2002’de AK Parti’ye...

“Statüko yenilgiye uğrasın” diye...

“Merkez sağın iki partisi de tarihe gömülsün” diye...

“Ekonomik krizin intikamı alınsın” diye...

“Koalisyondan çekilen acılar bitsin” diye...

“Beceriksizler gitsin” diye...

“Sistem dönüşsün” diye...

Oy yağdırıldı.

2007’de AK Parti’ye...

“367 saçmalığına cevap olsun” diye...

“Asker siyasete karışmasın” diye...

“Darbe tehdidi altında yaşamayalım” diye...

“Yaşam tarzı üzerinden yapılan propaganda son bulsun”
diye...

“İktidar olan muktedir olsun” diye...

“Azınlığın tahakkümü son bulsun” diye...

Oy yağdırıldı.

Şimdi 2011’deyiz.

2002’de ve 2007’de AK Parti’ye oy yağdırma gerekçeleri, eski masumiyetini, temizliğini ve saflığını kaybetmiş görünüyor.
Ve bugün manzara-i umumiye aşağı yukarı şöyle:

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeninde oluşan “Şu sandık bir önümüze gelse de hesap sorsak” duygusu, 2011’de muhalif seçmende oluştu.

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeni “Statüko yenilgiye uğrasın” derdi. 2011’de muhalif seçmen, “AK Parti statükosu yenilgiye uğrasın” diyor.

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeni “Azınlığın tahakkümü son bulsun” diye sandığa giderdi. 2011’de muhalif seçmen “Çoğunluğun tahakkümü son bulsun” diye sandığa gidecek.

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeni, egemenlerin kibir, gurur ve küstahlığına karşı öfkelenmişti. 2011’de muhalif seçmen, AK Parti’nin kibir, gurur ve küstahlığına karşı öfkeli...

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeni özgürlük için oy vermişti. 2011’de muhalif seçmen özgürlük için oy verme derdinde.

2002 ve 2007’de AK Parti seçmeni mobilize olmuştu. 2011’de muhalif seçmen daha mobilize olmuş görünüyor.


Cesur burjuva İshak Alaton

LİBERAL fikirlerin ortaya atılmasının çokça yadırgandığı bir dönemde bütün şimşekleri üzerine çekmeyi göze alarak liberal çıkışlar yapmış biridir İshak Alaton.

İş dünyasında herkesin Turgut Özal’la dirsek teması kurmak için çırpındığı ve sosyal demokrasiye yanaşmanın bedeli olduğu bir dönemde ise “Ben sosyal demokratım” demiş, diyebilmiş biridir İshak Alaton.

Bir azınlık mensubunun, “azınlıklara yapılan zulümler” konusunda konuşmaktan köşe bucak kaçtığı bir dönemde azınlıklara yapılan zulümleri, kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatmayı başarabilmiş biridir İshak Alaton.

TÜSİAD’ın sivil bir anayasa için attığı adımlardan tornistan etmesine en fazla bozulan, en fazla öfkelenen ve bu öfkesini içine atma gereği duymayan biridir İshak Alaton.

Ve son olarak Kürt sorunu konusunda herkesin ürkekleştiği, cesaretten yoksun hale geldiği bir dönemde, söylenmesi gereken ne varsa, sonuna kadar söylemiş, söyleyebilmiş bir isimdir İshak Alaton.


Gereksiz tatmin

“ÖSYM’de şifre iddiası” üzerine ilk tatmin olan kişi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü.

Cumhurbaşkanı Gül’ün ardından “Ben de oldum... Ben de oldum...” açıklamaları geldi.

Fakat...

Cumhurbaşkanı Gül, Endonezya’dan Türkiye’ye dönerken yolda “tatmin olma” açıklamasını revize etti.

Şöyle diyor:

“Tatmin oldum olmasına nihai kararı savcılar verecek, esas ondan sonra tatmin olacağım.”

Bu açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Gül’e şunu sorabiliriz:
“Madem savcılar karar verince tatmin olacaktınız neden topluma gereksiz bir ön tatmin duygusu yaşattınız ki?”


CHP’de işe yarar bir aday

HEP sosyal demokratlar, AK Parti’den aday olacak değil ya...
İşte merkez sağdan bir isim, Aydın Ayaydın da CHP’den adaylık başvurusu yapmış.

Hemen söyleyeyim:

Aydın Ayaydın gibi...

Halkın sorunlarına pratik çözüm bulma konusunda gayet mahir...
Hayvancılık sektörü gibi genelde ilgi gösterilmeyen alanlarda yaşanan darboğazı iyi bilen...

Bankacılık sektörünün durumuna vakıf...

İş bilen, iş bitiren...

Sonuca odaklanmış...

Kasmayan, kastırmayan...

Bir isme CHP’nin çok ama çok ihtiyacı var.



Sarı muhalif Hilal Kaplan’a

BAŞÖRTÜLÜ yazar Hilal Kaplan, “Başörtülü aday yoksa oy da yok” eylemini savunurken şunu yazmıştı: “Talebimizin siyasette karşılık bulabileceğine dair beni umutlandıran kişi hiç şüphesiz Başbakan Erdoğan’dır.”

Ben de kendisine “Böyle icazetli muhaliflik mi olurmuş?” demiştim.
Hilal Kaplan’dan cevap geldi.

“Nişantaşılı!” diyor bana...

Desin, desin...

İsterse “dalaksız” da desin.

Ama şu soruların cevabını da versin: Eylem koyan insan “maslahat” gözetir mi? Nerede görülmüştür bir isyancının, cesaretini Başbakan’dan aldığı? Siyasi başkaldırıya soyunmuş bir aktivistin, Başbakan’ın gözünün içine bakması, “sarı muhalefet” değilse nedir?



Güncel vecizelerim

BANA hayran olduğun şarkıcıyı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Sitcom’cu köşe yazarı olunmaz, doğulur.

Şifreyi çözmek için harcanan emek, sınav için harcansa başarı kaçınılmaz olur.

Sevdiğin Başbakan’a laf söylenmemesini talep etmek için, sevmediğin Başbakan’a laf söylememiş olman gerekir.

Eğer bir adam, sırf “jöleleme” yaptığı için Meclis’e kapağı atarsa, “yağ yakan kazanır” algısı bir algı olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür.



Sık yapılan beş hata

BİR: Tek seçicinin parti genel başkanı olduğu bir seçimde aday adayı olmak.

İKİ: Kendisini cemaatine, grubuna, arkadaş çevresine, örgütüne adamış bir şahısla politik tartışmaya girişmek.

ÜÇ: Kadının erkeğe ya da erkeğin kadına “Ben sana mahkûmum” imajı vermesi.

DÖRT: “Gâvur” denilerek küstürülmüş bir şehri, kesenin ağzını açmak suretiyle kazanmayı ummak.

BEŞ: Birine laf anlatmanın imkânsız olduğunun anlaşıldığı andan sonra da laf anlatmaya devam etmek.


AHMET HAKAN
[email protected]

CNN TÜRK Tarafsız Bölge Programı Yapımcısı