Kanal D, A&G'ye araştırma yaptırttı ve İstanbullu'ya CHP adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile AK Parti adayı Kadir Topbaş'ın durumu soruldu. Kararsızlar dağıtıldıktan sonra, "AK Parti'nin adayı Kadir Topbaş'a oy vereceğim" diyenlerin oranı % 50.5, CHP adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyenlerin oranı ise % 36.7.
2004'te, Kadir Topbaş'ın % 45 ile belediye başkanlığını kazandığı hatırlanırsa, şimdilik 5 puan ilerlemiş görünüyor.
Zaten, aynı kamuoyu araştırmasında, Kadir Topbaş'ı başarılı bulanların oranı % 52, kısmen başarılı bulanlar % 29. Dolayısıyla, % 80 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nı başarılı görüyor. Kısacası, Kemal Kılıçdaroğlu, zor bir yarışa giriyor. Kendisi de belediye başkanlığını pek arzu etmiyordu.
Arzusu hilâfına seçilmesinin temelinde, Deniz Baykal'ın, Kılıçdaroğlu'nu zayıflatma maksadı olduğunu söyleyenler de var. Kılıçdaroğlu, tabii ki buna itiraz ediyor; siyasi kariyerini genel başkanına borçlu olduğunu belirtiyor. Yalnız şunu hatırlatalım: Siyaset, mağlubiyeti kolay kolay kaldırmaz.
Bundan böyle, Kılıçdaroğlu'nun siyasi kariyerinde, eğer hezimete uğrarsa, "İstanbul'da da yenik düşmüştü" şeklinde "hafıza tazelemelerine" sık sık rastlayacağız. Bence Kılıçdaroğlu, merkezde kalıp, yolsuzlukların üzerine giden "dürüst adam" imajını muhafaza etmeliydi. İnsan, Maliye kökenli bir bürokrata, koca İstanbul'u teslim etmekten çekinir ama Kılıçdaroğlu'nu yolsuzlukların izini süren, "titiz müfettiş" konumuna kolayca yakıştırabilir.
Ergenekon ve bin yıl sürecek vesayet
Ergenekon konusunda ezber bozmak gerekiyor. Evet... Kontrgerilla denilen yapı, antikomünistti; üstelik sadece Sovyet işgaline karşı gerilla savaşını örgütlemedi; yıllar içinde, solu ve solcuları da hedef aldı. Bu amaç için, Ülkücü gençlikten ve milliyetçi insanlardan istifade edildi. İcabında darbe desteklendi.
Ergenekon'a baktığımızda ise, "sola" ve "ultra laik" kesime dayalı bir "ulusalcılık" ideolojisi tesbit ediyoruz. Buradan hareketle, Ergenekon davasından yargılananlar "Biz Kontrgerilla olamayız" diye itiraz ediyor.
Şöyle bir düşünelim: Kontrgerilla denilen yapının, ABD/NATO çizgisinin dışına çıktığı olaylar cereyan etmedi mi? Meselâ, 6-7 Eylül. Türkiye'deki Türkleri, Kıbrıs davasına kazanmak, adaya ilgiyi arttırmak için organize edilmişti hadiseler, sonradan kontrolden çıktı; gayrimüslimlerin dükkânları yağmalandı.
Dönemin Kontrgerillası, bu yapıyı, Türkiye'nin "milli menfaati" gibi gördüğü bir mesele için kullanmıştı.
Soğuk savaş sona erdikten sonra, birçok ülke, anti-Sovyet ve antikomünist yapılanmayı tasfiye etti. Bizde ise, bu şablon üzerinden, farklı tehditlere karşı yeni hedefler tayin edildi. Belgeler, 1999'da, "Bölücülük" ve "irtica" olarak belirlenen iki önemli iç tehdide (!) karşı yeni bir örgütlenmeye işaret ediyor.
Artık, olayın uluslararası veyahut NATO'yla ilgili bir boyutu kalmamış ki! Ama bir ucu Özel Harp Dairesi ya da Özel Kuvvetler'de olan, diğer ucu, "vatansever" sivillere uzanan yapı, olduğu yerde duruyor.
Ergenekon davasıyla "Bu işi kökünden hallettik" de diyemeyiz. Muhtemel Sovyet işgaline karşı gerilla savaşını örgütlemek üzere, sonra Özel Harp Dairesi'ne dönüşen Seferberlik Tetkik Dairesi 1950'lerde kuruldu; komünizm tehlikesi kalmadığına göre, bu yapı niçin şekil değiştirmeden aynen varlığını sürdürüyor? Bizde tasfiyenin zor olmasının, hatta bugün için imkânsız görünmesinin sebebi, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin, siyasetçiyi denetim altında tutan "vesayetçi" konumudur. Zaten, Ergenekon faaliyetlerinin, bu vesayetin 1000 yıl sürmesini sağlayacak bir zemin oluşturma amacını taşıdığı açıkça görülmektedir. "28 Şubat bin yıl sürecek" diyen emekli Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun kulakları çınlasın!
Buzdağının altı
Salı akşamı NTV'de, Can Dündar'ın programına, Polis Akademisi öğretim üyelerinden, Taraf yazarı Önder Aytaç katılmıştı. Ergenekon kapsamında ilgili ilgisiz çok kişinin tutuklandığına dair şikâyetlere şu cevabı verdi:
"İtalya'da 14 bin kişi gözaltına alınmış, bunların 7 bini suçlu bulunmuş... Ülkemizde, 4 bin 500 ilâ 6 bin PKK'lı olduğu söyleniliyor. Ama şu anda hapishanelerde yardım ve yataklık yapmaktan dolayı 60 bin kişi yatıyor."
Artık herkes yeni dalgalar olabileceğini kabul ediyor. Eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u ziyareti, bu açıdan kamuoyunun ilgisini çekti. Çünkü öyle karışık olaylar cereyan ediyor ki! Meselâ, Doğu Perinçek, niçin savunmasında "Bir numara, eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı değil Hüseyin Kıvrıkoğlu" dedi? Kime, ne mesaj veriyordu?
Yarbay Mustafa Dönmez'in Sapanca'daki evinden çıkan el bombaları ile Ümraniye'de ele geçen bombalar aynı kafileden. Hablemitoğlu cinayetinin azmettiricisi olduğu söylenen İbrahim Çiftçi cinayetinde kullanılan bombalar da aynı kafileden.
1999'da, Şırnak'taki Hizbullah operasyonlarında ele geçen bombaların da yukarıdakilerle aynı olduğu belirtiliyor. Buna mukabil, Türk Silâhlı Kuvvetleri envanter taraması sonucunda, cephanelikte hiçbir noksan bulunmadığını açıklıyor.
Biz, Ergenekon davası ile buzdağının sadece su yüzündeki kısmını görüyoruz. Altındaki derin yapılanmayı bertaraf edemezsek, Türkiye'de ne faili meçhuller, ne de sabotaj ve suikastlar sona erer.
NAZLI ILICAK
[email protected]
Sabah