Başbakan Erdoğan geçen pazar sabahı televizyonda yakınıyordu: “Yüzde 47 oyla iktidara geleceksin, halkın yüzde 47’si sana inanacak, sana güvenecek ve sana gelip oyunu verecek. Parlamentonun, milletvekillerinin yüzde 65’ini oluşturacaksın. Böyle bir millet iradesiyle iş başına gelmiş olacaksın...”
Ama anayasayı değiştiremeyeceksin.
Ama kapatılmaktan kıl payı kurtulacaksın.
Ama üniversitede türban yasağını kaldıramayacaksın.
Ama askere sivil yargı yolunu açamayacaksın.
Böyle millet egemenliği mi olur?
Böyle demokrasi mi olur?
Böyle hukuk devleti mi olur?
Oyların yüzde 47’si...
Milletvekillerinin yüzde 65’i...
Ama anayasayı değiştirmek yok! Hatta bunun için halkoyuna bile gidemezsin.
Nedenmiş?..
Çünkü Anayasa Mahkemesi hayır diyor.
Olacak iş mi?..
Yüzde 47 oyla seçim sandığından çıkmış, Meclis’te sandalyelerin yüzde 65’ini kazanmış bir siyasal parti eğer Anayasa’yı değiştiremezse, hangi güç değiştirir?
Asker mi?..
Bu ülkede anayasalar ille de askeri darbelerin ürünü mü olacak? Türkiye’nin alın yazısı mı bu? Bu ülkede anayasalar ancak süngünün ucunda ve asker tayiniyle gelen organlar eliyle mi yapılır?
Ayıp değil mi?
Esas buna karşı çıkılması, artık yeter diye haykırılması gerekmez mi?
Kendini parlamentonun yerine koyan bir Anayasa Mahkemesi’nin öne çıktığı siyasal düzenin adı hiç demokrasi olabilir mi? Hukuk devleti olabilir mi?
Elbette hayır.
Bu ancak Erdoğan’ın dediği gibi yargı vesayeti olur. Yargı eğer yasama ve yürütmenin bu kadar üzerindeyse, bunun adı demokrasi değil, hâkimler hükümeti olur.
Yüzde 47 oy ve yüzde 65 milletvekiliyle Anayasa’yı değiştiremeyeceksin, üniversitede türban yasağını kaldıramayacaksın, askere sivil yargı yolunu açamayacaksın, bir de başbakan olarak üstüne üstlük “Sivil vesayete gidiyor!” diye suçlanacaksın.
Öte yandan askeri yargının varlığıyla, hiçbir demokraside rastlanmayan iki başlı bir yargın olacak...
Kararları yargı denetimi dışında kalan bir Yüksek Askeri Şûra’n olacak...
Yine demokrasilerde örneği olmayan bir Yüksek Askeri İdare Mahkeme’n olacak...
Askeri harcamalar üzerinde göstermelik bile olmayan bir Sayıştay denetimin olacak...
Güvenlik ve savunma politikalarının yapılmasında esamesi bile okunmayan bir Millet Meclis’in olacak...
Sivil asayişi bile askerileştiren, darbeleri kolaylaştırıcı bir kapı açan bir EMASYA’n olacak...
Hem öğretim birliği diyeceksin, hem de askeri okullarda, askeri akademilerde neyi nasıl okuyacağına kendi karar veren bir askerin ve buna karışamayan bir Milli Eğitim Bakanlığı’n olacak...
Seçim sandığından çıkmış sivil otoritenin hukuki ve siyasi denetimi dışında kalan bir Silahlı Kuvvetler’in olacak...
Ve eşi türbanlı olduğu için askeri hastaneye, GATA’ya giremeyen bir Başbakan’ın olacak...
Böyle bir düzene demokrasi denebilir mi?
Hukuk devleti denebilir mi?
Hiç kuşkusuz hayır.
Eğer Avrupa standartlarında bir demokrasi ve hukuk devletinin bu ülkede de kurulmasından yanaysak, bu düzenin değişmesi şart. Bu düzen değişikliği de, başka çaresi yok, Anayasa’nın kendisinden başlayacak.
Ankara’da, öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan ve kurmayları bu noktaya gelmiş durumdalar.
Ama şimdi deniyor ki:
Erdoğan hükümeti Anayasa’yı değiştiremez; değiştirmeye kalkarsa karşısında Anayasa Mahkemesi’ni bulur!
Bu ihtimal var mı? Evet var.
Üstelik, çılgınca gözükebilir ama bir ihtimal daha var:
Ak Parti hakkında yeni bir kapatma davası...
Şimdi bütün bunlara bakınca, Türkiye’de bir ‘sivil vesayet rejimi’nden veya “Erdoğan’ın Putinleşmesi”nden mi söz etmek daha doğru olur ya da örneğin ‘jüristokrasi’den, ‘hâkimler hükümeti’nden mi?(*)
Türkiye eğer Avrupa standartlarında bir demokrasiye kavuşmak istiyorsa, darbelerin ürünü olarak askerle yargının iç içe geçmiş ‘vesayet rejimi’nden, (bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 27 Nisan 2007 tarihinde Anayasa Mahkemesi’yle Genelkurmay’ın 367 ve muhtıra ile Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu birlikte kesmeye çalışmalarıydı) kurtulması gerekiyor.
Bu açıdan, Başbakan Erdoğan’ın geçen pazar günü TRT’deki Enine Boyuna programında EMASYA, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve ‘iç tehdit’, parti kapatmaları, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi ve anayasa değişikliği konularında yaptığı açıklamalar hayırlı bir kapıyı aralamıştır.
Hasan Cemal
[email protected]
Milliyet
______________________________
* Ergun Özbudun, Acil Demokrasi, Star gazetesinin Açık Görüş eki, 24 Ocak 2010... Yine bu konuda, anayasa hukukçusu Özbudun’un Liberte Yayınları’ndan yeni çıkan “Türkiye’nin Anayasa Krizi” isimli yeni kitabına bakılabilir.
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl
Trend Haberler
Kahramanmaraş'ta doğal gaz patlaması: Ortalık savaş alanına döndü
'Sahabe Adını, Bir Putun Kitabesinde Meze Yapmak; Ya Da Kendi Putuna Şirin, CHP’nin Putuna İbrahim Olmak'
Gizem Özcan kimdir? Fenerbahçe kongresinde Aziz Yıldırım'a neler söyledi?
Duygu Karabaş Kimdir? Sanat ve İş Dünyasındaki Başarılı Kariyeri
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nden Acı Haber: Bir Akademisyen Vefat Etti
Turnike Özlem Kimdir? Sosyal Medyada Yayılan İddialar Hakkında
Next