suyun bile hesabını soramaz hale geldi.

- Meydanlarda toplanan muazzam kalabalığın görünmez olmasını sağladı.

- İstismarcıların eline muhteşem bir koz verdi.

- Halkı temsil ederken soğukkanlılığını koruyamadığını ispatladı.

- Bir polisle nasıl muhatap olması gerektiğini bilmediğini gösterdi.

Yeni suç tanımları

- ÇETE FAALİYETİ: Gazetecilerin periyodik aralıklarla bir araya gelip yemek yemelerinin adı.

- PSİKOLOJİK HAREKÂT: AK Parti iktidarına karşı biraz fazla yazı yazmanın adı.

- GAZETECİLİK DIŞI FAALİYET: Gülen Cemaati hakkında kitap hazırlığı yapmanın adı...

- İSPİYONLAMAK: Herhangi bir Avrupa ülkesinde “Türkiye’de basın özgürlüğü alanında yanlış şeyler yapılıyor” demenin adı.

- ERGENEKONCULUK: Ergenekon sanıklarının hücreye atılmalarına itiraz etmenin adı...

- DARBECİLİK: Balyoz davası ile en küçük bir kuşku belirtmenin adı.

‘Press’ filmini kimler seyretmeli

90’lı yıllar...

“Özgür Gündem” diye bir gazete çıkıyor.

Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetleri, köy yakmaları, güvenlik güçlerinin hukuk dışı uygulamalarını, devlet için kurşun atanları falan yazıyor.

“Press” adlı film, işte bu gazetenin Diyarbakır Bürosu’nda yaşananları anlatıyor. Yalın, abartısız, alabildiğine soğukkanlı bir şekilde...

Bu filmi...

- Gazeteciler seyretmeli.

- Gazeteciliğe heves edenler seyretmeli.

- Basın özgürlüğünün ne anlama geldiğini kavramakta zorluk çekenler izlemeli.

- Gazetecilik yapmak ile maddi koşullar arasında irtibat kuranlar izlemeli.

- Kürt sorununun nerelerden nerelere geldiğini anlamak isteyenler izlemeli.

Gargaraya getirme Şamil

OLABİLİR Şamil Tayyar, olabilir.

28 Şubat’ta bilincin fazla gelişmemiştir, duyarsızlık yapmışsındır ve generaller milletin üstüne çullanırken, generallerle dayanışma içinde olan bir partiden milletvekili adaylığına heves etmişsindir.

Yine olabilir Şamil Tayyar, yine olabilir.

Birkaç sene sonra kişisel olarak yeniden yapılanıp bu sefer “memleketi general zulmünden kurtarmaya ahdetmiş en kahraman Rıdvan” rolüne soyunmuşsundur.

Mesele yok.

Yeter ki...

Bu iki tutum arasındaki farkın hesaplaşmasını yap.
Yeter ki...

Çıkıp “Ben o zaman yanlış yerdeydim, bilinçsizdim, duyarsızdım, darbecilere karşı dik duramadım, şimdi akıllandım, bilinçlendim” de.

Ama sen böyle bir özeleştiri yapmak yerine ne yapıyorsun?
İki tutum arasındaki farka işaret eden kişiye ağız dolusu sövüyorsun.

Milletin vekilliğine soyunmuş bir şahsiyet olarak milletin bir ferdine “dalaksız” falan diye hakaret ediyorsun.

Bak Şamil!

Kararlıyım, yapman gereken o hesaplaşmayı yaptıracağım sana. Bunun için gerekirse vücuduma dalak bile taktırırım. O derece yani...

REHA İÇİN NOT

BEYİNSİZ olmaktansa “dalaksız” olmayı tercih ederim.

Cemiyet... Ah cemiyet

GAZETECİLERE ödül veren kurumların sayısı arttıkça Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin verdiği ödüllerin değeri de arttı.
Çünkü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, ödülü isme değil ürüne veriyor.

Saygınlığı sağlayan temel ölçüt bu...

Bu nedenle bizim meslekte “cemiyetten ödül almak”, çok önemli...

Ama artık bunun da bir önemi kalmadı.

Baksanıza:

“ODATV” adlı internet sitesine önce ödül verdiler, sonra da ödülü askıya aldılar.

“Niye verdin, niye askıya aldın?” sorusuna verebildikleri doğru dürüst bir yanıt yok.

Ödülü açıkladıklarında “ODATV” baskını yapılmıştı... Demek ki “polis baskını” değil, ödülü askıya almalarının nedeni.

O zaman geriye bir tek şey kalıyor: “ODATV” hakkında ortaya dökülen iddialar. Ama hani herkes suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masumdu?

Of... Neyse...

Bir “cemiyet ödülleri” vardı önemsediğimiz, artık onu da önemsemeyeceğiz vesselam.

AHMET HAKAN
[email protected]