Çetin Altan, Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alırken, "Türkiye nereden nereye" geldi diye düşündüm.
Altan, 1965-69 arasında, Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekiliydi.
Meclis'te ne büyük kavgalar yaşanmıştı. Hele bir tanesi: Dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan kürsüde TİP'i komünistlikle suçluyor ve Çetin Altan oturduğu yerden ona karşı geliyor: "Böyle konuşamazsınız."
O tarihte, zaten komünizm propagandasını yasaklayan Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142'nci maddeleri yürürlükte.
Faruk Sükan, görüşünü kuvvetlendirmek için kürsüden soruyor: "Nâzım Hikmet'i milli şair, vatan şairi olarak göstermediniz mi?"
Çetin Altan cevap veriyor: "Nâzım Hikmet büyük şairdi."
Bunun üzerine Meclis'te büyük kavga çıkıyor; Çetin Altan tartaklanıyor, yumruk yiyor ve Başkan celseyi tatil ediyor.
"Nereden nereye" dememizin sebebi bu.
Daha geçenlerde, AK Parti hükûmeti, tabii Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katkısıyla, Nâzım'a vatandaşlık hakkını iade etti.
Düşünün... Nâzım Hikmet üzerindeki hassasiyet kalkalı seneler geçmiş, ama hiçbir iktidar, her nedense, şairi, yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alamamış.
Ve işte şimdi görüyoruz ki, 40 yıl önce, Meclis'te Nâzım Hikmet'e "Büyük şair" dediği için dayak yiyen Çetin Altan'a da, Kültür ve Sanat Büyük Ödülü veriliyor.
AK Parti'de bir solcu
Sinan Genim, AK Parti'nin Kadıköy başkan adayı; yüksek mimar. Hem tarihimize, tarihimizin değerli eserlerine, hem de çevreye duyarlı biri.
Niçin siyaset? Daha önce, Vehbi Koç'un rahmetli kızı Sevgi Gönül ile, Beşiktaş Belediye Meclisi üyeliği görevinde bulunmuş. Belediye Başkanlığı'na siyaset değil, hizmet yeri olarak bakıyor.
2008'in Aralık ayında Habertürk'te, İlber Ortaylı ile birlikte katıldığı programın ertesi günü, Kadir Topbaş kendisini arıyor, Kadıköy'e aday olmasını teklif ediyor.
Uzun uzun Tayyip Erdoğan'la da görüştükten sonra kararını veriyor.
Sinan Genim, "Türkiye seçkinlerinin, şehirlilerin, halka tepeden bakan buyurgan üslûbunu" eleştiriyor.
"Şehirli kitlenin, varoşta yaşayan insanların kültürel olarak dönüşmesine yardım etmesi lâzım" diyor.
"Kadıköy'ün entelektüel halkı, bu zihniyet değişikliğinde öncü rol oynamalı" diye sürdürüyor sözlerini.
Sinan Genim'in Çengelköy'de çok şık döşenmiş bir yazıhanesi var. Klasik ile moderni bağdaştırmış.
Siyasette de, "çevre" ile "merkezi" barıştırmak istiyor. Zaten sol kökenli biri olmasına rağmen, AK Parti'ye girmesi de, uzlaştırma yolunda bir adım olarak telâkki edilebilir.
Sormasam, solculuğunu filân söyleyecek değildi. Fakat duvarında, ressam Nurullah Berk'in bir tablosunu gördüm.
Malûm, Nâzım Hikmet, Nurullah Berk'in eşi Münevver Hanım'a âşık oldu; birlikte yaşadılar ve Mehmet isimli bir çocukları doğdu.
Renan ise, Münevver Hanım'ın Nurullah Berk'ten olan kızının adıydı. İşte Sinan Genim, Renan Hanım ile evli.
Kazanırsa Kadıköy'e hizmet edecektir.
Ama kazanmasa dahi, farklı kesimleri birbiriyle uzlaştırma adına AK Parti'ye girmesi, her halükârda gri noktalarda buluşmamıza katkı sağlayacaktır.
Sinan Genim'in yazıhanesinde, kayınpederi Nurullah Berk'in bir tablosu asılı duruyor.
Küçük: İddia mı, iftira mı?
Yalçın Küçük'ün, hal, tavır ve konuşmaları, hayli ilgi çekiyor. 32. Gün, bu sayede reyting rekoru kırdı; tebrikler...
Sahi, Küçük'ü biraz Tuncay Güney'e benzetmiyor musunuz? Aynı esrarlı tavır, benzer çelişkiler, ağız dolusu suçlamalar.
Yalçın Küçük'ün bir iddiası ve bu iddiaya karşı Demirel'in adeta suskun kalması, acaba "Devlet onu da mı kullanmıştı?" diye düşünmeme yol açtı.
Acaba, devlet dengesiz insanları kullanmayı mı tercih ediyor ya da şahısların devlet tarafından kullanılınca dengeleri mi bozuluyor?
Yalçın Küçük, 24 Aralık 1995 seçimlerinden önce, MİT'in, Öcalan'a karşı düzenlediği bir suikastı, Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve muhalefet lideri Mesut Yılmaz'ın bilgisi dahilinde Öcalan'a sızdırdığını itiraf etti.
Demirel, bu konuda sorulan soruyu geçiştirdi: "Bu gibi hallerde lâf çok. Senin dediğinin üzerinden 15 sene geçmiş. Bunlar eskiye ait şeyler. Biraz önümüzdeki zamanın işleriyle uğraşsak daha iyi olur."
Apo'ya suikastın haber verildiği lâfı hep var.
Gazeteci Şamil Tayyar'ın sorusu üzerine, Yalçın Küçük, "Devlet istedi" diye konuya açıklık getirdi.
Peki, bu devletin içinde niçin Başbakan Tansu Çiller yok? Çünkü galiba "devlet" (Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve ana muhalefet lideri) Apo'yu yakalayarak, Tansu Çiller'in siyaseten prim kazanmasını arzu etmiyordu.
İddia doğruysa, neden Yalçın Küçük "elçi" seçilmiş olabilir? Apo'ya övgüler dizdiği "Dirilişin Öyküsü" kitabını okursanız anlarsınız.
Sadece birkaç cümle vereyim...
Apo ile Bekaa vadisinde yüz yüze görüşürken sarf ettiği sözler: "Sizi çok sağlıklı, çok güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı...
Sevgili Başkanım, mücadele sürüyor, savaş devam ediyor.
Geçen yaz Bochum'daki Uluslararası Festival için gittiğimde ' PKK ve özellikle lideri Apo, Kürt insanının başında gül bahçesi açtırıyor' dedim..."
Nazlı Ilıcak
[email protected]
Sabah
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl
Trend Haberler
Eylül Öztürk'ün Yeni Sevgilisi Deniz Ozsoy Kimdir?
Kahramanmaraşlı emekli başsavcı küplere bindi: Kovarım seni buradan
Kahramanmaraş plakalı araç kaza yaptı! 3 kişi öldü
Kahramanmaraş'ta ailelerden Klinik Psikolog Mehmet Teber'e yoğun ilgi!
Muhlise Karagüzel Kimdir, Neden Tahliye Oldu?
Kahramanmaraş'ta ilçe müdürü resmen değişti!