Gözaltına alınmadan önce, şüphelilere, niçin "Bilginize başvurulacak, ifadeniz alınacak" diye kibar bir davetiye çıkarılmadığı soruluyor; ancak davete icabet edilmediği takdirde tutuklama kararı alınsın isteniyor.

Ama ya aralarından kaçan olursa? Örnekleri yok değil: Rusya'ya sığınan Jandarma İstihbarat Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ; AK Parti eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez ; Bedrettin Dalan .

Ve işte çarpıcı bir örnek: Son operasyonda, Sapanca'daki evinde, 22 el bombası bulunan Yarbay Mustafa Dönmez ; telefonda polislere "Emniyete geliyorum" dedikten sonra kayıplara karışıyor.

Nereden bileceksiniz, kim paşa paşa gidip ifadesini verecek, kim buharlaşacak?

Pek çoğu, "Hele bir gelişmeleri göreyim" der ve yurtdışına çıkmasa bile, koca Türkiye'de saklanacak bir yer bulur.
Bir başka eleştiri de, aramalarla ilgili.

Ne deniyordu?

"Kim hâlâ evinde belge muhafaza eder? Bir şey varsa çoktan ortadan kaldırmıştır."

Ama bakın, İbrahim Şahin'in evinde bir kroki çıktı ve Gölbaşı'nda bombalar, silâhlar, Uzi mermileri bulundu.

Özden Örnek Paşa, günlüklerini bilgisayardan sildi sandı ama, hard disk ine girenler belgeyi ele geçirdiler.

Bırakalım yargıyı, rahat çalışsın. Ayrıca evlerin aranması kararını savcı vermiyor ki!

Hem arama, hem tutuklama için mahkeme kararı gerekiyor. Tutuklamalara itirazı gene hâkimler değerlendiriyor. Üstelik hep aynı hâkim değil.

Sanki bütün gelişmelerin sorumlusuymuş gibi, Savcı Zekeriya Öz aleyhine şikâyetler yağıyor.

Ama Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Şemdinli'de düşülen yanlışı tekrarlamıyor ve ipin ucunu Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) teslim etmiyor.
Ettiği an, Zekeriya Öz'ün, savcı Ferhat Sarıkaya'nın kaderini paylaşması an meselesi.

Hatırlayalım: Şemdinli iddianamesini hazırlayan, Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile onun sıralı amirlerini Hakkâri bölgesindeki bombaların patlamasından sorumlu tutan Savcı Ferhat Sarıkaya, HSYK tarafından meslekten ihraç edilmişti.

Ali Kaya ve Özcan İldeniz hakkında 39 yıl ceza kesen Van Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri de çeşitli atamalarla dağıtıldı.

Ergenekon neyi gölgeledi?

Ertuğrul Özkök, Ergenekon konusunda yaşanan kutuplaşmayı sütununda şöyle anlatıyor: "Bir taraf, 'demokrasi yolunda bir adım daha atıldı' derken, diğer taraf, 'diktatörlük yolunda bir adım daha atıldı' diyor." (8.1.2009-Hürriyet)

Özkök, teşhisinde çok haklı. Ama bu doğru teşhisi koyarken, 10. dalgayı, bir yolsuzluk olayıyla irtibatlandırmasına ne demeli!

"Vahim arsa iddiasının ortaya atıldığı günün ertesinde, Ergenekon'un bilmem kaçıncı dalgası meydana geldi"
diye yazıyor Özkök.

Ergenekon davası savcılarını, "hükûmetin emrinde" ve "yolsuzlukların üstünü örtmekten başka bir şey düşünmeyen" kişiler gibi gösterirken, Özkök, kendisini, o çok eleştirdiği kamplaşmanın kutuplarından biri haline getirmiyor mu?

Ayrıca, arsa iddiasına Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile ilişkilendirereksiyasi bir boyut kazandırmak çabası da hiç gerçekçi değil.

"Haşim Kılıç'ın kararını etkilemek için böyle bir takas yapıldı" denilmekte.

Oysa Haşim Kılıç, yıllardır hep aynı istikamette oyunu kullanıyor. Refah'ın ve Fazilet'in kapatılmasına karşı çıkan Kılıç, damadının binası bir arsa ile takas edilmeseydi, AK Parti'nin kapatılması istikametinde mi karar verecekti?

Ayrıca, hani Melih Gökçek
"AK Parti kapatılsın, Tayyip Erdoğan yasaklansın" istiyordu; çünkü Tayyip Erdoğan'ın yerine oynuyordu?

Öyleyse, AK Parti'nin lehine bir karar alınsın diye neden, Kılıç'ın damadına ucuz arsa versin? Ortaya bir pislik atılıyor, ama maalesef, bir mantıki zemin oluşturmaya bile gayret edilmiyor.

Bir iddia da benden : 10. dalga, AK Parti hükûmetinin Alevi, Nâzım Hikmet, Kürtçe gibi demokratik açılımlarını gölgelemek, Erdoğan'ın, Gazze krizindeki aktif tutumunu ve temaslarını geri plana düşürmek maksadıyla yapıldı. (İster inan, ister inanma!)

Murat Karayalçın'dan açıklama

CHP'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Karayalçın'dan bir açıklama aldım .

1) Melih Gökçek, "Murat Karayalçın doğalgazı % 77 kârla sattı" demişti.

Karayalçın, bunun kâr olmadığını, BOTAŞ'a ödemelerinin yanı sıra, paranın, personel ve dış kredi ödemesine sarf edildiğini belirtiyor.

Bu arada, Gökçek'in Ankaralılardan peşin olarak topladığı doğalgaz parasını, BOTAŞ'a vermediğini de hatırlatıyor.

2) Melih Gökçek, "Karayalçın döneminde doğalgazın abone başına maliyeti bin 700 dolardı.

Benim dönemimde 500 dolar" demişti. Murat Karayalçın, ana istasyonlarının kendi döneminde kurulduğunu, bunun için, 202 milyon dolarlık yatırım gerçekleştiğini, Gökçek, yönetime geldiğinde, abonelerin önemli bir bölümünün, Karayalçın döneminde yapılan altyapıya bağlandığını söylüyor.

3) Melih Gökçek, Karayalçın'ın mekanik sayacı 109 Euro'dan aldığını, bugün mekanik sayaç fiyatının 18.5 Euro olduğunu belirterek, "Kılıçdaroğlu, Karayalçın'dan hesap sorsun" demişti.

Karayalçın,
"109 rakamı doğru değildir" cevabını veriyor ve ilâve ediyor: "Kaldı ki teknolojik gelişmeye paralel olarak sayaç fiyatlarının da ucuzlaması doğaldır."

Murat Karayalçın, "Gökçek EPDK tarafından suçüstü yakalanmıştır. Ankaralılardan haksız yere para toplamış ve bu parayı kullanmıştır" diye sürdürüyor açıklamasını.

"Bu usulsüzlüklere seyirci kalınmasın, ülkenin müfettişleri harekete geçsin" çağrısını yapıyor.


Nazlı Ilıcak
[email protected]
Sabah