Bizi geçmişe hapseden duvarları yıkmaktan geçiyor, barışın yolu!
BOSTON- Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Watertown’da Sevan Bakery. İçeri adım atınca, herhangi bir orta Anadolu çarşısındaki bakkal dükkânının aşina kokuları burnuma geliyor.
Sucuk, mantı, pastırma, köfte, humus, yalancı dolma diye yazmışlar camın üstüne kocaman harflerle... Markette satılan ürünlerin çoğu Türkiye’den ithal...
Babası Kayseri’den, Bünyan’dan gelmiş Harry’nin. “Ben bu evde doğdum, sevgili babam şu bahçede elinde tespihiyle otururdu ağacın altında, memleketi düşünürdü, pastırmanın en iyisini yerdik” diye anlatıyor. Zadik, Varujan, İstanbul Ermenileri, onlar bir başka alem...
İçi dışı bir sahici insanlar. Hepsinin hayat hikâyeleri dokunaklı, hepsinin hiç eksik etmedikleri sıcaklıkları var, insanın içini acıtan...
Adını unuttum.
Watertown’da, kapalı bir spor salonunda Friends of Hrant Dink’in düzenlediği toplantıdaki konuşmam yeni bitmişti.
Yanıma geldi.
Uzun boylu, yaşlıca bir adam. Saçına sakalına ak düşmüş. Elimi sıkı sıkıya tutarak konuşmaya başlıyor. Bakışlarından, sözlerinden anlaşılan konuşmamı beğenmiş.
Kayseri’den Bünyan’dan.
Elimi hiç bırakmadan anlatıyor:
“İlkokulda okuyordum, Bünyan’da. 1942, 1943 yılı olmalı. Okulda bayrak törenleri yapılırdı. İmrenirdim, bir gün de ben bayrağı tutmak istedim. Başöğretmen izin vermedi. ‘Sen gâvursun, tutamazsın o bayrağı!’ dedi. Öylesine kırıldım ki, hiç unutmadım. Kalbimin içinde bir şey kırıldı. 1950’lerin sonuna doğru göç ettik buralara...”
Gazetecilik hayatımda hep insan hikâyeleri yazmaya çalışırım. İçlerini döksünler, başkaları okusun, birbirlerinin iç dünyalarına nüfuz edebilsinler, birbirlerini ve acılarını anlamaya çalışsınlar diye... Böylece daha yaşanabilir bir dünyaya ulaşabiliriz diye düşünürüm.
Ama diyalog kolay değil, zor.
Sen bir şey söylersin, karşındaki bir başka şey anlar. Sen sözünle iyilikler yaptığını sanırsın, karşındaki senin sözünü iyiye yormaz.
Yılmamak lazım.
Birbirinin gözünün içine bakarak bıkmadan usanmadan konuşmak ve birbirini anlamaya çalışmaktan başka çare yok, eğer bazı sorunları aşıp barış ve huzur içinde yaşamak istiyorsak...
Biliyorum, Ermenilerin acıları çok derinlere gidiyor. Hele Diaspora’da bu duygu daha derin... Ama bu acılar onların kendilerini geçmişe hapsetmelerini de gerektirmiyor.
Bazı Ermeniler öyle.
Sanki ‘geleceğin kapısı’nı açmak istemiyorlar. Aşılması lazım bunun...
Pazartesi akşamı Harvard’daki panel sonrasının tartışma bölümü başlamıştı. Yakışıklı genç bir adam söz aldı. Türk olduğunu, Denizli’den geldiğini, iktisat okuduğunu söyledikten sonra şöyle dedi:
“Anlıyorum, benim atalarım bazı kötü şeyler yapmış tarihte Ermenilere... Peki şimdi benden ne isteniyor?..”
Amfide gülüşmeler...
Denizlili öğrencinin safiyane ama samimi sorusu Türkiye’deki bir gerçeğin altını çiziyor. Türkler nasıl ki Kürt sorununu bilmiyorlarsa, Ermeni meselesini de bilmiyorlar.
Karanlıktalar.
Çünkü öyle eğitilmişler. Bu ülkenin paçalarından tutup geriye çeken bazı sorunlar kendilerine öğretilmemiş, karanlıkta tutulmuşlar. O yüzden, karanlığa küfretmek yerine herkesin eline bir mum alıp yakması lazım diye düşünüyorum.
Diyalogu, kültürel diyalog ortamlarını bu nedenle önemsiyorum. Watertown’da kurulan Friends Of Hrant Dink isimli vakıf bunun için önemli...
Kapalı spor salonundaki konuşmamdan sonra kitaplarımı imza faslında biri soruyor:
“Soykırımı kabul edecek mi Türkiye?..”
Öteki ekliyor:
“Toprak verecek mi Türkiye?..”
Diğeri devam ediyor:
“ASALA olmasaydı, Ermeni meselesi gündeme oturmazdı. Barışçı gösterilerle bir yere gidememiştik.”
Harvard’da ayaküstü sohbet ederken bana yöneltilen bir soruyu anımsıyorum:
“Biz ılımlı Ermeniyiz. Söyleyin, Soykırım tasarısının Amerikan Kongresi’nden geçmesi iyi mi olur, kötü mü?”
Tek bir diaspora yok!
Sohbetlerden ortaya çıkıyor, birden çok Ermeni Diasporası var. Tümünün ortak noktası hiç kuşkusuz soykırım... Ancak Türklerle, Türkiye’yle izlenecek yol konusunda farklılıklar belirgin.
Türkiye’de sevgili Hrant Dink’in ölümü ve sonrasındaki Özür Kampanyası gibi gelişmeler, denebilir ki, Diaspora’nın kafasını karıştırmış, hatta yer yer bölünmelere yol açmış.
Örneğin, Türkiye’yle Ermenistan arasında geçen ay Zürih’te imzalanan protokolleri kimi çok önemsiyor, kimi kuşkuyla yaklaşıyor, kimi de reddediyor.
Olabilir.
Değişim kolay değil!
Türkler de değişecek, Ermeniler de değişecek.
Sancılı bir süreç bu.
Daha az sancılı kılmak, kolaylaştırmak için serbest tartışma ortamlarını çoğaltmak şart. Herkesin birbirinin gözünün içine bakarak konuşabileceği diyalog zeminlerini oluşturmaktan başka çaremiz yok, eğer karanlığı aydınlığa dönüştürmek istiyorsak...
Geçmiş elbette unutulmayacak.
Ancak geçmişe de saplanıp kalamayız, eğer geleceğini barışını kurmak istiyorsak.
Unutmayalım:
Bizi geçmişe hapseden bazı duvarları yıkmaktan geçiyor, barış ve demokrasinin yolu...
Hasan Cemal
[email protected]
Milliyet
———-
OKURLARA DUYURU:
HAFTA SONU YAZILARIMA İKİ GÜN ARA VERİYORUM.
SALI GÜNÜ TEKRAR BU KÖŞEDE BULUŞMAK ÜZERE, HC.
Ekonomiden memnun musunuz?
Ankete Katıl