Avrupa Parlamentosu’ndaki “Kürt sorunu, Türkiye ve AB” konulu konferansın bir oturumunda Leyla Zana kürsüde...
Konuşmasına Kürtçe başlıyor, simultane çeviri olmadığı için Türkçe devam ediyor. Kürtlerin özgür ve eşit yaşamak istediklerini anlatıyor.
Kürt olduğu için ve Kürt kimliğini savunduğu için Leyla Zana’nın çektiği acıları, yaşadığı işkenceleri, on yılı aşan hapisliğini düşünüyorum kendisini dinlerken.
1991’in Kasım ayı aklıma geliyor.
Genel seçimler yeni yapılmıştı. Leyla Zana ve arkadaşları İnönü’nün SHP listelerinden seçime katılıp milletvekili seçilmişlerdi.
O günü hiç unutmam.
İlk Kürt kadın milletvekili olarak TBMM kürsüsüne çıkan Leyla Zana, yeminini Kürtçe edince parlamento birbirine girmiş, kızılca kıyamet kopmuştu.
O gün belleğime kazınmıştır, çünkü aynı gün Cumhuriyet’te de vazo kırılmış, gazete karnıyarık gibi ortasından ikiye bölünmüştü.
Aradan 19 yıl geçmiş.
Leyla Zana’nın o eski hırçınlığı anlaşılan kalmamış. Köşeler törpülenmiş...
İlkelerini, Kürt sorununa bakışını elbette değiştirmiş değil Leyla Zana. Ancak, yaşadığı acılı yılların kendisini siyaseten olgunlaştırdığı söylenebilir.
Sorunlara siyaseten daha tepeden bakan, sözcükleri daha dikkatle kullanan bilge bir üslup benimsemiş.
Şu da söylenebilir:
Avrupa Parlamentosu kürsüsündeki Leyla Zana, konuşmasının içine yerleştirdiği bazı nüanslarla Kürt siyasal hareketine daha farklı, daha tepeden, daha eleştirel bakıyor.
Ne diyecekse onu yine diyor, ama daha usturuplu, daha yumuşak bir dille. Bu açıdan Leyla Zana Emine Ayna’ya fark atıyor.
Çünkü Emine Ayna genellikle en son söylenmesi gerekenleri en sert üslupla, hiç yutkunmadan pat diye kürsülerden söyleyiveriyor.
‘Yeni bir dil yaratma’nın önemine değinirken şu sözlerini not alıyorum Zana’nın:
“En son söylenecekleri en başta söylemek yanlış olur. Söyleme dikkat etmek lazım. Uzlaşı, siyasal diyalog ve barışın iki tarafı da olacaktır, tek tarafı değil.”
Bu arada belirtmekte yarar var.
Zana’nın bu haklı sözleri, anlaşılan, bazı Kürt siyasetçileri de nişan alıyor. Eğer Kürt sorununu şiddetten arındırıp, demokratik siyasetin meşru kanallarına aktarmak istiyorsak, Leyla Zana’nın bu sözlerine kulak vermekte yarar var.
En son söylenecek sözü en başta söylemek...
Veya en sona bırakılması gerekenleri en başta talep etmek...
Benim deyişimle:
Önceliklerle sonralıkları karıştırmak!
Bu açılardan gerekli özeni göstermeden, Kürt sorunuyla ilgili demokratik açılım veya demokratik çözüm gibi son derece kırılgan bir süreçte yol almak uzak ihtimaldir. Barış ve uzlaşmayı engelleyen duvarları yıkabilmek için siyaseti kapalı kapılar arkasında çok daha ince ince örmek, önce mümkün olabileni düşünmek gerekir.
Konferanstaki konuşmamda belirttiğim gibi, zaman silah ve şiddeti kutsamak değil, parmakları tetikten çekme ve tüm olumsuzluklara karşın diyalog ve barış ipine sarılma zamanıdır.
Başbakan Erdoğan ve hükümeti, Avrupa Parlamentosu çatısı altında fena halde eleştiriliyor, ‘demokratik açılım’ın girmiş olduğu tıkanıklıktan dolayı. Bu eleştirilerin önemli bir bölümü haklı eleştiriler...
Demokratik açılım gibi ‘Ermeni açılımı’nda da eleştiri okları atılıyor Başbakan Erdoğan’a...
Bu son derece eleştirel hava, yalnız Avrupa Parlamentosu kulisinde değil, AB Komisyonu çevrelerinde de esiyor.
Komisyon’da Türkiye’yle ilgili eleştiriler şimdilik daha çok kamuoyu önünde değil, isim vermeden perde arkasında yapılıyor.
Ancak Ak Parti hükümeti toparlanamazsa, Brüksel’de Türkiye’ye karşı esen eleştiri rüzgârları şiddetlenebilir.
İyi pazarlar!
Hasan Cemal
[email protected]
Milliyet
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl
Trend Haberler
Kahramanmaraş'ta doğal gaz patlaması: Ortalık savaş alanına döndü
'Sahabe Adını, Bir Putun Kitabesinde Meze Yapmak; Ya Da Kendi Putuna Şirin, CHP’nin Putuna İbrahim Olmak'
Gizem Özcan kimdir? Fenerbahçe kongresinde Aziz Yıldırım'a neler söyledi?
Duygu Karabaş Kimdir? Sanat ve İş Dünyasındaki Başarılı Kariyeri
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nden Acı Haber: Bir Akademisyen Vefat Etti
Turnike Özlem Kimdir? Sosyal Medyada Yayılan İddialar Hakkında
Next