Tam demokrasi ile yönetilen ülkelerde; yasama, yürütme ve yargıdan sonra basın, 4. kuvvet olarak nitelendirilir.

Ülkemizde demokrasi standardının günden güne yükselmesine ve kitle iletişim araçlarının günden güne son hızla gelişmesine ve gazetelerin yanına TV, radyo, internet gibi çağdaş haberleşme araçlarının eklenmesine rağmen basın özgürlüğünün maalesef aynı paralelde gelişmediğini üzülerek görüyoruz.

Özellikle tek parti iktidarları dönemlerinde basına hükmedebilme anlayışı ve isteğinin derecesi artıyor.

Bu bağlamda yerel yöneticilerin bir bölümü de yörelerindeki basın yayın organlarını ‘bir şekilde’ kendilerine bağlayarak güllük gülistanlık ve eleştirisiz bir ortam oluşturmanın peşindeler.


Kaldı ki; Anadolu’daki günlük yerel gazetelerin azımsanmayacak bir bölümü zaten resmi ilan yönünden idareye bağlı olduklarından istenilen ve arzu edilen seviyede olamıyorlar.

‘Devlet desteği olmayan’ Radyo ve TV’ler de doğal ve haklı olarak yaşayabilmek için maddi kaynaklara ihtiyaç duyduğundan yayın anlayışını eleştiri üzerine oturtamıyorlar.

Ama teknolojinin son harikalarından internet siteleri ise gelecek adına insanlara umut veriyor. Her ne kadar eleştirilerin yöneltildiği kurumlar kendi bünyelerinde söz konusu internet sitelerine girişi yasaklamaya çalışsalar da güneşin balçıkla sıvanamayacağını her nedense unutuyorlar.

Doğruların ve bilginin yayılmasını kimse engelleyemez.

İnternetin özellikle de internet TV’lerin önem ve değerleri dünya çapında büyük bir hızla artıyor.


Velhasıl basındaki eleştirel haber, yazı ve yorumlar için ağır tazminat ve hapis cezaları ve gelir kaynaklarını kesme gibi çağ dışı uygulamalar demoklesin kılıcı gibi gazetecinin üzerinde sallanıyor olsa da gerçeklerin yazılmasına devam edilecektir.

Her ne kadar gazeteciler yılda bir kez hatırlanıyor olsalar da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeni ile internette dolaşırken 'meslek dışından birisinin' güzel bir yorumu dikkatimizi çekti.

1955 Ankara doğumlu ve İstanbul S.M.Mali Müşavirler odasında kayıtlı olarak ortağı olduğu S.M.Mali Müşavirlik firmasında olabildiğince düzgün bir şekilde mesleğimi yürütmeye çalıştığını ifade eden Tülay Hergünlü imzası ile 10 Ocak 2007 tarihinde Milliyet Blog’da yayımlanan yazıyı günün önemine binaen aynen sunuyoruz:

“10 Ocak; gazetecilerin, bir fikir işçisi olarak haklarını düzenleyen 212 Sayılı Yasa’nın kabulünün yıldönümü.
"Çalışan Gazeteciler Günü " nasıl kabul edildi, bugünlere nasıl gelindi, kısaca hatırlamakta yarar var.

Basın Mesleğinde Çalışanlarla İşverenler Arasındaki İlişkileri Düzenleyen 5953 Sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun, Milli Birlik Komitesi'nce 4 Ocak 1961'de kabul edildi.

10 Ocak 1961 günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren yasa ile gazetecilerin bazı sosyal hakları güvence altına alındı.

212 Sayılı Yasa'nın çıkarılışı, bu dönemde yaşanan "Babıâli’de Dokuz Patron Olayı" ile de Türk basın tarihine geçti. İşverenler ve çalışanlar arasında gerginliğe, gazetelerin kapanmasına ve çalışanların "Basın" adında yeni bir gazete çıkarmasına neden olan olaylar, şöyle gelişti:

10 Ocak günü gazetelerini ellerine alan okuyucular, ''Gazetemizi Üç Gün Kapatıyoruz'' başlığıyla karşılaştılar. Başlığın altında, 9 gazete patronunun imzasıyla yayınlanan, 212 Sayılı Yasa ile Basın İlan Kurumu'nun oluşturulmasıyla ilgili 195 sayılı yasaya yönelik tepkilerin dile getirildiği, yasaların meslekî sakıncalar doğuracağı iddia edilen ortak bildiri yer alıyordu.

Gazete sahiplerinin bu ortak tepkisi karşısında, çalışanlar da bir araya geldiler. İstanbul Gazeteciler Sendikası, çalışanlara ait bir ortak bildiri yayınlayarak, kapanma kararının gazete sahipleri tarafından verildiğini, diğer çalışanların ise bu durumu tasvip etmediklerini açıkladılar.

Gazeteciler aynı gün, sendika önünden başlayan sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Ayrıca, sendikada gerçekleştirilen olağanüstü toplantıda, patronların üç günlük boykotu sırasında "Basın" adlı bir gazete yayınlanmasına karar verildi.

Gerekli girişimlerin ardından çalışanların ortak ürünü olan Basın Gazetesi, 11 Ocak günü yayınlandı. Basın Gazetesi, gazete patronlarının üç günlük boykotu sırasında düzenli olarak yayın hayatını sürdürdü.

Patronların boykotuna karşılık, Ankara ve İzmir'de de gazete çalışanları, gerçekleştirdikleri yürüyüşler ve yayınladıkları bildirilerle tepki gösterdiler.

Basın Gazetesi'nin son sayısında yer alan başyazıda, basın emekçilerinin elde edilen hakların korunması amacıyla elbirliğiyle mücadele edecekleri kaydediliyordu.

14 Ocak 1961'de boykot sona ererek, gazeteler yeniden yayına başladı ancak üç günde yaşanan olaylar, Türk basın tarihinde yerini aldı.

***

1961 yılından bugüne kadar Türk basınında çok şey değişti. Köprülerin altından çok sular aktı. Gazeteler de gazete emekçileri de yazarlar da okuyucular da değişti...

Şimdilerde basın emekçilerinin sesi çıkmıyor. Anlaşılan o ki durumlarından memnunlar! Gazeteler hangi şartlarda olursa olsun kapanmıyor. Gazeteciler ve köşe yazarları da durumlarından memnun ki aynı gazetede 10-15 yıldır yazı yazan köşe yazarları mevcut!

Günümüzde baskılara boyun eğmeyen, kalemlerini satmayan, halka doğruları gösteren, özgürce yazı yazan gazetecilerin sayısı o kadar az ki!..

Buna bağlı olarak gazeteler de değişti. Pek çoğu iktidara ait, halka ait değil!

Zaten okuyucu da değişti! Halkın büyük çoğunluğu gazete değil magazin basınını okuyor!

Basın emekçilerinin emeklerine ve gazetelerine sahip çıkışının öyküsü umarız bu günkü basın emekçilerine ve diğer basın mensuplarına da örnek olur...

Gazetesine sahip çıkan, kalemini satmayan, doğruları korkusuzca halka anlatan, iktidarların borazanlığını yapmayan, tarafsız, dürüst basınımızın ve basın emekçilerimizin gününü kutluyoruz.

Türk basınının gerçek anlamda özgür olduğu günlerde buluşmak dileğiyle. Yola devam..."


EDİTÖR