Biz bu milletin bağrından çıkmış polisimizi kimseye yedirtmeyiz, ama ya polis bizi yerse?!


Bu ülke kendisini hukukun üstünde gören kurum ve kişilerden çok çekti.


Örneğin Tansu Çiller-Mehmet Ağar ikilisinin ‘Özel Harekât’ı dokunulmaz kılması ya da Ergenekon’un JİTEM adında özel kuvvetler oluşturarak devlet yapısını korumaya çalışması ilk akla gelenler.


Artık daha fazla demokrasinin ve hukukun egemen olduğunu düşündüğümüz ülkemizde kimsenin hukukun dışına kaçmasına izin verilmiyor, verilmemeli. Artık bu ülkede topluma rağmen toplumu koruduğunu iddia eden yapıları istenmiyor. Her kurum kendisini hukuktan üstün gören çürük elmaları cesurca ayıklamayı da bilmeli.


Gezi olayları sırasında güç kullanmakla, olayları tırmandırmakla suçlanan ve siyasi olarak hükümeti yıpratmak için çok eleştirilen polis teşkilatı iktidarın siyasi olarak desteğini kazanmış görünüyor.


Başbakanın gezi olayları sonrası verdiği demeçler bu algıyı oluşturdu. Başbakanımızın "Polisimizi daha da güçlendireceğiz. Her yönüyle daha da güçlendireceğiz. Ki bütün bu olaylar karşısında çok daha müdahale gücünü artıracağız", Polise biber gazı kullandı diye yapılmayan kalmadı. Hep bir ağızdan hepsi aynı şeyi söylediler. Dünyaya bu yönüyle takdim ettiler. Şiddet uygulayan kim? “Terörist, anarşistler şiddet uyguluyor” şeklinde ki demeçleri valilerde, savcılarda, polis teşkilatında ve vatandaşta siyaseten dokunulamaz bir teşkilat algısının oluşmasına neden oldu.


İşte bu noktada geleceğe yön verecek ve önümüzde ki günlerde ülke gündeminde çok tartışılacak bazı sorular karşımıza çıkıyor. “Ya bazı polisler bir süre sonra gücünü hukuktan aldığını unutup bu millete karşı kullanmaya başlarsa… Ya da daha önceki örnekleri gibi silahlı teşkilat kendisine destek veren hükümetin bile üstünde, kontrolsüz hareket etmeye başlarsa… Kendisinde olmayan yetkilerin var olduğu zannıyla olaylara müdahale etmeyi hak olarak görürse ya da hepsi olmasa bile bazı polisler bu desteği görüp şımarırsa…” mazlum vatandaşlar ve mağdur olan sıradan insanlar haklarını nasıl savunacak?


Polisin yaptığı hataların faturası gerek dış basın gerek AİHM, gerek AB ve ABD gerekse iç muhalefet tarafından hükümete kesileceğinden polisle-hükümet arasında doğal bir ittifak kurulmuş gibi gözüküyor. Bu siyasi ortamda vatandaş mağdur olursa hakkını nasıl arayacak?  Görülen o ki filler tepişirken çimenleri düşünen yine olmayacak.


Burada en büyük görev polis teşkilatının idari kadrolarına düşüyor. Klasik bürokrasinin oligarşik yapısı her zaman vatandaşı suçlu görür. Bu yapı kamu adına çalışan kişileri kusursuz, asla hata yapmayan insanlar olarak değerlendirir. Yapılan işi milletin işi olarak değil devletin işi olarak görür. Bu sebeple kendisinden hizmet isteyen milleti daima küçük görür.


Bu yazının yazılma sebebi bu güne kadar polisine karşı saygı duyan (korku değil) huzur kenti Kahramanmaraş’ta yaşanan karakola şikâyete giden gençlerin darp edilme olayı.


Birisi Hacettepe mezunu bir fizyoterapist, diğeri 19 yaşında bir lise öğrencisi ve eşraftan esnaf amcaları… Trafikte yaşadıkları bir olay sonrası şikâyet için gittikleri karakolda önce bahçe sonra içerde saatlerce darp ediliyorlar.


Bu olaya ilk tepki vermesi gereken emniyet müdürlüğü nedense işi ağırdan alıyor. “Darp edildik” iddiasına rağmen karakola gidip olayın aslını öğrenmek yerine oligarşik bürokrasinin klasik savunma refleksiyle hareket ediyor. “Polis asla adam dövmez. Dayak yiyen varsa bunun sebebi vatandaştır.” Önce olayı yazan basın mensuplarını tek tek makamına çağırarak ikna odası kuruyor. Sonra bu olayın aslını soran ilin yetkililerine olayın tarafı olan karakolda görevli polislerin verdiği ifadeleri tekrarlayarak yanıt veriyor. “Darp edildik” diyen gençleri ve ailelerini nezaketen bile ziyaret etme ihtiyacı hissetmiyor. “Olay nasıl oldu?” birde sizden dinleyelim bile denilmiyor. Uludere’de bombalarla ölen insanlara ziyarete gidilen bir çağda, Kahramanmaraş’ta emniyetin bu tavır içine girmesi, kentin kaçıncı yüzyılda yaşadığını beyinlerimize tekrar tekrar sorgulatıyor.


Sonuçta; karakolda darp edilen gençlerin avukatı olayları gösteren kamera görüntülerini istediğinde emniyetin yanıtı teknolojisiyle övünen bir teşkilata yakışmıyor. Nasıl bir tesadüfse kameralar tamda darp anında çekim yapmıyormuş(!)


Oysa dün Adana'da 'Karakolda kumar oynayıp, işimi yapmadılar' diyen bir vatandaşın ihbarıyla, emniyet amirleri polis merkezine baskın düzenlediği. Personeli dışarı çıkaran ekiplerin, karakolun her yerini didik didik aradığı ve bir memurun sanal kumar oynadığının belirlendiği haberi basındaydı.


Kahramanmaraş’ta “şikâyet için gittiğim karakolda polisler beni dövdü” diyen insanlar ve olayı araştırmadan “vatandaşı suçlayan bir emniyet”, diğer yanda Adana’da “bu karakolda sanal kumar oynanıyor” diyen bir vatandaş ve karakola baskın yapıp “olayın gerçek olduğunu tespit eden bir emniyet müdürlüğü…”
Yorumu okuyucuya bırakıyoruz. Acaba Kahramanmaraşlı bunu mu hak ediyor?


Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, "Hükümet politikalarından memnun olmayanlara yönelik tekrarlanan polis şiddeti Türkiye'yi derinden kutuplaştırdı. Hükümet acilen polis taktiklerini değiştirmeli ve açık bir itidal çağrısı yapmalı" diyor.
Yani polisin hataları ülkemizin huzurunu bozmakta daha vahimi vatandaşı provokasyonlara açık hale getirmektedir. Ama şiddetten başka çözüme inanmayan hiçbir polis bunu kabul etmeyecektir. Tıpkı geçmişte terörü topla-tüfekle bitireceğini sananlar gibi…
Koca bir karakol silahsız sopasız daha önce hiç suç işlememiş üç gencin karakolu bastığını anlatacak ve onları saatlerce dövmelerine gerekçe bulmaya çalışacaktır.


Ülkemizin de onayladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3.maddesi “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”der. Aynı sözleşmeye göre; koşullar ve mağdurun davranışı ne olursa olsun, işkenceyi ve insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezayı mutlak terimlerle yasaklamaktadır.
Türkiye’de polisin yaptığı şiddet ve işkence eylemlerine karşı AİHM’in verdiği pek çok kararda polis ve yetkili mercilere yönelik şu uyarılarda bulunulmuştur.


Yetkili merciler(Emniyet, valilik, savcılık vs.), tartışmalı ve makul şüpheye yol açabilecek kötü muamele iddialarını soruşturması gerekmektedir. Soruşturma, bağımsız, tarafsız ve kamu incelemesine tabi olmalıdır. Yetkili merciler örnek olacak bir şekilde özen ve süratle hareket etmelidirler.


Tüm bu kararlara rağmen; Kahramanmaraş’ta 2 Eylül’de yeni adli yıl başladığında polise başkasını şikâyete giden, dakikalarca içeri alınmadan bahçede bekletilen, sonra neden bahçede beklediğini sormak için girdiği karakolda onlarca polis tarafından saatlerce dövülen 3 gencin şüpheli olarak ifadesi alındı. Ama kimse o karakolun amirine de memuruna da bu çocukların yüzündeki gözündeki vahşet izlerinin hesabını soramadı. Kaybolan kamera görüntülerini tespit etmek için emniyet müdürlüğü hızlıca müdahale etmedi. Tarafsız bir şekilde inceleme yapmak için darp edilen çocuklara bir yetkili amir gelip, Ne oldu? Geçmiş olsun, demedi. Öyle ya onlar vatandaştı. Bu dayak onlar için normaldi.


Yetkili merciler, adalet ve insan hakları, haklının değil güçlünün yanında yer almayı tercih etti.


Polis kendi meslektaşlarına “kanun namına dur!” diyemedi.


Bu adamları Nasıl bu hale getirdiniz? demek yerine eski usul aşiret mantığıyla hastaneye doluşarak, kapısında 4-5 ekip arabası bekletip, 155 no’lu odada yatırarak, evladını sormak için karakola gelen babasına bile “seni de mi tepeleyelim?” diyerek, polis aşiretinin vatandaştan daha güçlü olduğunu dünyaya ispatladılar.


Ne de olsa onlar polisti. Öyle ya, bu vatandaşın ne mal olduğunu onlar daha iyi bilirdi. Polisin ne çektiğini vatandaş ne bilecekti? Karakol kapısında adam gibi otursalar, çağrıldığında içeri girseler, kapıdaki aynada kılık kıyafetini düzeltip esas duruşta polise konuşsalar, ıvır zıvır şikâyetler için polisin keyfini bozmasalar, hadlerini bilseler dayak yemezlerdi.


Bu çağda bu vatandaşlara insan hakları onların gözünde fazlaydı. Ağzı burnu kan içinde, yüzü gözü morarmış bir fizyoterapiste ve amcasına ambulansı bile fazla gördüler. Polis aracının arkasında sürünerek hastaneye gittiğine şükrettirdiler.


Burası, emniyete her şikâyetin bir hediye olduğu Kahramanmaraş…
Şikâyetle emniyete hediye verenlerin, can emniyetini kaybettiği Kahramanmaraş…