Yazık, bunca acı tecrübeye rağmen hâlâ acıklı bir durumda olmak!


Tarihini şimdi tam anımsamıyorum. Üç dört yıl önce olmalı.

MHP’nin siyasal çizgisini de ılımlı bulan bir günlük gazetede benimle ilgili bir köşe yazısı çıkmıştı.

Birinci sayfadan anonslu yazısında köşe yazarı özetle diyordu ki:

Günün birinde yeniden İstiklal Mahkemeleri kurulsa, Hasan Cemal idama mahkum edilse, cellatlığına ilk ben talip olurum.

Yazının özeti buydu.

Bir süre bekledim.

Demokrasi kültürünün, hukuk devletinin yerli yerine oturduğu bir ülkede böyle bir yazı gürültü koparır, sahibi yalnız toplum vicdanında değil, adalet önünde de hesap verirdi.

Bizde böyle bir şey olmadı.

Zaten olacağına dair herhangi bir beklentim de yoktu.

Sonra oturup ben de bu köşede alaylı bir yazıyla yetinmiş, başlığını da şöyle koymuştum:

“Cellatımı tanıdım!”

Ne yazık ki bizim gazete manşetlerinde, köşelerinde vatan haini ve düşman imal etmek kötü bir alışkanlıktır.

‘Demokrasi kültürü’nden nasipsizlik hali maalesef son derece yaygındır.

Ali Kemal, Artin Kemal, Ermeni dölü söylemleriyle ‘linç kültürü’nden beslenen haber başlıkları ve yazı satırlarıyla çok sık karşı karşıya kalırız.

Bunu önlemek için medyada kalite kontrol mekanizmalarının işletildiğini söylemek güçtür.

Hrant Dink’le ilgili manşetleri anımsayın.

Ahmet Kaya’ya yapılanları anımsayın.

Akın Birdal’ı ölümün kıyısına getiren andıç manşetlerini anımsayın.

O kadar çok örnek var ki.

Ama anlaşılan daha hâlâ yeterince ders almadık. Daha hâlâ linç kültürü beslenebiliyor medyada, gazete köşelerinde.

Hâlâ nefret körüklenebiliyor.

Hâlâ şiddet övülebiliyor.

Hâlâ ırkçılık yapılıyor.

Hâlâ vatan haini imal ediliyor.

İnsanlar hâlâ inançlarından dolayı, köklerinden dolayı, düşüncelerinden dolayı, renklerinden dolayı düşman, öteki ilan edilebiliyor.

Hiçbir demokraside vatan hainliği bizdeki kadar bol keseden dağıtılan bir şey değildir. Çünkü vatan hainliğinin demokrasilerdeki tanımı son derece belirgindir ve sınırları son derece dardır.

Bizdeyse öyle değildir.

Biz her taşın altında vatan haini buluruz. Fikirlerini beğenmediğimiz kim varsa, derhal vatan hainliği ile suçlayabiliriz, hatta onları darağacına kadar gönderebiliriz.
Bu açılardan son zamanlarda kendimle de ilgili olmak üzere örnekler verebilirim. Muhataplarına da çok ağır yazılar yazabilirim.

Şimdilik frene basıyorum.

Medya yöneticilerine, haber müdürlerine büyük sorumluluk düşüyor.

‘Demokrasi kültürü’nün gerektirdiği ‘kalite kontrolü’nü yapmak ve bunun sistemli mekanizmalarını kurup işletmek zorundalar.
Eğer demokrasi diyorsak, eğer hukukun üstünlüğü diyorsak, eğer insan hakları diyorsak, bu düzenlerde şiddeti övmek de suçtur, nefreti körüklemek de suçtur, ırkçılık yapmak da suçtur.

Her şeyi bir yana bırakın, kısaca insanlık diye bir şey varsa, bütün bunların olmaması gerekir.

Bakın, sapla samanı birbirine karıştırmayın.

Savunulamayacak şeyleri hâlâ savunmaya çalışmayın.

Özellikle yukarıda değinmeye çalıştığım konularda dökülüyoruz, bu gerçeği görün artık.

Bunca acı tecrübeye rağmen hâlâ bazı şeyleri yerli yerine oturtamıyor olmak gerçekten acıklı bir durum.