Kahramanmaraş, sıcakkanlı insanları, zengin mutfağı ve kendine özgü deyimleri ile tanınan bir şehir.Şehrin kendine has deyimler, genellikle günlük yaşamda kullanılır ve yerel kültürün önemli bir parçasını oluşturur. Kahramanmaraş'ın deyimler hem şehir sakinleri hem de dışarıdan gelenler için merak konusu oldu.

"Bağlama" deyimi, Kahramanmaraşlıların sık sık kullandığı bir ifade olup, genellikle iki kişi arasındaki bağı ya da ilişkiyi ifade etmek için kullanılır. Bu deyim, genellikle birisinin başka bir kişiye yardım ettiği, destek verdiği veya aralarındaki ilişkiyi güçlendirdiği durumları tanımlamak için kullanılır. Örneğin, birisi size bir iyilik yaptığında veya size yardım ettiğinde, ona "Bağlama yapmak" ifadesiyle teşekkür edebilirsiniz. Bu deyim, Kahramanmaraş halkının dayanışma ve yardımlaşma kültürünün bir yansımasıdır.

"Yürek Yemiş" Deyimi Kahramanmaraşlıların Karakterini Tanımlıyor

Kahramanmaraşlıların sık sık kullandığı bir başka deyim ise "Yürek yemiş" ifadesidir. Bu deyim, genellikle cesaretli, kararlı ve güçlü bir kişiyi tanımlamak için kullanılır. Kahramanmaraşlılar için "Yürek yemiş" olmak, zorluklarla başa çıkma yeteneği, kararlılık ve cesareti ifade eder. Bu deyim, Kahramanmaraşlıların karakterini ve kimliklerini tanımlayan önemli bir öğedir.

Kahramanmaraş'ta sık sık duyulan bu ve benzeri deyimler, şehrin kültürel zenginliğini ve yerel kimliğini yansıtan önemli bir unsurdur. Bu deyimler, Kahramanmaraş'ın sosyal ilişkilerini, değerlerini ve yaşam tarzını yansıtan önemli birer kültürel miras olarak kabul edilir.

“Bilerek ve isteyerek iftira atmanın ‘melunluk’ olduğunu hatırlatırız” “Bilerek ve isteyerek iftira atmanın ‘melunluk’ olduğunu hatırlatırız”

Kahramanmaraş'ın deyimleri, şehrin tarihinden gelen zengin bir kültürel mirası temsil ederken, aynı zamanda yerel kimliği ve dayanışmayı vurgular. Bu deyimler, Kahramanmaraşlıların günlük yaşamlarında sıkça kullandığı ve geleneklerini yaşatmak için önemsediği ifadedir.

İşte tüm Maraş deyimleri şu şekildedir:

  • Abayı yakmak: Tutulmak, âşık olmak.
  • Abdal çadırı: Misafire ikramda bulunulmayan yer
  • Abdal çalıyor, cingan oynuyor: Karma karışık, dağınık, düzensiz.
  • Acısını çıkarmak: İntikam almak bedel ödettirmek.
  • Aç gezip tok sallanmak: Yoksulluğunu gizlemek için caka satmak.
  • Aç kabadayı gömleksiz kibar efendi: Düştüğü yoksulluğa aldırmayıp geçmişteki soyluluğunu sürdürmeğe çalışmak.
  • Açtı ağzını, yumdu gözünü: Diline ne geldiyse söyledi.
  • Adı çıkmak: Namus lekesi almak.
  • Ahı gidip vahı kalmak: Güçten, takatten kesilmek.
  • Aklına muheyt ol: Aklına sahip ol
  • Al birini, vur ötekine: Birbirinden farkı yok anlamındadır.
  • Al sana bir iş: Beklenilmedik bir anda bir olayın olması hâlinde ilk söylenilir.
  • Analar beze sararmış: “Analar kundağa sarmamış” şeklinde de kullanılan bu tabir  çok zeki, çok kabiliyetli, çalışkan, birazcıkta fırlama olan insanlar için kullanılır.
  • Anası ayran, babası çökelek: İsimsiz bir aileden gelmek.
  • Anası soğan, babası sarımsak: İsimsiz bir aileden gelmek.
  • Apık sapık konuşmak: Mantıksız konuşmak.
  • Apışıp kalmak: Şapşallaşmak.
  • Aralıkta kalmak: Sığınacak, barınacak yeri olmamak.
  • Ard eteği ıslık çalmak: Aşırı telâşlı olmak
  • Avdet etmek: Geri dönmek
  • Avrat yerine kalayı kucaklamak: Yanlış iş yapmak
  • Ayağın göl, aşın sel: Madem sözümü dinlemedin istediğini yap neticesine katlanırsın demektir.
  • Ayıkla pirincin taşını: Karmaşık hâle gelen bir durum karşısında işin çözülemezliğini ifade eder.
  • Babanı neye getirmedin: Kadın hamamına, yaşı biraz büyümüş erkek çocuk gider ise, ona kullanılan ifade bu şekildedir.
  • Bağrına taş basmak: Duyarsızlaşmak, dygusuzlaşmak.
  • Bahta bakan: Bukalemun
  • Bakır çalmak: Yemeğin kalaysız bakır kaplarda fazlaca kalarak bozulması.
  • Bal etmez arı olmak: Uğraşır görünmesine rağmen bir şey üretememek.
  • Baldırı cıplak: Fakir, malı mülkü olmayan
  • Baltayı sen vur da ıhını ben söyleyim: İş yapanı teşvik etmek.
  • Başı lahd ağacına değmek: Üstesinden gelemediği güçlükle karşılaşmak.
  • Başına yetmek: Tamamen azıtmak, belasını bulmak.
  • Batal olmak: Batmak, yok olmak, kaybolmak.
  • Bayrak düren: Uğursuz, düğün evini ölü evine çeviren.
  • Baz almak: Ölçü olarak almak.
  • Beh vurmak: Pey vurmak, artırmak.
  • Bel vermek: Direklerin üzerindeki yükten dolayı bükülmesi, ayak diremek, inat etmek.
  • Belim berk: Güvenim var.
  • Berdar etmek: Darağacına asmak.
  • Beşir etmek: Başarmak.
  • Bey vurmak: Alış veriş sırasında malın fiyatını tespit edip, mal sahibine kaparo vermek.
  • Bir deri bir kemik kalmak: Cılızlaşmak, zayıflamak, sıskalaşmak.
  • Bir dikili ağacı olmamak: Hiçbir malı mülkü olmamak.
  • Bir dinde durmamak: Durmadan karar değiştirmek.
  • Bir eli yağda, bir eli balda olmak: Rahat bir yaşantı sürmek.
  • Bir Köroğlu, bir Ayvaz: Çoluk çocuğu evlenip giden karı koca.
  • Birdemlik gelmek: Gitmemek üzere gelmek, kocası evinden bir daha dönmemek üzere baba evine gitmek/gelmek.
  • Boş gezenin boş kalfası olmak: her hangi bir işi olmamak.
  • Boyacı küpü mü: Bir konunun çabuk halledilmesi istenildiğinde, işin zor olduğunu anlatmak için kullanılır.
  • Boyun olmak: Şahitlik yapmak, kefil olmak.
  • Bölük pürtük: Ufak tefek, az
  • Burnundan kıl aldırmamak: Kibirli olmak.
  • Burnunun yivi yok: Utanmak nedir bilmez.
  • Car car etmek: Çok ve gereksiz konuşmak
  • Cecikleri gevşedi: Olaya ikna oldu, gevşedi.
  • Cerre çıkmak: Eski zamanlarda para ve erzak toplamak üzere sayılı aylarda köylre dağılıp imamlık ve müezzinlik etmek.
  • Cıba bendek: Her şeyi alınmış, çıplak
  • Cıbalağı çıkmak, cıbılığı çıkmak: İyice ıslanmak
  • Cin eniği: Anasının gözü, çok uyanık insan.
  • Cumbur cemaat:Topluca
  • Çam sakızı çoban armağanı: Küçük hediyenin mazeret ifadesi.
  • Çapıt çürüğü:  Hanımın sözüne uyan erkekler için bu tabir kullanılır.
  • Çarha vurmak: Çarkta bilemek, keskinletmek.
  • Çem basmak: Olayı görmemezlikten gelmek.
  • Çil yavrusu gibi dağılmak: Darmadağın olmak, başının derdine düşmek.
  • Çirtikli terlik:Yazın delikanlıların başına giydiği patiskadan yapılmış kenarları ipekle işlenmiş başlık.
  • Davara gitmek: Vaktini boşa harcadı, boş vakit geçirdi, hayvan otlatmaya gidenlere de denir.
  • Dayak durmak: Payandalık yapmak.
  • Defterini dürdü: (işini bitirdi.)
  • Dem sürmek: Mutlu yaşamak
  • Deveyi kucağa alıp karıncaya bindirmek: Üstesinden gelemeyeceği yükün altına girmek.
  • Dıdısının dıdısı: Çok uzak akraba, ‘hani akrabam diyordun, meğer dıdısının dıdısıymış.
  • Dışa gitmek: Evliyken başka bir kadınla ilişki kurmak.
  • Dışarı çıkmak: Tuvalete gitmek.
  • Dışlığı gelmemek: Canı sıkılmak.
  • Dik alanın daniskası: Tam hakikat, hakikatin ta kendisi.
  • Dikili düşmek: Aniden ortaya çıkmak.
  • Dil dibeği, dilli dibek: Tatlı dili ile herkesi kandıran.
  • Dil otu yemiş: Dili ile herkesi ikna edebilen.
  • Dimdik durmak: Dik durmak, diklemesine durmak, yeni yürümeye heveslenen çocuğun bir yerden tutunmadan ayakları üzerinde durması.
  • Diriz elinç etmek: Can Çekiştirmek.
  • Diş çalmak: Isırmak.
  • Döh çekmek: “Döh” diyerek nara atmak
  • Dölek durmak: Düzgün, iyi, uslu durmak.
  • Duluğu güzel: Kabakulak olup da yanağı yazılan çocuk.
  • Dük atmak: Dik atış, iyi gülle atmak.
  • Dülüğü düşmek: Açlıktan ölecekmiş gibi olmak
  • Düttürü leyla: Hafif kadın.
  • Düzüm düzüm olmak: Sıra sıra olmak.
  • Efendime söyleyeyim: Bundan sonra.
  • Eke toka: Çok bilmiş, kurnaz.
  • Ekmedim bostan, yemedim karpuz: Bu dünyada bir gün bile iyi gün -saltanat- görmemek.
  • Eksik etek, esik etek:  Kadın için kullanılır.
  • El kiri: Para, gereksiz, önemsiz.
  • Eli belinde, eli böğründe: Ahşap yapılarda çıkmaların altına konulan yan destek.
  • Eli işte gözü oynaşta olmak: İşine gereken ilgiyi göstermemek
  • Elin kızı: Yeni gelinler için ve eş için kullanılır.
  • Elini öptüğüm: Karşısındakine hürmet ifade eder.
  • Eliyin artığı: Maraş'ta yediği yemeği söylerken karşıya hürmet ifadesi olarak sizin yediğiniz yemeğin artığı anlamında kullanılır.
  • Engil almak: Bağ çubuğunun üzüm veren dallarının kuvvetini alan lüzumsuz dip sürgünlerinin kopartılması.
  • Enikli gancık: Yavruları olan dişi köpek.
  • Eski köye yeni âdet getirmek: Olmayan bir şeyi huy edinmek.
  • Eşeğin terkisi: Eşeğin binilecek arka kısmı.
  • Etliye sütlüye karışmamak: Meselelere uzak kalmak, kendi hâlinde yaşamak.
  • Eyyam dümbeleği: Günün adamı.
  • Fan fan ulumak: Issızlık, sessiz.
  • Fellik fellik aramak: Didik didik aramak.
  • Fırıl fırıl fırlamak: Çabuk çabuk dolaşmak.
  • Firik ütmek: Sap ya da daldaki tahılın ateşte hafifçe pişirilmesi.
  • Fit olmak: Anlaşmak
  • Fon fon ulumak: Yalnız kalmak.
  • Gadasını almak: Derdini, belasını almak.
  • Gafadan atmak: Uydurmak.
  • Gafasını küllük dutmak: Kafasını biraz aşağı eğmek.
  • Gâh etmek: Çağırmak, oyunu yönlendirmek
  • Gâh gelmek: Karşılığını vermemek, ödememek.
  • Ganalgası tez: Çabuk inanır.
  • Gara gura görmek: Ürperti veren, anlamsız, ipe sapa gelmez rüya görmek.
  • Garamet gandan çetin: İftiraya uğramak her şeyden daha kötü.
  • Garip yiğit: Kendi hâlinde, kimseye zararı olmayan.
  • Garnı zil çalmak: Çok acıkmak.
  • Gaynanası severmiş: Bir yemek üzerine biri gelirse ona iltifat olsun diye söylenir. Kaynanın damadı sevmesi asıl olduğuna göre bu anlamda kullanılır.
  • Gazzık atmak: Ticarette aldatmak.
  • Gırgıbak koparmak: Etrafını yaygaraya vermek, ahlaksızlık çıkarmak.
  • Göz değmek: Nazar değmek.
  • Gözünün kökü gövermek: Çok acıkmak.
  • Gulağının tözü: Kulak zarı, kulak arkası.
  • Guru guru kadanı alim, tahır tahır yoluna ölim: Kuru kuru seversem, takır takır da yoluna ölmüş olurum.
  • Guzgun akıllı: Kurnaz içten pazarlıklı.
  • Güman gelmek: İnanmak
  • Ha geldi ha gelecek: İyice yaklaştı, gelmesine az kaldı.
  • Hacil düşürmek: Utandırmak, küçük düşürmek.
  • Halâs etmek: Kurtarmak.
  • Hamı kesilmek: Kaynatılan pekmezin kül atılarak tortusunun dibe çökertilmesi, bağ ve bahçenin ilk defa bellenmesi veya çapalanması, hayvanların baharda kış günü sürekli kaldıkları ahırdan çıkarılarak ayaklarının açılması.
  • Hamur yoğuran: Peygamber böceği
  • Har vurup harman savurmak: Sahip olduklarını gelişigüzel harcamak.
  • He hey zılgıt: Ortalık düğün yeri gibi.
  • Hecil düşmek: Mahcup olmak
  • Hel olmak: Hepsi dökülmek, üst baş kalmamak, her tarafı kirlenmek.
  • Her kafadan bir avaz: Her kafadan bir ses çıkarmak, başıboşluk.
  • Her taşın altından çıkmak: Kendisini ilgilendiresin ilgilendirmesin her işe karışmak.
  • Herinen heç: Hiç bir şey anlamında.
  • Herk etmek: Nadasa bırakmak, velhan, tarlayı sürmek.
  • Herkes cine kesmiş: Çok kurnazlaşmak.
  • Hodul gezmek: Temiz, yakışıklı gezmek.
  • Hop etmek: Çocukları yukarı doğru atıp tutmak.
  • Hora tutmak: İşe yaramaz.
  • Hort atmak: Öğünmek.
  • Hulgu daralmak: İçi sıkılmak.
  • Humsuluk olmak: Görüp de tadamadığı bir yiyecek yüzünden kişide görülen fiziksel rahatsızlık.
  • Iklım tıklım dolmak: Ağzına kadar, sonuna kadar dolmak.
  • Ilgımını almak: Demini almak, zamanı gelmek.
  • Iras gitmek: İşi rast gitmek.
  • Irzı kırık: Namussuz, güvenilmez.
  • Iskartaya çıkartmak: Çürüğe çıkarmak, işe yaramaz hâle getirmek.
  • Issını bilmek: Sahibini tanımak.
  • Izbandot gibi: İri yarı.
  • İbiği gızarmak: İbiği kızarmak, benzine kan gelmek, kanı hareketlenmek, iyileşmek.
  • İç güveyinden hallice olmak: İç güveysinden biraz iyice.
  • İğdede de var bekerede de: Her ikisinde de var anlamında
  • İki ayağı bir pabuca sokmak: Aceleye getirmek.
  • İki ayaklı eşek: Ahmak adam.
  • İkrah gelmek: Bıkmak, Usanmak.
  • İman tahtası: Göğüs.
  • İmanı gevremek: Her hangi bir durum karşısında çok zorlanmak.
  • İn hopumdan: Beni bırak artık, sırtımdan düş.
  • İntile etmek: Kızdırmak durumu
  • İpsiz sapsız: Başıboş, sorumsuz.
  • İşkembeden atmak: Doğru yanlış demeden konuşmak.
  • İşmar etmek: İşaret etmek, işaretle çağırmak.
  • İt kılı:  Serseri, seviyesiz insan
  • İt yitiği: Arandığında bulunmayan
  • İtin dölü: Gerekmez adam.
  • İtin hâli kendinin hâli: Rezil, perişan olmak
  • Kabala almak: Parçaları veya küçük bölümleri hesaba katılmadan, pazarlık yapılıp toptan almak.
  • Kail olmak: Kayıl olmak, razı olmak.
  • Kapalı kutu: Ne yapar, ne eder bilinmez.
  • Kapıya çıkmak: Dışarı çıkmak.
  • Kayıl olmak: İstemek, kabul etmek, razı olmak.
  • Kaykılıp kalmak: Dikilip durmak.
  • Keçeyi suya atıp çıkan yerini taşlamak: Gözü kara olmak, her şeyden umudunu kesmek
  • Kendi başını bağlamadan Hunu'ya baş bağlamaya gitmek: Bekâr kişinin başkalarını evlenmesinde rol almağa çalışması.
  • Kerestesini öğütmek: Bildiklerini anlatmak.
  • Kesene ömrüne bereket: Yemek yediren ev sahibine denilir. Hem yemeğin hem ömrünün artması için dua.
  • Kesesine kalmamak: Belasını bulmak.
  • Kılı kırk yarmak: İnce eleyip sık dokumak.
  • Kıran girmek: Topluca ölmek (kümes hayvanları için).
  • Kırk seferde bir: Kırk yılda bir.
  • Kim kime dum duma: Kuralsızlık, başıboşluk ve başıbozukluk durumu.
  • Kirinden kit demek: Kirin kumaşı çürütüp kırılır hâle getirmesi.
  • Kirli çıkın: Cimri ve tamah zenginler için kullanılır.
  • Koluna düşmek: Eline düşmek.
  • Kos kos etmek: İftihar etmek, övünmek
  • Köklümü eşek: O kadar da değil.
  • Kökü beleş olmak: Bedava olmak
  • Kömek olmak: Kümelenmek, toplanmak.
  • Kör itin öldüğü yer: Çok uzak yer
  • Kuruya yüzmek: Bedavaya çalışmak.
  • Kuyruğu kuş pişirmek: Aşırı telâşlı olmak
  • Küçen olmak: Kızan olmak.
  • Lafın eyâsine vurmak: Konuşmaların koyulaşması, kıvama gelmesi hâli.
  • Lavgıya almak: Küçük düşürmek için takılmak.
  • Lödük dikmek: Başarılı olmak
  • Macca etmek: Çaresiz kalmak, rezil olmak, yaşamaktan bıkmak.
  • Maf olmak: Mahvolmak, bitmek, tükenmek.
  • Mal bulmuş mığrıbı: Görgüsüz zengin.
  • Malıyla malamat olmak: Serveti, malı olmakla birlikte rezil ve perişan olmak.
  • Mana mana oynatmak: Gereksiz işler yaptırmak, alay edercesine iş yaptırma
  • Matrah satmak: Mal satmak, bilgiçlik taslamak.
  • Mezer altından işemek: Karnından konuşmak, içten pazarlıklı olma hâli.
  • Mıh kırığı: Cimri
  • Mıheyt olmak: Sahip olmak, mukayyet olmak.
  • Mitili sermek: Bir yerde sürekli kalacakmış gibi oturmak
  • Muşmula suratlı: Sevimsiz yüzlü, muşmula fındık şeklinde, tadı eriğe benzeyen yabani meyve.
  • Namırsa siyeç: Enişte.
  • Nen söylemek: Ninni söylemek.
  • Nevri dönmek: Rengi değişmek.
  • Ocağından kül dağıtmak: Eskiden kiprit çakmak gibi şeyler az bulunduğundan evlerin ocakları yakıldıktan sonra, lazım olunca ateşi kullanmak için kor söndürülmez, kül ile örtülerek uyutulurdu. Ateş lazım olanlarda gelip buradan alırlardı. Ocağın sürekli yanması bir zenginlik de göstergesiydi.
  • Oğlu gibi everip, kızı gibi gelin etmek: Tüm yetki sende anlamında kullanılır.
  • Okrası kızmak: Isınmak, konsantre olmak.
  • Ondan kellim: Ondan sonra.
  • Oruç tuttuğuyla bayram etmemek: Geçimsiz.
  • Öllüyün körü: Öllümün körü, daha neler! şaşırma anlamında.
  • Önüm ardıma dönsün: Yönüm ardıma dönsün şeklinde de söylenir. Bu bir yemindir. Çarpılmak anlamında kullanılmaktadır.
  • Palazı çıkmak: Yere serilmek, yorgun düşmek.
  • Pandılı düşük: Bozuk kıyafetli.
  • Para tuzağı: Gösterişli olup, işe yaramayan mallar için bu tabir kullanılır.
  • Param partal: Darmadağınık, düzensiz.
  • Partutuş olmak: Eli ayağı birbirine dolaşmak.
  • Perpir tenesi gibi dökülüyordu: Aşırı derecede ağlıyordu.
  • Pers olmak: Yüzükoyun, yüzüstü yere düşmek.
  • Püskül tellemek: Saç uzatmak.
  • Sak durmak: Saklanmak, gizlenmek, dikkatli, tedbirli olmak.
  • Sakalını yoldurmak: Sakalını kaptırmak, sözünü dinletememek.
  • Saza beze gitmek: Pavyona gitmek.
  • Seksen kapıya doksan deynek vurmak: Kapı kapı dolaşmak
  • Sıdkı sıyrılmak: Umudunu kesmek, o işten fayda gelmeyeceğine inanmak.
  • Sıtkını sıyırmak: Bir insanın kişi, yer ve duruma, güvenini yitirmek.
  • Sicim gibi olmak: İp gibi olmak, dümdüz olmak.
  • Simonun iti gibi gezmek: Başı boş gezmek.
  • Sohum sohum sokranmak: Kendi kendine çevresinden ve içinde bulunduğu durumdan şikâyet etmek.
  • Son soluk: Ahir nefes.
  • Sorgu deyişi: Muamma, âşıkların birbiriyle atışmaları sırasında sordukları soru.
  • Sömeği pıtmak: Düzeni bozulmak.
  • Su dökmek: Küçük abdest yapmak, ufak çiş yapmak.
  • Sulu sufatlı: Mümbit, sulu ve güzel yer.
  • Suyuna tirit: Paça suyu ve ekmeğin yeme hâli, gizli zampara.
  • Süt yoldaşı: Süt kardeşi.
  • Şafağı dağıtmak: Alnı parçalamak, ‘kele edem şafamızı dağıtıyordun.’
  • Şamar atmak: Tokat atmak.
  • Şamata sandığı: Radyo.
  • Şeytanın beleş amelesi: Gerekli gereksiz her işi yapan
  • Şikara çekmek: Nazlanmak.
  • Şirifi düşmek: Eski saygınlığını, güzelliğini kaybetmek
  • Taaccüp etmek: Şaşırmak
  • Tapı kılmak: İtaat etmek, gönülden bağlanmak, biat etmek.
  • Taş çatlasa: Bu tabir en fazla, en kötü ihtimalle anlamında kullanılır.
  • Tava gelmek: Toprağın sürülecek hâle gelmesi.
  • Tavuk görse benim diye sahip çıkar: El ayak ve yüz kirliliğini vurgulamak.
  • Tay durmak:  At ve eşek yüklenirken yükün dengelenmesi.
  • Teh düşmek: Dikkat etmek, farkına varmak.
  • Tehennili olmak: Dikkatli olmak
  • Telef olmak: Ölmek, yok olmak, kaybolmak.
  • Telli gubur: Çakmaklı tüfek.
  • Temannah etmek: Boyun eğmek, kabul etmek
  • Tembih etmek: Öğüt vermek, uyarmak.
  • Temcid pilavı gibi dönüp dönüp anlatmak: Aynı şeyi sürekli tekrarlamak.
  • Tengil terezi: Derli toplu.
  • Tın tın etmek: Konuşmak.
  • Tırık durna: Çelimsiz, zayıf çocuklar için söylenir.
  • Tırlık şalvar: Elde bükülen pamuk ipinden, ıstarda dokunan, kalın bezden dikilen şalvar.
  • Tırnağın varsa başını kaşı: Kimseden yardım bekleme.
  • Tir olmak: Yanmak.
  • Tomus gozu: Temmuz ayında yetişen ceviz.
  • Tongaya düşmek: Tongaya düşmek, oyuna gelmek.
  • Toonak olmak: Dağılmak, yıkılmak.
  • Torlayıp toplamak: Derleyip toplamak.
  • Toz olmak: Kaybolmak, gözden uzaklaşmak.
  • Turası silinmiş: Utanmaz adam.
  • Tusda beklemek: Uygun zamanı kollamak.
  • Uykumdan zerikledim: Çok uykum geldi, sersemledim.
  • Uz durup bek sokmak: Sakin görünüşlü olup, daha sonra bela çıkarmak
  • Velhan etmek: Bir sene sonra ekilecek tarlayı sürüp hazırlamak, tarlayı bir yıl dinlendirmek.
  • Vıddırıvızzık: İşe yaramaz nesne.
  • Ya herro, ya merro: Ya hep, ya hiç.
  • Ya taht, ya baht: Ya kazanmak, ya da kaybetmek.
  • Yalama yannık: Boşboğaz, geveze
  • Yatıya gitmek: Bir yerde yatmak üzere konuk olmak, hayvanları geceleyin otlatmak.
  • Yavan tarhana: Değersiz, ehven.
  • Yazının yüzü: Açık arazi.
  • Yelken külah: Çok hızlı.
  • Yol üstüne uzatmak: Kimsesizleri yol kenarına gömmek.
  • Yolun çiğini açmak: Kış aylarında geceleri çiğ yağar. Tozlu yollardaki izleri siler. Buradan ilk gidenin izi belli olur. Buna yolun çiğini açmak denir.
  • Yornuk almak: İstirahat etmek, dinlenmek.
  • Yumuş buyurmak: Birisinden bir şey yapmasını istemek, buyurmak.
  • Yükünü üceye yığmak: Kendini pahalıya satmak, naz etmek, gönüllenmek.
  • Yüreği oynamak: Korkmak, heyecanlanmak.
  • Yüz ağartmak: Memnun etmek.
  • Yüzünguyu: Yüz üstü, yukardan aşağıya, meyilli.
  • Zangadak durmak: Aniden durmak.
  • Zıbar yat yemeği: Yatacak vakit yenen yemek, yatsıdan sonra yenen yemek.
  • Zılgıt yemek: Azar işitmek.
  • Zımaranın sırtı: Ne halt edersen et.
  • Zır cahil: Hiçbir şeyden haberi olmayan, hiçbir şey bilmeyen.
  • Zırnık vermemek: Hiçbir şey vermemek.
  • Zil vurmak: Bitkinin kök salması.
  • Zillinin biri: Utanmazın biri.
  • Zöhürde sahallanmak: Zihin yaşı takvim yaşının üzerinde olan çocuğu tanımlamak için kullanılır.  
  • Zuru bağlanmak: Kısmeti kapanmak.