CHP’nin seçim bildirisinde ilk dikkat çeken, sosyal demokrasi yönündeki felsefe değişikliğidir.

‘Eski CHP’nin “Pusula” adlı 2007 seçim bildirisinin birinci bölümü “Terör, güvenlik, huzur”, ikinci bölümü “Laiklik” başlığını taşıyordu. Temel vurgusu “başta laiklik olmak üzere cumhuriyetin temel değerlerine dayalı olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak”tı.

İnsan hakları, yargı, ekonomi, işsizlik gibi bölümler daha gerilerdeydi. Laikçi bir yaklaşım egemendi.

Kılıçdaroğlu’nun 2011 bildirisi ise evvela adıyla bir değişimi yansıtıyor: “Herkes için CHP...”

Partinin 1920 ortalarından beri dışladığı geniş kitlelere açılma çabasının ifadesidir bu.

Kürtlere ve Alevilere “eşitlik vatandaşlık” vurgusu yaptığı gibi, laikliği de “laiklik ve inanç özgürlüğü” başlığı altında ele alıyor.
Bildirinin birinci bölümü “özgürlükçü demokrasi” başlığını taşıyor! Yeni anayasa bu bölümde vaad ediliyor.

Ardından “Büyüyen, paylaşan ekonomi... Sosyal adalet...

Eşitlik, toplumsal dayanışma” gibi bölümler geliyor.
Bu, sosyal demokrasiye yöneliştir ve elbette olumludur.

CHP’nin ekonomisi

Cumhuriyet’in 100. yıldönümü milli bir hedef haline geliyor. AKP, CHP ve MHP’nin bildirilerindeki 2023 vurgusunu hepimiz önemsemeliyiz.

AKP’nin bu yöndeki ekonomik programını olumlu bulduğumu daha önce yazmıştım.

İster istemez benzer hedefler koyuyorlar.

Hatta CHP “600 milyar dolar ihracat, kişi başına 31.500 dolar gelir“ gibi daha iddialı vaatlerde bulunuyor.

Bu hedeflere ulaşmak için yurtiçi tasarrufların oranını mevcut yüzde 15’ler düzeyinden, benzer ülkelerde olduğu gibi yüzde 30’a doğru çıkarmak şarttır!

Aksi halde borç ve kriz sarmalına gireriz.

Yurtiçi tasarrufları artırmak gerekirken, CHP bildirisinde hem iç tüketimi hem devlet harcamalarını fevkalade artıracak cömert vaatler görüyoruz... Mazot 1.5 lira olacak, çeşitli söktörlere sıfır fazli kredi verilecek, dolaylı vergiler azaltılacak, aile sigortası gibi projeler için yüksek harcamalar yapılacak... Hatta üniversite harçları bile kaldırılacak!

CHP’li iktisatçılar iç tüketimi ve devlet harcamalarını artırmakla, yatırım için gereken tasarurfların nasıl sağlanacağını izah etmelidir!

YÖK meselesi

Üniversitelerin YÖK’e karşı da özerk olması elbette gerekli. Özerkliğin sadece akademik değil, mali ve idari nitelikte olması gerektiği de doğru.

Fakat kaynak yaratmak için harç bile toplayamayan üniversite mali bakıman nasıl özerk olur?

Daha önemlisi, YÖK’ü CHP’nin dediği gibi kaldırmalı mı, AKP’nin dediği gibi koordinasyon kurulu düzeyine mi çekmeli?

Beğendiğiniz partiye bakıp hemen cevap vermeyin.

Bu konuya ışık tutacak en iyi bilimsel çalışma, Prof. Erdoğan Teziç’in başkanlığında hazırlanan “Türkiye’nin Yüksek Öğrenim Stratejisi” adlı mükemmel rapordur.

Keşke CHP’liler bu raporu okuyarak metni kaleme alsalardı!
Mesela, “kayırmacılık kültürü”nün üniversitelerimizde yaygın olması gibi tek bir sebep bile üst bir koordinasyon ve denetim kurulunun bulunmasını gerektirmektedir .

Çağımızda “harç almayan üniversite” değil, kaynak yaratan ve yoksul öğrencisine burs veren “gişirimci üniversite” modeli bütün dünyada gelişmektedir.

YÖK meselesi siyasi vaat diliyle değil, akademik gözle ele alınmalıdır.


Taha Akyol
Objektif
[email protected]