"Muhalefet, kaynana gibidir."
"Eleştirir de eleştirir."
Bunu yadırgamamak gerek.
Ayrıca muhalefetin sırtında yumurta küfesi de yoktur.
***
"Bekâra karı boşamak kolay" misali, muhalefet bazen "bol keseden" atar. "İktidara gelince şunu yapacağım, bunu dağıtacağım" der.
Ama iktidar olunca da...
"Kazın ayağının öyle olmadığını" görür.
Eski söyleminden "vazgeçer."
***
Muhalefet "siyasi tansiyonu yükseltebilir."
Hükümete "bunu düşürmek" yakışır.
Muhalefet "bağırıp çağırabilir."
Hükümete "sükûnet" yakışır.
***
Muhalefet "başarıya... İktidara" giden yolu, "her şeyi eleştirmekte, ses yükseltmekte" arayabilir. "Böyle yaparsa oyunu artıracağını" düşünebilir.
İktidara gelince;
İktidarını koruması "muhalefete laf yetiştirmesine" değil, icraatına bağlıdır.
Bir siyaset klasiği
Willy Brandt... Eski Başbakan. Sadece Alman sosyal demokratlarının değil, "dünya sosyal demokratlarının lideri" sayılan siyasetçi.
Büyük devlet adamı.
"Karizma."
Ve o bir "piç."
"Babası belirsiz."
***
1970'li yıllar...
Almanya'nın yüzü "Amerika'ya dönük."
Başbakan Willy Brandt, Almanya'nın gündemine "açılım" diye bir konu getirdi.
Açılımın içini de "şöyle başlıklarla" doldurdu:
Doğu'ya da açılalım.
Böylelikle Batı ve Doğu politikalarımız arasında bir denge kuralım.
Doğu Almanya'ya ekonomik destek verelim... Bize yaklaşmasını sağlayalım.
Rusya siyasetimizi ısıtalım... Ekonomik ilişkiler kuralım.
Rusya'nın güdümündeki ülkelerle (Demirperde ülkeleri) yakınlaşalım... Sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olalım.
Eğer Willy Brandt, 1970'lerde "bu açılımı" başlatmasaydı... Daha sonra "Sovyetler Birliği dağılmazdı."
***
Willy Brandt "büyük açılımı" başlattı...
Sovyetler'in "arka bahçeleriyle" ilişkileri geliştirdi... Ve "Macaristan'da... Polonya'da" kıpırdanmalar oldu.
"Sonrasını" anlatmaya gerek yok.
"Duvarlar" yıkıldı.
"Yeni bir dünya düzenine" geçildi.
***
"O süreçte" Willy Brandt'a neler söylenmedi neler.
Muhalefette "CDU" vardı.
CDU sözcüleri, Başbakan'a "hakaret üstüne hakaret" ettiler.
"Almanya'ya ihanet ediyorsun" dediler.
"Komünist" dediler.
"Alçak namussuz" dediler.
Başbakan'ın "vatana ihanetten yargılanmasını" istediler.
***
Hatta ve hatta... Daha da ileri gittiler.
Başbakan Willy Brandt'a "sen bir piçsin" dediler:
Baban belirsiz.
Seni kimler besledi? Komünistler mi?
***
Başbakan Willy Brandt;
1. Kimseyi mahkemeye vermedi.
2. Kendini savunmaya da kalkmadı... "Hayır piç değilim" demedi.
3. Muhalefeti destekleyen, piçliği konusunda yayın yapan medyayla kavga etmedi.
4. Ne tekzip yolladı, ne de bir gazete hakkında dava açtı.
***
Willy Brandt sadece "şunları söylemekle" yetindi:
- Babalık sadece biyolojik bir olay değildir.
- Babalık bir emektir... Çocuğu yetiştirmektir.
- Benim büyümemde, yetişmemde kim destek olduysa, babam odur.
***
Ve Başbakan Willy Brandt;
Açılım politikasını savunmayı, anlatmayı, uygulamayı sürdürdü. Bildiği yola yürüdü.
Bunu yaparken de, muhalefete "ne olur bana yardım edin, beni destekleyin" falan da demedi.
***
Sonuç:
"Dün" Willy Brandt'ı "eleştirenler", eleştiriyle kalmayıp "sövenler", ona "piç" diyenler unutulup gittiler.
Willy Brandt ise "anıtlaştı."
"Tarihe geçti."
Yavuz DONAT
Sabah