ADAMLAR seni aşağılamak için kapıda bekletiyor...
Sen bekliyorsun.
Adamlar seni aşağıda, kendilerini yukarıda tutan bir oturma düzeni oluşturmuşlar...
Sen oturuyorsun.
Adamlar sehpanın üzerine çocukların bile anlayacağı türden bir mesaj vermek amacıyla sadece kendi bayraklarını koymuşlar.
Sen tınmıyorsun.
Adamlar sana yaptıkları muamelenin görüntülenmesi için teamüllere aykırı biçimde kamera ve fotoğraf makinelerini içeri almışlar.
Sen aldırmıyorsun.
Adamlar kendi dilleriyle yüzüne karşı ülkene en ağır hakaretler yağdırıyorlar.
Sen “İbranice bilmiyorum” diyorsun.
Adamlar kaşlarını çatıp sana yiyecek gibi bakıyorlar.
Sen gülümsüyorsun.
Sormak istiyorum size İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol...
Bir büyükelçinin bir diplomatik ortamı protesto ederek terk etmesi için daha neyle karşılaşması gerekir?
Orayı en başta terk edip bütün bu oyunlara alet olmamamız için...
Adamların size tekme tokat girişmeleri mi gerekiyordu?
İnsanın aklına “One minute” demek de mi gelmez?
Recep İvedik’in rekor kırmasının beş nedeni
HİÇ öyle sosyolojik analizlere, “yeni bir mizah anlayışı doğdu” türünden afili laflara, Kemal Sunal benzetmelerine, Türk sinemasında yeni soluk saptamalarına falan gerek yok...
Olay gayet basittir...
Recep İvedik’in rekor üstüne rekor kırmasının temel nedenleri şunlardır:
* BİR: Halkımızın önemlice bölümünün “Konuşma leyn” denmesine gülmesi...
* İKİ: Halkımızın önemlice bölümünün kaba ve sulu şakalara yatkın olması...
* ÜÇ: Halkımızın önemlice bölümünün espri anlayışının yerlerde sürünmesi...
* DÖRT: Halkımızın önemlice bölümünün içinde var olan lümpenlik hissiyatına meşruiyet kazandırması...
* BEŞ: Halkımızın önemlice bölümünün gülmek için düşünmeye hiç de ihtiyaç duymaması...
Benim aforizmalarım
* Eğer bir ülkede “Sivil dikta var” diyenlerin üzerine hükümet yanlısı kalemler, “Kes sesini... Yoksa keserim sesini...” diye çullanıyorlarsa o ülkede gerçekten “sivil dikta” vardır.
* Kimsenin özel hayatına girmesini istemiyorsan sen de başkalarının özel hayatına dalmayacaksın.
* Yandaş kalemler olmasaydı AK Parti belki de sempatik bir görüntü verebilirdi.
* Darbe olmaz. Ama eğer olacaksa Mümtaz’er Türköne yüzünden olabilir.
* Askerin karşısına polisi çıkaran Emre Aköz ile kibritle oynayan çocuk arasında pek bir fark yoktur.
* “Terbiye” ve “ahlak” ile “muktedir hale geldiğini hisseden dindar” arasında ters ilişki vardır.
* Dindar kadının vicdanı, dindar erkeğin vicdanından daha büyüktür.
* Her nefis bir gün “muktedir hale gelmiş dindar”ın vicdansızlığından payına düşeni alacaktır.
* Hatalarında ısrar eden laikçi, AK Parti’yi büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Kemal Bey neden Bülent Bey’i yenemez
YENEMEZ...
Çünkü...
Kemal Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir düelloda galibiyet elde etmesi için elinde mutlaka şöyle en okkalısından bir “akçalı işler dosyası” olması gerekir.
Fişlerden, faturalardan, ihalelerden, alım-satımlardan söz etmesi gerekir...
Rakamlar koyması gerekir ortaya...
Fakat...
Söz konusu Bülent Arınç olunca...
İhaleden, faturadan, fişten, alım-satımdan söz etmek mümkün olamaz...
Bülent Arınç akçeli işler konusunda “emin” sıfatını taşıyan bir isimdir. En azılı muhalifleri bile bunu teyit eder.
Dolayısıyla...
Olası bir “Kemal Kılıçdaroğlu-Bülent Arınç düellosu”, bir yolsuzluk tartışması olmaz, bir “ideolojik tartışma” olur.
İşin içine ideoloji girince de...
Bülent Arınç gibi 40 yılın retorik ustası ve hatibini, Kemal Kılıçdaroğlu’nun alt etmesi hayal bile edilemez...
AHMET HAKAN
HÜRRİYET
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl
Next