Ekim ayının 15’inden bu yana Yorum Gazetesi’nin Genel Koordinatörlüğünü başarılı bir şekilde yürütmekte olan değerli gazeteci-yazar Süleyman Canbolat’ın sitemizde de yayımlanan köşe yazıları ile haberlerini büyük bir ilgi ve merak ile okuyanlardanız.

Özellikle ‘Süzgeç’ köşesindeki değerlendirmeleri ile analizleri gerçekten çok güzel. Takip etmeyenlere tavsiye ederiz.

Ancak; Süleyman Canbolat’ın bayram sonrasındaki 1 Aralık 2009 tarihli Süzgeç köşesinde yer alan ‘MUSTAFA POYRAZ’DAKİ OLUMLU DEĞİŞİMLER’ başlıklı yazısındaki görüşlerinin birçoğuna katılmadığımızı belirtmek istiyoruz.

Öncelikle şunu vurgularız ki; Kahramanmaraş Belediye Başkanı Mustafa Poyraz’da özellikle 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra değişimler oldu. Çok doğru…

Canbolat ile bu konuda hemfikiriz.

AMA AŞAĞIDA SIRALAYACAĞIMIZ DEĞİŞİMLERİN OLUMLU MU YOKSA OLUMSUZ MU OLDUĞUNA İSTERSENİZ BİRLİKTE KARAR VERELİM:

Önce Canbolat’ın ne dediğine paragraf paragraf bakalım, ondan sonra da görünen gerçeklere göre biz de diyeceğimizi diyelim:

“Mustafa Poyraz belli ki çok olgunlaşmış. Eski günlerdeki gibi değil. Çok başka…Çok farklı…Ve çok Müşvik…Başkanı, önceki senelere göre karşılaştırdığımda karşımıza böyle bir portre çıkıyor. Bu da bizi ve bizim gibi düşünen köftehorları fazlasıyla memnun ediyor. Poyraz’daki değişimlerin neler olduğuna gelince…”

Peki, biz ne diyoruz:

Evet, Mustafa Poyraz, eski günlerdeki gibi değil. Çok başka. Çok farklı…Aynen katılıyoruz. Ancaaaak; son yerel seçimde aldığı oy oranı ile partisini bile geride bırakınca çok ama çok değişti. Seçimde aldığı 125 bin 299 oy üzerine; ‘Seçmen Poyraz’a oy vermiyor ki…Millet Tayyip’e oy veriyor’ sözünün pabucunu dama attı. ‘Poyraz aday olursa seçimde zorlanırız hatta kazanamayabiliriz’ diyen vekilleri de aldığı bu oyla mosmor etti Poyraz. (Adam haklı; artık kim tutabilir ki bu başkanı…)

‘Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var’ sözünü adeta unutarak ayakları yerden kesilen ve yine ‘Hayır ve şer Allah’tandır’ sözünü de anımsa(ya)mayan Poyraz, bu kadar oyu sanki tek başına kendisi almış, kimsenin bunda emeği yokmuş gibi hareket etmeye başladı.

Bu cümleden olarak; başta AK Parti İl Başkanlığı ve Merkez İlçe Başkanlığı olmak üzere partisi ile adeta bağını askıya alarak, kendine göre bir ekip oluşturdu.

Seçimdeki o en zorlu günlerinde kendisine sırt verenlerin omuzlarına basarak geldiğini ise çoktaaaan unuttu. Onlar hâlâ omuzlarının ağrısı ile meşgul olurken kendisi ise ‘zenginlerin ve baronların’ can dostu oldu. Partisinin aksine, kendine yakın ekibi ile istişare edip, akıl sorar hale geldi.

Peki, kendisine oy veren emekli, dul ve yetimler ne olacak?

Partisi ise; “Aman böyle olduğunu dışarıya pek belli etmeyelim. Bizim bağın koruğu ne yapalım.” der gibi hareket ederken, her ne kadar kendisi ‘yok’ dese de, yapılacak olan ilk genel seçimde de vekil adayı olmasına adeta kesin gözü ile bakılan Poyraz, yine seçim sonrasında mahalle ve vatandaş ziyaretlerini sıkılaştırdı.

Yani; seçim öncesine göre Poyraz’ın eski günlerdeki gibi olmadığı, çok başka ve farklı bir kişiliğe bürünerek hareket ettiği gözleniyor.

CANBOLAT DİYOR Kİ:


“En önceliklisi ve en önemlisi, kendisini ‘olumsuz biçimde’ eleştirdiğinizde hemen celallenmiyor, durum değerlendirmeleri yapıyor, vicdanının sesini dinliyor, ondan sonra sizi arayıp, görüş alışverişinde bulunuyor. Bu husus oldukça önemli. Bir o kadar ‘olması gereken’dir… Gerekeni, gereken biçimde, gerektiğince kullanmaya başlayan Mustafa Poyraz’ın ilerleyen süreçte ‘artı’ hanelerindeki ‘artışları’ herkes görecek, kabul buyuracaktır. Poyraz, dün böyle değildi…Tam tersi bir durum gösteriyor, olmadık yerlerde olmadık çıkışlar yapıyor, gönül kırıcı olabiliyordu… Kendilerini bu anlayış ve bu mantık çerçevesinde görmekten duyduğum hazzı inanın kelimelerle ifade edemiyorum… Kent, kentliler, ve kendileri adına bu duruşunu devam ettirmesini Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ediyor, bildiğim tüm duaları yolluyor, ‘veladdallin amin’ ile de bitiriyorum. Dualarımın eksik olduğunu hissettiğimde de, öz ağabeyim kadar sevip inandığım Ömer Faruk Şirikçi hocamdan yardım istiyorum. O yardımı da fazlası ile alıyorum.”

Evet, aynen böyle yazmış Süleyman Canbolat…

İSTERSENİZ BU KEZ SONDAN BOŞA DOĞRU GİDELİM:

Sayın Canbolat keşke yazında bahsettiğin değerli hocamıza, Poyraz ile en yakın arkadaşının arasının nasıl açıldığını ve ‘iyi polis, kötü polis’ oyunu ile ‘Can Yoldaş, baronlara nasıl kurban edilir ya da harcanır’ başlıklı konuları da sorsan çok iyi olurdu. Gerçi hocam pek anlatmaz ama bunları çok iyi bilenlerin sayısı Allah’a şükür oldukça fazla…

Teşbihte hata olmaz misali; bir oda başkan adayının seçim sloganlarında kullandığı bir ifade bu durumu çok güzel özetliyor: “Vakit gündüzdür. Göz yummakla gece olmayacağı ortadadır.”

Her ne kadar bişi yokmuş gibi hareket etse de herkesin çok iyi bildiği ‘söz konusu malum isimle’ yaşananlar gün gibi ortadadır. Ve mazlumun ahı da yerde kalmayacaktır… Buna emin olun…(Çekirgenin bile ne kadar sıçrayacağı aşikârdır.)

GELELİM ELEŞTİRME MESELESİNE…

Kendisinin, kendine göre ‘olumsuz’ biçimde eleştirildiğinde neler yaşandığını bir kendisi, bir eleştiren bir de Allah bilir. Bu tür olaylar karşısında sıkça söylediği sadece bir sözü nakledelim ama siz azımızı çok anlayın: “Ede bizim etimiz zehirli.” Yani; eleştirenin sonunun iyi olmayacağını ve mecazi (değişmeceli) anlamda ‘zehirlenebileceğini’ kast ediyor. (Aşı olmasına olacağız ama Sayın Başbakanımız ‘olmayın’ demeye getirince ne yapacağımızı şaşırdık..) Ha birde eleştirdiniz mi sizi, Yüce Yaradan’a havale etmekle manevi baskı altına almaya çalışıyor. Bunlar sizi kesmedi mi, konuşmanın şekli ve içeriği başka yönlere de gidebiliyor. (Tam bu noktada aklımıza güzel atasözleri geliyor ama yazı uzuyor…)

VİCDANININ SESİNİ DİNLEME MESELESİNE DE GELİNCE…

480 şirket işçisinin idareden kaynaklanan eksiklik ve hatalardan dolayı geciken ihale nedeni ile işsiz kaldıkları bir mübarek ramazan günü, her ne kadar bir kamu bankasının 350 bin liralık hediyesi olsa da son model Mercedes makam otomobiline binen Sayın Başkan’ın ‘vicdanının sesinden’ adeta rahatsız olunca nereye gittiğini de kamuoyu çok biliyor.

Her zaman ‘Hasbi’ olmakla övünen bir insanın; “Komşusu aç iken, kendisi tok yatan bizden değildir” sözünü unutmasına da bir anlam veremiyoruz.

Tamı tamına iki ay sigortasız ve ücretsiz olarak ‘gönüllü’ olarak çalışan (çalıştırılan) onlarca işçinin hakları ile bayram öncesinde belediye parası ile alınan ayakkabıların dağıtım törenini adeta ‘siyasi şov’a çevirerek küçük bir kızı ağlatma olayı karşısında sayın başkanın vicdanının sesi ne diyecek, doğrusu çok merak ediyoruz. (Hani bizim dini inancımıza göre; sağ elin verdiğini sol el görmeyecekti?.....)

Evet, Süleyman Bey…

DİYECEK SÖZ ÇOK AMA YERİMİZ DAR BE ABİ…

Kusura bakma ama sen bayramda gittiğin memleketin Adana-Karataş’ta denize girip yeniden Kahramanmaraş’a dönünce seni deniz çarpmış sanırız. Aralık ayında denize girersen böyle olur işte…(Yoksa böyle yazmazdın gibi geliyor bize…)

Sonuç olarak; aslında ‘madeni çok sağlam’ olan ve ‘muhafazakar’ bir tabandan gelen Sayın Başkan’ın ‘aslına rücu’ etmesini Cenâb-ı Hâkk’tan niyaz ediyor, bildiğimiz tüm duaları yolluyor, ‘veladdallin amin’ ile de bitiriyoruz. (Bunun yanında başkanın danışmanlarına da zorlu ve büyük görevler düştüğünü belirtmekte fayda görüyoruz…)

Her ne kadar bayram geride kaldıysa da; bayramlık ağzımızı açtığımız için kusura bakmayın…

SÜRÇÜ LİSAN ETTİYSEK AFFOLA…

Bu vesile ile tüm halkımızın geçmiş Kurban ve gelecek Ramazan Bayramlarını da kutluyoruz…

Yeniden görüşmek üzere…

EDİTÖR