Dün, telefon dinlemelerini protesto için avukatlar yürüdü. Adalet Bakanı'nın açıklamalarına rağmen, bu genel protesto havasından bir şeyler sezinlemiyor musunuz?

28 Şubat sürecinden gelen birikimlerimle, doğrusu ben şüpheye düşüyorum. Besbelli yeni bir Psikolojik Harekât denemesiyle karşı karşıyayız. 1998'in Nisan ayında, PKK'lı Şemdin Sakık'ın sözde itiraflarından yola çıkarak, bazı siyasi partilerin, derneklerin ve gazetecilerin karalanması kampanyasında rol alan "merkez medyayı" uyarmak isterim.

Güçlü Eylem Planı'nda yazdığı gibi ve öngörülen tarihte (1998'in Nisan ayında) Andıç'taki iddiaları aynen sütunlarınıza aldınız; Andıç'ta, "Psikolojik Harekât için yararlanılabilecek" denilen gazeteciler de, o düzmece habere dayanarak birçok kişiyi "vatan haini" ilân etti.

Andıç belgesi 2000 yılında elime ulaştığında, bir basın toplantısıyla bunu kamuoyuyla paylaşmıştım. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da "Evet gerçektir; ama bu, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin genel görevleri içindedir" açıklamasını yapınca, belgenin sahte olmadığı anlaşıldı; Psikolojik Harekât'a alet olanlar, -2 yıl gecikmeyle de olsa- defalarca "Farkına varmadan kullanıldık" diye özür dilediler.

Testiyi kır, sonra özür dile. O tarihte, bu özürleri kabul ettik. Ama gene alet oluyorlar. Albay Dursun Çiçek'in peşine düşeceklerine ya da "Cuntanın ucu meydana çıksın" diye uğraşacaklarına, ya Adli Tıp'ı suçluyorlar, ya da -Adalet Bakanı defalarca açıklama yapmasına rağmen- hükûmeti telekulak skandalının faili gibi gösteriyorlar.

Kısacası "Silâhsız kuvvetler" gene işbaşında. Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın harekete geçmesi, barolar ve yüksek yargı organlarının kimi üyesinin "Yasadışı dinlemeleri protesto ediyoruz" gerekçesiyle sokağa dökülmesi, beni bu elem dolu düşüncelere sevk etti.


Psikolojik Harekât mı?



Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2005'ten 2009'a kadar, son 5 yılda, hâkim ve savcılar hakkında toplam 20 bin 443 şikâyet yapıldığı, bunlardan bin 209'unun soruşturma ve kovuşturmasına izin verildiği, bu rakamın sadece 69'unun telefonlarının dinlendiği bilgisini verdi.

Bakan Ergin, ayrıca, şikâyetlerin, hangi oranda kovuşturma ve soruşturmaya dönüştüğünü de açıkladı. 1999'da şikâyet dilekçelerinin % 96'sı işleme konuluyordu. 2005'ten itibaren, oran düşmeye başladı. 2009'da, 4 bin 530 şikâyetin aşağı yukarı yarısı (% 46'sı) hiç işleme konulmadı; ön incelemeye tâbi tutulmadı.

Prosedür şöyle işliyor: Şikâyet gelince, ya hiçbir işlem yapılmıyor ya da ön incelemeye gidiliyor; ön inceleme neticesine göre soruşturma açılıp açılmayacağı kararı veriliyor.

Bakanın verdiği rakamlara göre, ön inceleme, büyük oranda muhakkik eliyle yürütülmüş. (Müfettiş görevlendirmek yerine, şikâyet edilen hâkimin görev yaptığı mahkemedeki ya da yakın bir mahkemedeki kıdemli hâkim ön incelemeyi üstlenmiş) 2009'da, ön inceleme için, 2 bin 229 muhakkik ve sadece 202 müfettiş vazifelendirilmiş.

2009'da, ön inceleme sonucunda, 2 bin 500 civarında şikâyet dilekçesi hakkında, soruşturma ve kovuşturmaya gidilsin kararı çıkıyor. Adalet Bakanlığı müfettişleri ise, kendilerine intikal eden 2 bin 500 dosyadan sadece 210'u hakkında soruşturma ve kovuşturma kararı veriyor. (Kısacası, 2009'da, 4 bin 530 şikâyetin sadece 210'u soruşturma ve kovuşturmaya dönüşüyor) Soruşturma safhası öncesinde, görüldüğü gibi, müfettişlerden ziyade kıdemli hâkimler işi yürütüyor.


Sonuç: Yapılan şikâyetlerin, ön incelemeyle yarısını eleyen ve ancak % 5 nispetinde soruşturma ve kovuşturma açan Adalet Bakanlığı için, nasıl "Yargı baskı altında?" iddiaları ciddiye alınabilir? Peki 1999'da ya da 2000 yılında şikâyetlerin % 96'sı-97'si işleme konulurken ve % 10'un üzerinde bir oran soruşturma ve kovuşturmayla sonuçlanırken, Adalet Bakanlığı baskı uygulamıyordu da, oran % 5'e düşünce mi bir baskı olduğu ileri sürülüyor?

Boşuna "Psikolojik Harekât var. Dikkat!!!" demiyorum.

Nazlı ILICAK
Sabah