CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 13 askerin şehit edilmesinin ardından CHP adına “resmi” bir açıklama yapıyor.

Açıklamasında...

“Hepimizin başı sağ olsun” diyor.

“Savaşın diliyle konuşmaktan kaçınalım” diyor.

“50 bin insanımızı kaybettik” diyor.

“Nasıl bir barışı inşa edeceğimizi her nefeste düşünelim” diyor.
“Yakıp yıkmak ve öldürmekle çeyrek yüzyılı geçirdik” diyor.
“Kimse insan hayatını siyasetin malzemesi yapmamalı” diyor.
“Askeri değil politik bir çözüm bulalım” diyor.

Bu açıklama CHP Genel Merkezi’nden gazetecilere mail yoluyla gönderiliyor.

Sonra ne oluyorsa oluyor...

Mail’in gönderilmesinden 10 dakika sonra CHP Genel Merkezi’nden “Kısa süre önce bu mailden Sezgin Tanrıkulu adına yollanan mail iptal edilmiştir” şeklinde yeni bir mail gönderiliyor.

Yani Sezgin Tanrıkulu’nun açıklamasına CHP sahip çıkmıyor.
Açıklama CHP tarafından “tehlikeli”, “zamansız”, “riskli” bulunuyor ya da “Çok tepki alırız şimdi” diye düşünülüyor.

¡ ¡ ¡

Sezgin Tanrıkulu’na buradan sesleniyorum:

Hiç ama hiç üzülmeyin Sezgin Bey...

Rencide olmayın.

Utanmayın.

Gün gelecek bu ülkede sizin yaptığınız vurgular geçerlilik kazanacak. Bu kesin.

O gün geldiğinde sizin açıklamanızı iptal edenlere ise, utançtan yerin dibine girmek düşecek.


Bodrum Rixos izlenimleri

Büyük, çok büyük bir otel bu... Görkemli giriş kapısından arabayla içeri girdiğinizde yolu en az üç kez şaşırmak garanti.

Lobiyi bulabilmek için görevlilerden yol tarifi almak gerekiyor. O derece yani.

Otelin İçindeki restoran ve kafe sayısı, neredeyse Nişantaşı’nın restoran ve kafe sayısına denk...

Mimarisinde bir Osmanlı ihtişamı, süslemesinde bir Arap motifi, lobisinde Today’s Zaman gazetesi, aydınlatmasında yeşil rengi öne çıksa da artık aşina olduğumuz “tesettür oteli” konseptinden hayli uzak. İki diskosu, limitsiz içki servisi ve harem selamlığa hiç yüz vermeyen ortamlarıyla Antalya’nın “her şey dahil” otellerini andırıyor.

Ama hakkını yemeyelim: Bu lüks ve ihtişam, Antalya’nın “her şey dahil” otellerini pek bir zavallı durumda bırakır.
Oteli genel havası için şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Burası sanki masraftan kaçınmaya hiç gerek duymayacak bir Dubai şeyhinin elinden çıkmış...

Otelin içinde çok sayıda villa var... Resepsiyondaki arkadaştan öğrendiğime göre en lüks villanın gecelik fiyatı 6 bin Euro imiş... Hemen hesap yaptım: 10 gece kalsan 60 bin Euro... Deli para yani... İnsan hepsi “hanut” olsa bile konaklamaya kıyamaz.

Kimler kalıyor burada? En başta deli para kazanan Ruslar... Sonra Kazak burjuvazisi... Başka? Muhafazakâr siyasetçilere yakın olmak isteyen Türk iş âleminin mühim isimleri... Başka? Yeni yükselen Anadolu sermayesinin israfa kaçmaktan pek kaçınmayan temsilcileri... Ve tabii ki Körfez’den gelen “şeyh” ve “emir” aileleri...

Oteldeki görkem ve iddiaya pek de yakışmayan bir modayı saptadım iki dakikada: Burada herkes kendini nargileye vurmuş. Şu kadarını söyleyeyim: Otelin diskolarında bile nargile var... “Lüks Tophane” yani... DJ eşliğinde fokurdatma turizmi.

Bir köşede İstanbul’un fethini yansıtan ünlü resimlerden biri... Onun hemen yanında ise hafif “nü” bir resim... Yan yana duran bu iki resim hem kafa karışıklığını, hem de ulaşılmak istenen sentezi gayet güzel yansıtıyor: Otelin bir yanı alabildiğine çılgın olma ilhamı verirken bir yanı “Sakin ol dostum” diyor.


Üç küçük rica

ELİF ŞAFAK’TAN Kitaplarınızı okuyamıyorum. İstesem de başaramıyorum. Elim gitmiyor. Neden mi? Şundan dolayı: “Kıvamı kaçmış tanıtım ataklarının öznesi olan kitaplar” beni fena halde itiyor. “Sen de amma geri kafalısın” diyebilirsiniz. Ne yapayım, öyleyim... Sevmiyorum kitapların her dakika kafama kakılmasını... Lütfen, hiç değilse şu son kitabınızın tanıtım kampanyasında kıvamı kaçırmayın da bari bu kez kitabınızı okuyabileyim.

DEFNE SAMYELİ’DEN Röportajlarınızda söylemeyi gelenek haline getirdiğiniz “10 yıl sonra dışişleri bakanı olacağım” cümlesi ilginç değil, sempatik değil. “Ay ne şeker” diye karşılanacak bir cümle hiç değil. Bu nedenle vereceğiniz yeni röportajlar için artık yeni bir “şeker cümle” bulmanın vakti geldi de geçiyor bile... Lütfen yeni bir cümle bulun. Hatta bu konuda gerekirse profesyonel bir yardım alın.

FUNDA ARAR’DAN Vatanseverlik, zor zamanlarda zor mesajlar vermeyi gerektirir. Sahnede Türk bayrağı açmak ise en kolay, en ucuz, en risksiz ve sonucu en öngörülebilir atraksiyondur. “Zor zamanlarda zor mesajlar vermek benim harcım değil, ben kendi halinde bir sanatçıyım” diyebilirsiniz. O zaman ben de size “kitleleri tavlamak ve avlamak adına hiç değilse biraz daha yaratıcı olmaya çabalamalısınız” derim.


Hep akılda tutulması gereken birkaç cümle

Duygusallık faşizmin gerekçesi olamaz.

Kürt ile terörist arasında ayrım yapmamak en büyük cinayettir.

Kürtçe ile terör arasında paralellik kurmaya kalkan zihniyet, uçuruma doğru hızla yol almaktadır.

Her türlü faşizm çekilmezdir ama bilhassa cici hanımlar ve cici beylerin faşizmi çok daha çekilmezdir.

Teröristlerin en sevdiği Türk tipi, Kürtleri düşman olarak gören Türklerdir.



Bir teklifim var: Barış mitingi yapalım

Yüz binlerin vakarlı bir kararlılıkla katıldığı...

Türkler ve Kürtlerin el ele verdiği...

“Bitsin artık bu savaş” talebinin dile getirildiği...

Siyasetçileri barış için kararlı adımlar atmaya çağıran ve bu yönde cesaretlendiren...

Türkçe ve Kürtçe barış pankartlarının dalgalandırıldığı...

Şiddetin ve şiddet yanlılarının mahkûm edildiği...

Silahlı güçlere yaslanarak seslerini çıkaranların “korkak” ilan edildiği...

“Artık ölmek ve öldürmek istemiyoruz” diye haykırılan...

Bir kişinin bile ölümüne tahammülün kalmadığının vurgulandığı...

Kısacası... Hesapsız, galeyansız, hezeyansız, ayrımsız, taktiksiz, stratejisiz bir “büyük barış mitingi” yaparak... Halk olarak olaya el koysak...

Ne güzel olur!


Tutuklama üzerine kısa bir muhabbet

GEÇEN gün bir ev sohbetinde hükümet politikalarına tam destek veren bir arkadaş dedi ki:

“Yargının hükümetin kontrolüne girdiğini söylüyorlar. Ama aynı yargı, hükümete yakın olan Deniz Feneri şüphelileri hakkında da tutuklama kararı çıkardı. Demek ki bir kontrol söz konusu değilmiş.”

¡ ¡ ¡

Arkadaşa verdiğim yanıt şu oldu:

“Zekeriya Karaman da, Mustafa Çelik de, Zahid Akman da üç yıldır kaçmadı. Üç yıldır yürütülen soruşturmada bütün deliller elde. Yani karartılacak bir delil de yok. Ama buna rağmen tutuklandılar. Bu durumda iki şey söyleyebiliriz: BİR: Tutuklama artık Türk hukuk sisteminin vazgeçilmez bir cezalandırma yöntemi haline gelmiştir. İKİ: Ergenekonculara, Balyozculara, KCK şüphelilerine, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a ve futbol dünyasının önemli isimlerine tutuklamayı basan zihniyet, Deniz Feneri şüphelilerini bu furyanın dışında isteseydi bile tutamazdı”



Ahmet Hakan
[email protected]
CNN TÜRK Tarafsız Bölge Programı Yapımcısı