Eksik kaldı... Ergenekon meselesinde durup dururken kendisini ‘taraf’ pozisyonuna sokan Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’yla ilgili söyleyeceklerim eksik kaldı...

Pek de ‘durup dururken’ değil aslında...

Eminağaoğlu, nicedir, hakkında söylenenleri haklı çıkaracak bir pozisyonu sahiplenmiş görünüyor, söyledikleri ve tavır alışları itibariyle.

Bugün bir ‘Ergenekon cepheleşmesi’nden söz edeceksek, Eminağaoğlu ve onun gibi düşünenlerin durduğu yer bellidir...

Bu ‘yer’i pek çok kimse benimsemiş görünüyor...

Doğan Medya Grubu ve bazı yazarları...

Mütekait generaller...

Deniz Baykal’ı ‘solcu’ sanan müntesipler...

Ulusalcılar...

Bazı milliyetçiler...

Sabih Kanadoğlu ve yandaşları...

İlhan abi’giller...

Derhal ‘tıp süreci’ne dahil edilmesi gereken Yalçın Küçük...

Doğu Perinçek ve takımı...

Bazı Kemalist örgütler...

Bu listeyi istediğiniz kadar uzatıp çeşitlendirebilirsiniz.

Kendilerini farklı siyasi barikatlarda da gerçekleştirseler, ‘liste’yle ilişkilendirebileceğiniz bu kişiler, bazı ortak paydalarda birleşiyorlar.

Birincisi ve en önemlisi, ‘AK Parti düşmanlığı.’

Bunun doğal bir ‘siyasi karşıtlaşma’dan kaynaklandığını söyleyebilirsiniz. Esasında böyle olması da gerekmektedir. Siyaset, ‘talepler’ temelinde yükseldiği gibi, bazı karşıtlaşmaları da içermektedir, içermelidir.

Fakat, ismi geçen kişi ve grupların düşmanlıkları, basit bir siyasi pozisyon alışla sınırlı değil.

Demokrasi fikriyatından da hazzetmiyorlar.

Parlamenter sisteme kuşkuyla bakıyorlar.

Başımıza gelmiş en kötü şeyin ‘temsil mekanizması’ olduğuna inanıyorlar.

Daha da önemlisi, Ergenekon soruşturmasından hoşnut değiller.

Nitekim, ‘liste’nin en kallavi figürlerinden ve ‘Ergenekon davası’ sanığı İlhan Selçuk, sık sık darbe çağrıları yapıyor, ‘Çok partili parlamenter sistem’in ‘Osmanlı gericiliği’ olduğunu söylüyor; ‘Subay siyasete karışmalı mı?’ sorusuna, hiç tereddüt etmeden ‘Evet, karışmalıdır’ cevabını veriyor.

Gözünü karartmış bir müntesip...

Öyle ki, ‘Türkiye’nin kaderine el koyması’ için, ABD Başkanı Bush’tan bile yardım isteyebiliyor.

Kendilerini ‘hukukçu’ diye taltif edenlerin ‘hukuk’ karşısındaki pozisyonları da, İlhan Selçuk’un demokrasi karşısındaki pozisyonuyla benzerlikler gösteriyor.

Ki, bunlardan biri ‘367’nin mucidi’ olarak epey prim yapmıştı.

Murat Belge’nin de belirttiği gibi, bu ülkede ‘hukuk nosyonunu ağır bir şekilde yaralamış’ bir Cumhuriyet Başsavcısı...

Neyse, Ömer Faruk Eminağaoğlu’nudan söz ediyordum.

Bu celadetli ve delişmen savcımız, durduğu ‘yer’e bakmadan, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili ileri geri laflar ediyor.

Belli ki, süreçten hoşnut değil.

Bu kadar bomba bulundu.

Bu kadar faili meçhul cinayet aydınlatıldı.

Bu kadar darbe planı deşifre edildi.

Bir sürü müntesip, ‘eylem planları’yla suçüstü yakalandı.

Daha da önemlisi, nicedir siyasi cinayet işlenmiyor.

Ne olması gerekirdi?

Ne yapılsaydı Eminağaoğlu memnun olurdu?

Bir kamu görevlisi olan savcımız, kamu adamlarının yürüttüğü Ergenekon soruşturmasını ‘hukuka saldırı’ olarak yorumluyor ve zımnen de olsa bazı müntesiplere kol kanat geriyor.

Ben olsam, önce durduğum ‘yer’i sorgulardım.

Durduğu yer, ‘iyi bir yer’ değil çünkü...

Ahmet Kekeç
[email protected]
Star